Uncategorized

“Topluluk sigortası (kumbarası)” ???

Son zamanlarda yaşadıklarım, tanıştığım insanlar, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, “Borç vermek istiyorum!” yazıma olan tepkiler* vs. sonrasında iyiden iyiye uçmaya başladım. Nasıl sağlam “topluluk”lar oluştururuz, dünyayı nasıl daha güzel bir yer haline getiririz, güveni nasıl yeniden tesis etmeye başlarız gibi sorular kafamda dönüyor sürekli ve kendimce çözümler bulmaya çalışıyorum.

Yıllardır aklımda dönen bir fikri bugün uygulanabilir bir hale getirmeye başlamış olabilirim. Arkadaşım Emin’le de epey tartıştık. Bu yazıyı okuduktan sonra fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim. Zaten bu fikri hayata geçirirsek hep birlikte geçireceğiz; neyi nasıl yapacağımızı vs.yi hep birlikte belirleyeceğiz. Şimdilik, kafamda oluşan ana hatları aktarmaya çalışacağım sadece.

Bir çeşit topluluk sigortası (kumbarası?) oluşturmayı öneriyorum. Katılımcıların para ödemesi yaptığı, -öncelikle- acil ihtiyacı (hastalık, kaza, şu-bu…) olan kişilerin bu kumbaradan para kullanabilecekleri bir sistem oluşturalım. Burada her şey %100 güvene dayalı olacak. Belgeler, fişler, faturalar olmayacak; zaman ve para kaybına yol açacak, zamanla profesyonel çalışana ihtiyaç duyan bir sistem olmayacak; “söz”e güvenilecek, insanların samimiyetine inanılacak; kişiler ihtiyaçlarını dile getirecek ve sistemden para talep edecekler, o hafta (ya da ay) -her ay yeniden kura ile belirlenmiş ve- toplanmış olan komisyon gelen talepleri inceleyerek eldeki parayı hangi kişiye/kişilere vereceğini kararlaştıracak. Para bu kişiye/kişilere ulaştırılacak. Her hafta (ya da ay) sonunda hangi kişilerin hangi ihtiyaçlarının karşılandığı tüm katılımcılarla paylaşılacak.

Süreç kabaca bu şekilde ilerleyecek. Akla çok fazla soru geliyor, biliyorum; o soruların cevaplarını beraber bulmamız gerekiyor. Bir anda aklıma gelen sorular: Herkes aynı miktarda mı katkı verecek, gelire göre mi veya insanlar tamamen gönüllü olarak ne ödemek isterlerse onu mu ödeyecekler; en başta bir grup buna başlayacak ve devam mı edecek, yoksa her zaman katılımlar mümkün olacak mı; çok büyüyüp hantallaşmaması için grup katılımcı sayısı belirli bir sayı ile (örneğin 500) sınırlandırılacak mı; o ay/hafta kullanılmayan para olduğu takdirde, katılımcılara geri mi verilecek, yoksa “kasa”da para birikmesi daha mı iyi; o haftanın/ayın komisyonunun verdiği karara itiraz hakkı olacak mı, olursa -yine kurayla- itiraz kurulu mu belirlemek gerekecek; açılan banka hesabı kim(ler)in adına açılacak, para çekme/havale etme yetkisi nasıl belirlenecek; olası suistimaller engellenebilecek mi; … …

Çok daha fazlası da var, ama bütün bunlar topluluk tarafından karara bağlanabilir. Benim üzerinde tartışmak istemediğim tek konu, sonsuz güvenle yaklaşma konusu. İnsanların sözlerinin yanlış/yalan olduğuna dair herhangi bir şüphenin duyulmayacağı, sözün senet olduğu bir topluluk oluşturulmalı. Bugünün dünyasından daha farklı pencerelerden bakmanın, katılımcıların “ben buradan ne alırım?” düşüncesiyle değil de “hangimizin ihtiyacı olursa kullansın, ne güzel!” fikriyle katkıda bulunacağı ve komisyonun da en doğru kararları alacağına inanıldığı bir topluluk.

Bu arada en önemli kısımlardan biri de, bunun önünde hukuki bir engel olup olmadığı konusu. Bu, kesinlikle öğrenilmesi gereken çok önemli bir konu. Avukat arkadaşlar fikirlerini paylaşırlarsa çok sevinirim.

Fazla uzatmak istemiyorum ama okuyanların konuyla ilgili olumlu/olumsuz yorumlarını duymayı çok istiyorum. İsteyenlerin, herkesin görebileceği şekilde bu yazının altına yorum yazmalarını, isteyenlerin de emreertegun@gmail.com adresinden bana e-posta göndermelerini rica ediyorum.

Daha güzel, daha romantik bir dünyaya…

* 2.000 TL’yi iki kişiye verdim. ((:

12 Yorum

  • Adsız

    Emre, bence güzel bir fikir, uygulanabilse çok güzel olabilir. Fakat Türk insanı böyle bir şeye hazır değil bence. Bunu kötü niyetli kullanacak çok insan çıkacaktır. Sözüne güvenilir kaç kişi tanıyorsun? Hele ki İstanbul'da!

  • Aysu Erdoğdu

    "Altın günü"nü anımsattı bana. Az önce eve yürürken bizim kültürdeki hediye ekonomisine örnek sistemleri düşünüyordum, bak yazını okuyunca altın gününün farkına vardım, sağolasın Emre (:

  • emre

    Helitron'a – Bana kalırsa hazır olmadığımızı düşünürsek, hazır değilizdir. Ama yaparsak olur, ve bunun önündeki engel de bizden başkası değil. Ben sözüne güvenilir çok kişi tanıyorum, hatta -belki safça ama gururla- ben herkese güveniyorum. Kaldı ki burada küçük katkılar yapılmasını öngörüyorum, en azından başta.

    Aysu'ya – Rica ederim ama altın günü mantığından uzak bir şey bence bu. Altın gününde kesin bir karşılıklılık esas, herkes sırası geldiğinde ödemenin kendisine yapılacağından emin. Buna hediye ekonomisi demeyi de doğru bulmuyorum, kendi adıma. Burada ise, kimin ihtiyacı olacak, kimin olmayacak, ihtiyacın olsa bile alacak mısın; bunların garantisi yok. Sadece tam bir iyi niyetle, ortaya bir miktar koymaktan ve zamanı gelince her kimin ihtiyacı varsa onun kullanmasından bahsediyorum.

  • Adsız

    Bahsettiğim sen ben değil zaten, sen ben tabi ki yürütebiliriz.. Az olur çok olur miktar da önemli değil, fakat kişi sayısı genişlediğinde iş kontrolden çıkabilir diye düşünüyorum. Bizim insanımız hazır değil derken şöyle bir örnek vereyim: Mesela yanı başımızda Yunanistan'da metroya binerken turnike yok ama bileti okutma yeri var ve herkes geçerken biletini okutup geçiyor. Otobüse binerken de biletleri kontrol eden kimse yok, fakat herkes biletini alıp biniyor yine.. Bizim burda yap aynı sistemi, abartmıyorum metroya binenlerin en az yarısı bilet almadan geçer 🙂 Bence bu tamamen toplum bilinci ile ilgili bir şey ve bizim toplumda henüz böyle bir bilinç yok.. Herkes hep bana hep bana mantığı ile çalıştığı için, toplum yararını kimse düşünmez… Ben Boğaz köprüsünden geçerken otobüsün camından dışarı pet şişe atan adam gördüm 🙂 Sözün özü, senin sistem gelişmiş toplumlarda iyi çalışır ama bizde çok zor gibi geliyor bana..

  • nanaxan

    Doğrusu helitron'a öncelikli söylemek isterim; doğru insanın bu grupta olmasını sağladığın sürece -ki sonrasında da bireyleri buna göre bilinçlendirdiğimizde bence gayet başarılı olabilir. Bir insanı tanımak, gerçekten önemli

  • Tijen

    Emre,
    Sana katılıyorum. Güvenmeyi seçersek güveniriz. Biz güvenirsek güvenen insanları çekeriz. Dediğin gibi, çok ufak miktarlarla başlanabilir. Her hafta 10 tl verse bir kişi diyelim, 500 kişi olsa haftada 5 bin tl birikir kasada ki bu müthiş bir rakam olur. Grup içinde kimsenin ihtiyacı olmadığı zamanlarda da güvenilen yerlere bağışlanabilir para yahut bir topluluk evi yapılır/alınır/kiralanır, ihtiyacı olan insanlar geçici olarak orada yaşar yahut oraya dinlenmeye, şifalanmaya, buluşmaya gelir… Mesela. Bunlar fikirler. Eski kooperatif mantığına benzer bir şey bu yahut okullarda bir yardım sandığı olurdu. Hatırlarım çocukluğumdan, annem öğretmendi ve okullarında bir yardım sandığı vardı. Şimdi sordum, o oradan para alındığını hatırlamıyor ama biriken parayla toptan erzak alınırmış ucuz fiyata, öyle dedi. Ben para da alındığını hatırlıyorum ama sanırım o Emekli Sandığı imiş (şimdi SGK oldu hepsi ama). Buradan çıkarak belki kendimize değil ihtiyaç sahibi kişilere erzak/giysi/yakıt/çocuğa okul parası/kendini geliştirmesi için kurs parası vs olarak kullanabiliriz. Hukuki boyutunu bilmiyorum olayın ama herkes kendi rızasıyla ortak bir hesaba düzenli/ufak para aktarsa ve aramızdan seçilecek (belli aralıklarla değiştirilebilir) bir grup hesabın kontrolünü sağlasa ve aylık (mesela) rapor verse herkese… Olmasını çok isterim. Seve seve parçası da olurum.

  • Olympos Flora Akdeniz Bahçesi

    Bravo Emre, iyiniyetinle kalbinden geçirdiğin dünyayı anlatmışsın. Ne güzel, Kutsal Ekonomi kitabının yazarı Charles Eisenstein da kalplerimizin bize mümkün olduğunu söylediği daha güzel bir dünyadan söz ediyor. Bu temelde ortaya çıkan/çıkacak çözüm önerileri de pek çok, sürdürülebilir olması olabilirliğine inanan ve birbirini tanıyan küçük gruplar arasında olması kadar olası bir şey. Hemen bugünden başlayabileceğimiz bir sistem. Sen çok güzel bir adım attın, gerisini heyecanla bekliyorum. Fikirler ve ilhamlar uçuşuyor bu ara…

  • neslihan

    Emre bu fikrin bana Osmanli tarihinde gecen sadaka taşlarını hatırlattı. Kısa bır alıntıyla açıklayayım:
    'Sağ elin verdiğinden sol elin haberi bile olmazdı. İhtiyaç sahibi olup da dilenemeyen, derdini kimseciklere açamayanlar için düşünülmüş bir şey vardı ki o, “sadaka taşı” denen taş bloklardı. Bu taşları kimlerin ne zaman ve nerelere diktikleri hususunda tam bir bilgi olmamakla birlikte o zamanki sosyal hayatın bir parçası olan sadaka taşları bir dönem fakir fukaranın umut kapısıydı. Genellikle cami veya türbelerin köşe yerlerinde olan sadaka taşları, ortası çukur mermer bloklardan olup bir buçuk-iki metre yüksekliğinde idi. Fakir dilenmekten, zengin riya ve gösterişten çekindiği için sadakalarını buraya koyar, fakir de gece vakti gelip ihtiyacı kadarını buradan alıp, geriye kalanını kendisi gibi bir başka fakire bırakırdı. Öyle ki sadaka taşlarının bulunduğu yerler sadaka verenin de, alanın da görülmeyeceği bir şekilde düşünülmüştü. İstanbul’un bilindiği kadarıyla dört yerinde sadaka taşı vardı: Üsküdar’da Gülfem Hatun Camii’nin avlusunda, yine Üsküdar Doğancılar’da, Karacaahmet’te ve Kocamustafapaşa’daydı. Bugün bu taşlardan sadece bir tanesi, Üsküdar Doğancılar’daki İmrahor Caddesi üzerinde dikili olanı yarısından fazlası toprağa gömülü vaziyette duruyor. Osmanlı dönemi sosyal dayanışmasının bu en güzel örneğinin son vesikası olan sadaka taşını ne yazık ki çevre esnafından başka kimse tanımıyor. Bir zamanlar zenginin sevap, fakirin nafaka beklediği sadaka taşı şimdileri yalnız, ne kendine, ne de bir başkasına hayrı var…'
    yazının tamamı için http://www.sezgiler.com/tarih/osmanli-devleti/osmanli-halkina-el-actirmaz/
    Bence ornek alınabilecek başarılı bir uygulama ve bunun modernize edilmiş hali senin fikrine oldukça yakın. tebrik ederim

  • Aşçı Fok

    Düşünce güzel. İşlerilği nasıl olur onu düşünüp taşınıp kararlaştırmalı. Sanırım o yüzden grup oluşturuluyor. Her toplumun kendi içinde bu tür yardımlaşma yöntemleri varolmuş, Neslihan'ın da dediği gibi. Ayrıca Masonik uygulamalarda da vardır bu sağ elin verdiğini sol elin görmemesi. Ortaya torba dolaştırılır. İmkanı olan para bırakır o torbaya, ihtiyacı olan da alır.
    Yıllar önce 1996-2000 yıllarında Siyaz Enstalasyon evini kurduğumda, benim uygulamaya çalıştığım yöntem de buydu. Parası olan veriyordu, olmayan vermiyor vermediği gibi o ortamın bütün imkanlarından yararlanıp yiyip içip gidiyordu 🙂
    Sonuç ne mi oldu? Onu bilahere anlatırım… Kolay gelsin arkadaşlar, isteyince olmayacak şey yoktur. Gönüllülüktür aslolan. Tebrikler…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir