Uncategorized

“Siyah Koku”

Çok akıl almaz bir kitap okudum, çok başkaydı…

Kitap yorum yazısı yazabilecek biri değilim bence, zaten bu bi kitap yorum yazısı da değil ama “Bu kitabı okuyun” diye bi çağrı belki. Herkese…

Kitabın adı “Siyah Koku”, yazarı Gülayşe Koçak, Yapı Kredi Yayınları’ndan basılmış, 1.baskısı Şubat 2012.

Aslında kitaptan nasıl haberdar olduğum konusu da ilginç, paylaşasım var: Bahar diye bir arkadaşım var, İstanbul 2010’da beraber gönüllü idik. Yaklaşık 2 yıl görüşmedikten ve karşılaşmadıktan sonra bi konferansta karşılaştık, bu yılın Mayıs’ı, Haziran’ı falan. Biraz sohbet ettik falan, sonra bi anda bana bu kitaptan bahsetti, ne kadar etkilendiğinden falan. Yazarın adını sanını duymamışım, kitabı da ilk kez duyuyorum. Ama bahar o kadar coşkulu ki, not ettim defterime. Bi yandan da hep dertlendiğim bi konudur, okunacak ne çok kitap olduğu, bunlara yetişmenin imkansızlığı falan. Yani kaç yıl sonra gördüğüm bi arkadaşın tavsiyesini yerine getirmemek için binlerce, milyonlarca nedenim de vardı ve muhtemelen getirmezdim de. Ama getirdim! Zira Bahar bana coşkuyla kitaptan bahsettikten kısa bir süre sonra (belki 1 saat, belki öğleden sonraki oturum falan) bir de baktık ki, Gülayşe Koçak tam da arkamızda oturuyor ve biz onunla sohbet ediyoruz. Nasıl fark ettik, ne oldu hiç hatırlamıyorum ama oldu. Hani öyle evren mesaj gönderir, bilmem ne olur, çok inanmam ama gönderdi yahu! Resmen gönderdi.

Yine de defterimde bikaç ay yazılı kalmış kitabın adı, karıştırırken rastgele gördüm aylar sonra. Tam da birkaç kitap siparişi verecektim bir siteden, bunu da ekleyiverdim. Yok kitap gecikti, yok kitaplar geldiğinde ben yollardaydım derken nihayet son 3 günüm bu kitapla geçti. Ama ne geçmek…

Arka kapakta diyor ki; “Gülayşe Koçak’ın tuhaf ve karmaşık bir aşk ilişkisine odaklanan romanı Siyah Koku, arka planındaki insanlık dramları nedeniyle bir kara ütopya olarak da okunabilir, her şeye rağmen umuda çağrı olarak da…”

Bunlar var ama bunlardan çok daha fazlası var kitapta. Dünya farklılaşmış, iyice “plastikleşmiş”, her şey yapay, her şey sahte; yiyecekler, içecekler, davranışlar, gülümsemeler, her şey! Su bile… “Eee bugün de öyle değil mi?” demeyin, çok daha kötü, bin beter. Bu plastik dünyada, tam da yukarıda yazan tarz bir aşk ilişkisini anlatıyor. Ama arka planda şu anda temelini attığımız çevre sorunları var, azınlıklara olan yaklaşımlar ve azınlıklar açısından bakış var; sonra doğa katliamları da var, yaşlılığa olan bakış da, sevgiye ve -özellikle- anne sevgisine bambaşka yaklaşımlar da… Dahası da var hatta ama bu kadar çok şeye değinen bir romanda bunların hiçbiri sakil, alakasız falan da durmuyor. O kadar ustaca yerleştirilmiş ki…

Anlatması çok zor ve beceremediğimin farkındayım ama okuyun bence. Okuyun ve üstüne konuşalım mesela…

Ben en az 1 kere daha okuyacağım yakın gelecekte, zira sindirmek için en az 2 kere okunası…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir