• bana dair,  bize dair

    1,5 çay kaşığı bal

    İki yıl oluyor neredeyse; sevgili Andrew ve Lena ile Time to Heal, Time to Dream (Şifalanma Vakti, Hayâl Etme Vakti) adı altında bir çalışma gerçekleştirdik. Çalışmada bize sunulan araçlardan biri Dream Saloon (Hayâl Odası) idi ve her gün bir ya da iki kere ziyaret ettiğimiz bu güzel alanda kendimize, çevremize, dünyaya dair hayâllerimizi paylaşıyorduk. Burada uçmak tamamen serbestti; sınırlardan özgür takıldığımız; yapılabilirliklerden, olabilirliklerden bağımsız bir serbest uçuş alanı. Bunun önemini belki başka bir yazıda anlatmayı denerim; bu yazıda ise paylaşmak istediğim biraz daha spesifik ve bence çok önemli bir husus var. Hayâl Odası’nda, üç gün içinde iki hayâl kendini ben aracılığıyla duyurmak istedi. Bir tanesi dünya barışıyla ilgili aşırı ütopik…

  • bana dair,  bize dair

    Vooshi Vooshi ve isimsiz badem ağacı

    Bu sabah (21 Mart), tam da her zamanki zengin kahvaltı soframızın tadını çıkarırken tatsız bir durum yaşadık ve bu satırları yazdığım dakikalar itibariyle yaşamaya devam ediyoruz. Ev sahibimiz bir süredir zikrettiği üzere, verandanın sağ tarafındaki “faydasız” badem ağacını ve -galiba bir kez söylediği üzere- evin sol ön tarafındaki canım dut ağacını, ki ismi Vooshi Vooshi idi (Rob vermişti) ve o da “faydasız” ve hatta “zararlı”ydı, kesmeye gelmiş. “Faydasız” görülme sebepleri meyve vermiyor olmaları idi (dut, çok az veriyordu), tahmin edersiniz. Üstüne Vooshi Vooshi’nin bir de “zararlı” olma sebebi ise, tamamen zeytin ağaçlarıyla dolu bahçedeki birkaç zeytinin güneşini engelliyor ve hızla gelişmelerine mahal vermiyor olması idi. Zeytinler, yanılmıyorsam 4-5 yaşındalar. Biz…

  • bize dair

    kut’lu salgın

    İçinden geçmekte olduğumuz süreç, insanoğlu olarak ne kadar kırılgan ve nâmuktedir olduğumuzu, her şeyi kontrol etme yanılsamamızın ne kadar da fos olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Ne küresel ısınma bizleri böylesine birleştirebildi, ne dünyada açlık çeken milyonlarca insan ve her gün ölen binlerce çocuk, ne yerlerinden edilen milyonlarca mülteci, ne petrol savaşları ne de suya erişimin hassasiyetinin her geçen gün artması… Hücre çeperi bile olmayan küçücük bir virüs, fiziksel temasımızı geçici olarak servis dışı kılmayı, içimizdeki her türlü korkuyu hoplatmayı, toplumsal hayatı ve ekonomiyi -bir süreliğine de- olsa sekteye (“felce” mi demeliyim?) uğratmayı becerdi. Helâl olsun. Yani, şey… Hayrolsun. O sırada, diğer bir boyutta ise müthiş fırsatlar kendilerini gösteriyor……

  • bana dair,  bize dair

    eş-dost sigorta

    Zaman zaman “Biz kendi devrimimizi yapalım, iyi hoş da dışarıdaki dünya bir anda değişmiyor ya.” benzeri cümleler geçiyor zihnimden ama aslında değişiyor, biliyor musunuz? Bireysel-içsel adımlarım, dış dünyada görünen her durumu bir anda değiştirmese de kendimden bildiğim, her adımımın küçük dünyamdaki her şeye sirayet ettiği ve karşıma çıkan kimselere, durumlara da yansıdığı… Bunu ispatlayamam ama bariz bir şekilde böyle olduğunu söyleyebilirim. Bu girizgâh, şu sıralar yaşamakta olduğumuz bir durumu alternatif bir şekilde karşılamamızın felsefesinin girişi mahiyetinde. Bahsi geçen durumu uzun uzadıya anlatmaya gerek duymuyorum ama işin özü, beklenmedik-sevimsiz bir şeyler oldu ve bir anda bizim için yüklü bir meblağ (7.500 TL) ödeme gerekliliği ortaya çıktı ve karşılaştığımız bu soğuk gerçeklik…

  • bana dair

    savunamayıcılığım

    Bir arkadaşımın sondan bir önce paylaşmış olduğum yazıya (kim bilebilir?) yaptığı yorumda, diğer bir arkadaşıyla konuşurken bir şeyleri savunduğundan bahsetmiş olması; son zamanlarda var olan ve ara ara fark ettiğim bir durumumu yeniden gözümün önüne getirdi: savunamayıcılığım. Herhangi bir şeyi savunmak her geçen gün o kadar yapamadığım bir şey hâline dönüşüyor ki… O yazıda da yazdığım üzere, hiçbir şey bilmediğim ve bilemeyecek olduğum bilgisi o kadar derine nüfuz etmeye başladı ki herhangi bir fikri, duruşu, felsefeyi savunmak o kadar imkansız bir hâle geldi ve geliyor. Mesela sivil toplumda çalıştığım zamanlar, savunuculuk yapan bir örgütte yer almak istiyordum hep. Olması gerekenleri, olan kılmak için gerekli çalışmaları yapan bir örgütte çalışmak ve…

  • bana dair

    Armağan neymişti?

    Ön not: Bu satırları yazmaya, paylaştığım bir önceki yazıdan (kim bilebilir?) daha önce başlamıştım lakin diğeri araya girip tamamlanırken bu biraz daha demlenmek istedi. İki yazı birbirini tamamlıyor gibi geliyor bana. Diğerinde biraz daha genel ifade ettiklerim burada biraz daha kişisel bir yerden çıktılar. Neyse, aradan çekileyim de okuyun :)) *** Biraz önce Charles Eisenstein’ın Robin McKenna ile olan pek keyifli röportajını dinledim ve içimde ilham perilerinin dolaştığını hissederek yazmaya başlıyorum. Ne çıkacağını bilmemekle birlikte zaman zaman yaşadığım bazı zorlanmalarla bağlanacağını görüyor gibiyim. McKenna, yakınlarda ABD’de yayımlanmış Gift (Armağan) adlı belgeselin yaratıcısı, ki bu belgesel, Lewis Hyde’ın üç kere okumuş olduğum -ve Türkçeye de çevrilmiş olan- muhteşem ötesi kitabı The…

  • bana dair,  bize dair

    kim bilebilir?

    Son zamanlarda ağzımdan ve klavyemden en çok çıkan sözcüklerden biri “hayrolsun”. Gerçi ustalara baktığımız takdirde sorun yok, zaten her şeyin hayır olduğunu söylüyorlar; en şer görünenler de dahil… Bu yaklaşıma iman edince ortada hiçbir sorun kalmıyor. Kendi adıma, her an’ımda değilse bile çoğunlukla bu yaklaşımda kalabildiğimi sanıyorum ancak yolculuğumda dönüp dolaşıp takıldığım birkaç taş var ve bunlar beni tekrar tekrar yere düşürebiliyor. Bu yazıyı yazdığım şu günlerde de bu durumu yaşıyorum mesela. Şu aralar yarı doğruldum fakat henüz tam olarak ayağa kalkamadım. Ve tam bir güven/iman içinde de değilim. Ancak tam güven içinde olmadığım ve her şeydeki hayrı göremediğim, yani hayır-şer ikiliğinde yaşadığım bu tip zamanlarda bile neyin hayır olduğunu,…

  • bize dair

    sadece sen

    “Her nefeste dünya yenilenir.” Rumî Sadece dünya değil elbette, tüm evren anbean yenileniyor. Fakat sanki şöyle bir fark var: Evrenin, içinde insan olmayan kısımlarında süregiden bir düzen ve kendiliğindenlik var. Her şey kaderini yaşıyor; gezegenler, yıldızlar, gök taşları… Herhangi bir gezegen, herhangi bir an’da “dur biraz da şu tarafa doğru döneyim”, “ay bu yörünge baydı, kendime başka bir yıldız bulucam” falan demiyor. Veya bir yıldız, “asla sönmicem, sonsuza kadar yaşıycam” da demiyor mesela. Yandığı kadar yanıyor (tabii milyarlarca yıldan bahsediyoruz), yanması bitince sönüyor ve soğuyor; boş bir ceviz oluyor. Söz konusu insan olunca ise işler değişiyor. Detaylarına ve derinliklerine aklım ermiyor ama erdiği kadar… Bakalım neler çıkacak şimdi… İnsan, bilinçli…

  • bana dair,  bize dair

    kahvaltı ve hikâyeleri

    “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmemAma kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı”-Cemal Süreya- Dün sabahki kahvaltımızın çekici görüntüsü, içimde bunu bir şekilde paylaşma heyecanı oluşturdu. Önce malzemeleri masaya taşıyıp henüz yerleştirmeden -hiç adetim olmadığı üzere- bu muhteşem manzaranın fotoğrafını çektim. Şimdi de kim bilir neler söyleyeceğim üzerine. (Bende sistem genelde böyle çalışıyor: Yazıya bir fikir veya bir duyguyla başlıyorum ve benim de bilmediğim bir yerlere doğru hep birlikte yolculuğa çıkıyoruz.) Bir sofra asla sadece sofranın üzerinde görünen malzemelerden ibaret değil. Her birinin arkasında upuzun hikâyeler saklı. Bakmak istersen, buna gönüllüysen bu hikâyeler kendilerini açarlar. Aynı şey her insan ve her durum için de geçerli. Dikkatimizi vermediğimiz sürece, olan biten her şeyin…

  • bize dair

    the fil ve gözleri bağlı bizler

    Sevmek, ruhun en kıymetli, belki de tek gerçek işi. Her şeyle ve herkesle bir ve bütün olduğumu gerçek anlamda idrak ettiğim zamanlarda ortada sevgiden başka bir şey kalmıyor. Böylesi zamanlarda her ağaç, her ot, her kedi-köpek veya kertenkele ve hatta her insanı olduğu gibi kabul edebiliyorum. “Kötülük” yapanları, “hatalar” yapanları dahil… Tırnak içine almam boşuna değil; neye göre kötü, kime göre hata… (Yazının kalanındaki tırnaklara da dikkat! Her biri göreliliği hatırlatsın.) Bütün dünyayı ve olan-biten her şeyi, -klasik benzetmeyle- kocaman bir fil olarak düşündüğüm ve her birimizin gözleri bağlı bir şekilde bu filin küçücük bir kısmını tuttuğumuz gerçeğini göz önünde bulundurduğumda, herhangi bir konuda herhangi bir yargıda bulunmanın ne kadar…