• bize dair

    çember – 102

    İkinci döneme hoş geldiniz. Birinci dönem notlarına çember – 101 adlı yazıdan erişebilirsiniz. Eğer ki onu okumadıysanız ve hele ki çembere yabancı iseniz, önce o yazıya gidip sonra buradan devam etmenizi öneririm. Şimdi yavaştan derinleşme zamanı… Bu ve bundan sonraki yazılarda (muhtemel sırada iki tane daha var) çemberin bana en önemli gelen noktalarından birkaçını dillendirmek istiyorum. *** Çemberin en sevdiğim yanlarından biri, herkesle ve her şeyle bir olduğumuzu hatırlatması; özellikle geçtiğimiz yazıda paylaşmış olduğum ilkeler çerçevesinde aktığında (kalpten dinleme, kalpten konuşma, spontanlık ve özde kalma) alanda müthiş bir sevgi, şefkat yoğunluğu oluşması… Hemen her çemberde çoğu kişinin paylaşımında kendimizi buluruz ve özellikle ilk kez oturanlar buna şaşırır; “Sanki hep ben…

  • bana dair,  bize dair

    “Fazla arazisi olan var mııı?” heyecanı!

    Bundan üç gün önce yapmış olduğum “Fazla arazisi olan var mııı?” çağrısına gelen dönüşler içimi öylesine kıpır kıpır etti ve ediyor ki bu kıpırtılara dair bir şeyler yazmazsam beni içeriden patlatacak gibiler. Önce mini bir rapor vereyim: Şu an’a kadar 20-21 kişiden kanlı-canlı somut karşılıklar, teklifler geldi. Müthiş, değil mi!? Kimisi niyetlendiğimizden ve ihtiyacımız olandan küçük, kimisi hiç düşünmediğimiz yerlerde vs. ama hiç önemli değil. Zaten buralardan birine yerleşmek de değil beni asıl heyecanlandıran; bir çağrının zamanı geldiğinde ve kalpten çıktığında, nasıl da büyük bir etki yaratabileceğini göstermesi… Ayrıca ileti sosyal medyada -şu an itibariyle- 50 kere yeniden paylaşıldı ve kim bilir kaç bin kişinin radarına girdi. Çanakkale’den Mersin’e, Ardahan’dan…

  • bana dair,  bize dair

    Fazla arazisi olan var mııı?

    Ön not: Bu yazı sosyal medyada ciddi bir heyecana yol açtı. Bunu tatmak isterseniz, sosyal medyada yapmış olduğum paylaşıma gidip yorumlara göz atabilirsiniz :)) https://www.facebook.com/emrettin/posts/10157547133233845 *** Bu, çok büyük bir konuyu mümkün olan en kısa şekilde özetleme denemesi olacak. Bu yazının sınırlarını aşan birçok detayın olduğu, muhtelif sorular uyandırabileceği ortada. Bunları, dileyenler bu paylaşımın altından sorabilirler, böylece hem diğerleri de aydınlanır hem de aynı zamanda bir fikir teatisi ortamı oluşur. (Herhangi bir sebeple özelden seslenmek isteyenler de buyursunlar elbette.) Dersimiz: Topluluk oluşturuyoruz (inşallah!)Konumuz: Boşta duran uygun arazilerinizi değerlendirme olasılığımız Genel özet: Kiminizin bildiği kiminizin bilmediği üzere, uzun yıllardır ortak bir alanda topluluk olarak yaşama hayalim(iz) var. 2012’den beri etrafımda beliriveren…

  • bana dair,  bize dair

    çember – 101

    Council'de birkaç ana niyetin/ilkenin kolaylaştırıcılığında bir araya gelir ve kendimizi ifade eder, birbirimizi ve alanı dinleriz. Çemberde oluşturduğumuz bütünün, tek tek parçaların toplamından daha büyük bir şey olduğunu; ortaya çıkan ortak bilgeliğin her birimizin aklından, zekasından daha büyük olduğunu biliriz.

  • bize dair

    Yeni Eril’in doğuşu

    Var oluşun, eril ve dişil prensibiyle ne şekilde çalıştığına dair birkaç ay önce, algım ve bilgim yettiğince bir şeyler anlatmıştım. Bütünlüğü sağlayabilmek için, özellikle de bu konularda yeniyseniz, önce o yazıyı okuyup sonra bu yazıya geçmenizi öneririm. (bağlantısı burada: eril-dişil ) *** Derinlemesine tarih bilgisinden veya toplumsal süreçleri bütünsel bir şekilde değerlendirme yetisinden uzak hissediyorum aslında. Fakat içimde, tarihsel gelişimi de kapsayan birtakım değerlendirmeler konuşuyor ve onlara kanal olmam gerekiyormuşum gibi geliyor. Bir zamanlar anaerkil bir dünyada yaşarken bir noktada bu değişmiş ve ataerkil bir döneme girmişiz. Bunun, avcı-toplayıcılıktan tarım devrimine geçişle ve doğanın bir parçası olduğumuz bilişinin, onun sahibi olduğumuz yanılgısına dönüşmesiyle kol kola gittiğini hayâl etmek zor değil.…

  • bana dair,  bize dair

    1,5 çay kaşığı bal

    İki yıl oluyor neredeyse; sevgili Andrew ve Lena ile Time to Heal, Time to Dream (Şifalanma Vakti, Hayâl Etme Vakti) adı altında bir çalışma gerçekleştirdik. Çalışmada bize sunulan araçlardan biri Dream Saloon (Hayâl Odası) idi ve her gün bir ya da iki kere ziyaret ettiğimiz bu güzel alanda kendimize, çevremize, dünyaya dair hayâllerimizi paylaşıyorduk. Burada uçmak tamamen serbestti; sınırlardan özgür takıldığımız; yapılabilirliklerden, olabilirliklerden bağımsız bir serbest uçuş alanı. Bunun önemini belki başka bir yazıda anlatmayı denerim; bu yazıda ise paylaşmak istediğim biraz daha spesifik ve bence çok önemli bir husus var. Hayâl Odası’nda, üç gün içinde iki hayâl kendini ben aracılığıyla duyurmak istedi. Bir tanesi dünya barışıyla ilgili aşırı ütopik…

  • bana dair,  bize dair

    Vooshi Vooshi ve isimsiz badem ağacı

    Bu sabah (21 Mart), tam da her zamanki zengin kahvaltı soframızın tadını çıkarırken tatsız bir durum yaşadık ve bu satırları yazdığım dakikalar itibariyle yaşamaya devam ediyoruz. Ev sahibimiz bir süredir zikrettiği üzere, verandanın sağ tarafındaki “faydasız” badem ağacını ve -galiba bir kez söylediği üzere- evin sol ön tarafındaki canım dut ağacını, ki ismi Vooshi Vooshi idi (Rob vermişti) ve o da “faydasız” ve hatta “zararlı”ydı, kesmeye gelmiş. “Faydasız” görülme sebepleri meyve vermiyor olmaları idi (dut, çok az veriyordu), tahmin edersiniz. Üstüne Vooshi Vooshi’nin bir de “zararlı” olma sebebi ise, tamamen zeytin ağaçlarıyla dolu bahçedeki birkaç zeytinin güneşini engelliyor ve hızla gelişmelerine mahal vermiyor olması idi. Zeytinler, yanılmıyorsam 4-5 yaşındalar. Biz…

  • bize dair

    kut’lu salgın

    İçinden geçmekte olduğumuz süreç, insanoğlu olarak ne kadar kırılgan ve nâmuktedir olduğumuzu, her şeyi kontrol etme yanılsamamızın ne kadar da fos olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ne küresel ısınma bizleri böylesine birleştirebildi, ne dünyada açlık çeken milyonlarca insan ve her gün ölen binlerce çocuk, ne yerlerinden edilen milyonlarca mülteci, ne petrol savaşları ne de suya erişimin hassasiyetinin her geçen gün artması… Hücre çeperi bile olmayan küçücük bir virüs, fiziksel temasımızı geçici olarak servis dışı kılmayı, içimizdeki her türlü korkuyu hoplatmayı, toplumsal hayatı ve ekonomiyi -bir süreliğine de- olsa sekteye (“felce” mi demeliyim?) uğratmayı becerdi. Helâl olsun. Yani, şey… Hayrolsun. O sırada, diğer bir boyutta ise müthiş fırsatlar kendilerini gösteriyor……

  • bana dair,  bize dair

    eş-dost sigorta

    Zaman zaman “Biz kendi devrimimizi yapalım, iyi hoş da dışarıdaki dünya bir anda değişmiyor ya.” benzeri cümleler geçiyor zihnimden ama aslında değişiyor, biliyor musunuz? Bireysel-içsel adımlarım, dış dünyada görünen her durumu bir anda değiştirmese de kendimden bildiğim, her adımımın küçük dünyamdaki her şeye sirayet ettiği ve karşıma çıkan kimselere, durumlara da yansıdığı… Bunu ispatlayamam ama bariz bir şekilde böyle olduğunu söyleyebilirim. Bu girizgâh, şu sıralar yaşamakta olduğumuz bir durumu alternatif bir şekilde karşılamamızın felsefesinin girişi mahiyetinde. Bahsi geçen durumu uzun uzadıya anlatmaya gerek duymuyorum ama işin özü, beklenmedik-sevimsiz bir şeyler oldu ve bir anda bizim için yüklü bir meblağ (7.500 TL) ödeme gerekliliği ortaya çıktı ve karşılaştığımız bu soğuk gerçeklik…

  • bana dair

    savunamayıcılığım

    Bir arkadaşımın sondan bir önce paylaşmış olduğum yazıya (kim bilebilir?) yaptığı yorumda, diğer bir arkadaşıyla konuşurken bir şeyleri savunduğundan bahsetmiş olması; son zamanlarda var olan ve ara ara fark ettiğim bir durumumu yeniden gözümün önüne getirdi: savunamayıcılığım. Herhangi bir şeyi savunmak her geçen gün o kadar yapamadığım bir şey hâline dönüşüyor ki… O yazıda da yazdığım üzere, hiçbir şey bilmediğim ve bilemeyecek olduğum bilgisi o kadar derine nüfuz etmeye başladı ki herhangi bir fikri, duruşu, felsefeyi savunmak o kadar imkansız bir hâle geldi ve geliyor. Mesela sivil toplumda çalıştığım zamanlar, savunuculuk yapan bir örgütte yer almak istiyordum hep. Olması gerekenleri, olan kılmak için gerekli çalışmaları yapan bir örgütte çalışmak ve…