• bize dair

    sadece sen

    “Her nefeste dünya yenilenir.” Rumî Sadece dünya değil elbette, tüm evren anbean yenileniyor. Fakat sanki şöyle bir fark var: Evrenin, içinde insan olmayan kısımlarında süregiden bir düzen ve kendiliğindenlik var. Her şey kaderini yaşıyor; gezegenler, yıldızlar, gök taşları… Herhangi bir gezegen, herhangi bir an’da “dur biraz da şu tarafa doğru döneyim”, “ay bu yörünge baydı, kendime başka bir yıldız bulucam” falan demiyor. Veya bir yıldız, “asla sönmicem, sonsuza kadar yaşıycam” da demiyor mesela. Yandığı kadar yanıyor (tabii milyarlarca yıldan bahsediyoruz), yanması bitince sönüyor ve soğuyor; boş bir ceviz oluyor. Söz konusu insan olunca ise işler değişiyor. Detaylarına ve derinliklerine aklım ermiyor ama erdiği kadar… Bakalım neler çıkacak şimdi… İnsan, bilinçli…

  • bana dair,  bize dair

    kahvaltı ve hikâyeleri

    “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmemAma kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı”-Cemal Süreya- Dün sabahki kahvaltımızın çekici görüntüsü, içimde bunu bir şekilde paylaşma heyecanı oluşturdu. Önce malzemeleri masaya taşıyıp henüz yerleştirmeden -hiç adetim olmadığı üzere- bu muhteşem manzaranın fotoğrafını çektim. Şimdi de kim bilir neler söyleyeceğim üzerine. (Bende sistem genelde böyle çalışıyor: Yazıya bir fikir veya bir duyguyla başlıyorum ve benim de bilmediğim bir yerlere doğru hep birlikte yolculuğa çıkıyoruz.) Bir sofra asla sadece sofranın üzerinde görünen malzemelerden ibaret değil. Her birinin arkasında upuzun hikâyeler saklı. Bakmak istersen, buna gönüllüysen bu hikâyeler kendilerini açarlar. Aynı şey her insan ve her durum için de geçerli. Dikkatimizi vermediğimiz sürece, olan biten her şeyin…

  • bize dair

    the fil ve gözleri bağlı bizler

    Sevmek, ruhun en kıymetli, belki de tek gerçek işi. Her şeyle ve herkesle bir ve bütün olduğumu gerçek anlamda idrak ettiğim zamanlarda ortada sevgiden başka bir şey kalmıyor. Böylesi zamanlarda her ağaç, her ot, her kedi-köpek veya kertenkele ve hatta her insanı olduğu gibi kabul edebiliyorum. “Kötülük” yapanları, “hatalar” yapanları dahil… Tırnak içine almam boşuna değil; neye göre kötü, kime göre hata… (Yazının kalanındaki tırnaklara da dikkat! Her biri göreliliği hatırlatsın.) Bütün dünyayı ve olan-biten her şeyi, -klasik benzetmeyle- kocaman bir fil olarak düşündüğüm ve her birimizin gözleri bağlı bir şekilde bu filin küçücük bir kısmını tuttuğumuz gerçeğini göz önünde bulundurduğumda, herhangi bir konuda herhangi bir yargıda bulunmanın ne kadar…

  • bize dair

    gözyaşları

    Biliyor musun gözyaşların çok kıymetli, onları sev. Ruhun şifalanma yollarının en başında gelir; hem senle temasta olduğunu gösterir. Geldilerse sana mutlaka bir şey söylüyorlardır; duyularını dört aç. Her zaman sözcüklerle konuşmadıklarını da hatırla; ne söylediklerini işitmek bunu kelimelerle anlamak olmayabilir. Onları sakın tutma; geldiklerinde bırakıver aksınlar. Tutulan gözyaşları bedeninde katılaşır ve hayat akışını tıkar. Hele ki bir can dostun, sevgilinin ya da anne/baba/evladın şahitliğinde teşrif ettilerse ne büyük armağan; hiç tutma, hiç… Birinizden süzülüveren gözyaşlarının nasıl da bir bağlantı fırsatı olduğunu deneyimleyin birlikte. Sözcüklere gerek duymadan… Nasıl bir duygudaşlık; tadından yenmez. Her nerede, her ne koşulda ve durumda, her kimlerle olursan ol; gözyaşların için af dileme. İnsana bahşedilmiş bu muhteşem…

  • bize dair

    eril-dişil

    Son bir yılda birkaç kere katıldığım Meryem’in (Suna) kamplarında en çok özümsediğim konu eril-dişil konusu oldu sanırım. Bütün evrenin eril-dişil enerjiler prensibinde dönedurduğunu algılamaya başladım. Eril ve dişil; yani aktif ve pasif, verici ve alıcı, yapan ve olan, hareketli ve durağan, dışa dönük ve içe dönük… Birbirine karşıt görünebilen bu ikilikler aslında bizleri mükemmel dengeye ulaştıracak anahtarlar. Yaşam, hareketi (eril) getirdiğinde buna, sakinliği ve yavaşlığı (dişil) getirdiğinde de buna uygun davranmak, kaderini* yaşamanın anahtarı gibi görünüyor. Kaderi kısacık tanımlamak gerekirse, küçük benliklerimiz, yani egolarımız araya girmeden yaşamın doğal akışına uygun yaşamamız, böylece de kendimizi gerçekleştirmemiz olarak ifade edebilirim. Buna uygun yaşamadığımızda ise kazalar* meydana geliyor ve kaderin akışkan yolundan sapıyoruz;…

  • bize dair

    Çember ve merkez

    Uzun zamandır hayatımın temel bileşeni olmakla kalmayıp özellikle bu yıl insanlarla da daha fazla paylaştığım çembere dair yazma niyetim var bir süredir. Böylesine basit ilkeler/niyetler etrafında dönen bir uygulamanın nasıl bu kadar güçlü ve derin olduğu benim için hâlâ şaşkınlık konusu. Basit kelimesini doğru anlamak önemli. Geçtiğimiz yılki çemberlerden birinde çember için defaatle kullanmış olduğum bu kelimenin katılımcılardan birini zorladığını duymuştum kendisinden. Uyguladığımız şeyi değersizleştiriyorum gibi gelmişti ona. Her şeyin karmaşıklaştığı günümüz dünyasında basitlikten kaçar hâle gelindiğini, dahası basit’in küçümsendiğini gözlemliyorum. Sanıyorum ki marifet, tam da bu karmaşıklaşan yaşamın içinde basit kalabilmek. Ki bu herkes için o kadar da kolay değil. Evet bunlar sıkça karıştırılan sözcükler ve üstlerine tefekkür edilmesini…

  • bana dair

    gitmek

    7 Nisan 2009’da, bundan tastamam 10 sene önce “yapsam mı… gitsem mi…” yazmışım feysbuk profilimde. Bu 10 yılda köprünün altından ne sular aktı; neler yaptım, ne çok gittim… Neler okudum, neler öğrendim ve unuttum (en çok da unuttum). 10 yıl önceki “yapma”-“gitme” kararını almaya çalışan Emre’den neredeyse eser yok bugün. Gerçi diğer yandan o Emre bugünküne gebeydi; bugünkünün yarınkine olduğu gibi. Tırtılın kozasından çıkıp kelebeğe dönüşmesi işte; zaten tüm hayat da bu sürekli dönüşümden başka nedir ki… Güvenli bir rahme düşüverir, oranın şahane konforlu ortamında serpilir ve zamanı gelince dünyaya gözünü açarsın. Bir ceninken bebeğe, yavaş yavaş bir çocuğa ve yetişkine dönüştükten sonra zamanla yaşlanır ve yeni bir forma geçersin.…

  • bana dair

    İyi ki doğdum da…

    Dün sosyal medyada minik bir mesaj döküldü zihnimden, kalbimden ve parmaklarımdan; buraya da not düşeyim istedim: Tamam iyi ki doğdum falan da acaba niye doğdum? Var mı bir sebep ya da sebepler, yoksa evrendeki sonsuz olasılıklardan tesadüfen ortaya çıkmış bir varlık mıyım sadece? Sebep(ler) olup olmadığını bilmiyorum ama her geçen gün, herhangi bir şeyin tesadüf olmadığını daha derinden idrak ediyorum. Sonsuz büyüklükte bir organizmanın hem bir parçası hem de ta kendisi olduğuma/olduğumuza daha fazla inanmaya başlıyorum. Hâlâ şüpheyle yaklaşsam da gördüğüm, deneyimlediğim her şey, yaşamımın ta kendisi beni “inanmaya” yaklaştırıyor. İnandıkça her şey kolaylaşıyor da… “İyi”-“kötü”, “doğru”-“yanlış” gibi kavramlar, “-meli”,”-malı”lar üstümden her geçen gün biraz daha düşüyor ve olan her…

  • bana dair

    F5

    Kendimi anlatasım, kendimden haber veresim var lakin yazamıyorum bir süredir. Başlayıp başlayıp siliyorum yazıları. Filmlerdeki tıkanmış yazar tipolojisi gibiyim, daktilosuyla yazmaya oturup, sürdüremeyip kağıtları buruşturup sağa sola atar ve bu kağıtlar bir yığına dönüşür ya hani… Sildiğim yazılardan birinden bir kenara ayırdığım şöyle bir paragraf vardı; şu an yazamama sebebimi de anlatıyor biraz: “Gerek kendime gerekse dünyaya dair daha fazla şey öğrendikçe, esasında hiçbir şey bilmediğimi ve bilemeyeceğimi daha iyi idrak ediyorum. O kadar engin bir evrende yaşıyoruz ki bir şeyleri gerçekten anlamak, bilmek ne mümkün!” Bu paragrafta bir şeyler öğrendiğimden dem vurmuşum fakat bugün baktığımda hiçbir şey bildiğim yok kısmı çok daha yoğun. Resetlenmiş ve bembeyaz bir sayfada yeniden başlıyormuşum gibi…

  • bize dair

    ben (?)

    “Var olduğumdan emin değilim, gerçekten. Ben, okuduğum tüm yazarlarım, tanıştığım tüm insanlarım, sevdiğim tüm kadınlarım, ziyaret ettiğim tüm şehirlerim ve tüm atalarımım.” – Jorge Luis Borges Ben neyim? Bedenindeki hücrelerin her biri bugüne kadar milyonlarca forma girmiş ve şu sıralar hasbelkader bende birleşmiş olan, sürekli değişen, yenilenen fiziksel bir organizmayım. Mesela büyük bir kısmım sudan oluşuyor, bu da demek oluyor ki içimde Van Gölü’nden Büyük Okyanus’a, yağan yağmurlardan sayısız hayvanın çişine, her yere girip çıkmış milyonlarca su molekülü var. Katı yapıtaşlarım da farklı değil. Dünyanın ve hatta evrenin oluşumundan beri o formdan bu forma girmiş olan bir sürü molekül, bir şekilde yediğim gıdalara dönüşmüş, sonra da Emre’nin hücreleri oluvermiş. Çok…