Uncategorized

İnsan keyiften ölür mü?

Yok yok, artık bu kadarı gerçekten de fazla geliyor bana. Likya Yolu yürüyüşü artık zirveye ulaştığım anlardan ibaretti zaten. Zaman zaman mutluluktan, keyif almaktan deliricem falan sanıyorum. Yürürken birkaç kere Burcu’ya da dedim zaten “şimdi ölsem zirvede bırakmış olurum yeminlen” diye… O anlardan birinde biraz yüksekteydik de deniz seviyesinden, sırf teşbihle kalmamış olurdu mesela.

Sonra çevremdeki bir sürü güzel insan da fazla gelmeye başladı artık. Bunu tam da bugün fark ettim, uzun süren oflayn olma durumu sonrası görüşmek, konuşmak istediğim o kadar çok insan olduğunu gördüm ki, hangi birine, nasıl yetişeceğimi bilemiyorum. Yok öyle bir kez görüşüp hasret gidermek de yetmiyor ki, sürekli, hadi bilemedin çok sık birlikte olmak istiyorum. Nasıl olacak ki bu… Onlarcası var, dağılmışlar Türkiye’nin şehirlerine, birkaçı da yurt dışına…

Bi’ şu son Jam eksikti zaten, iyice şahbaz olduk. 20 aşırı güzel insan daha eklendi bu güzel çevreye. Bir aydır türlü toplaşmalarla orada burada görüşüp-buluşup durdular; dertleniyorum kendimi klonlayıp ikinci emre’yi gönderemediğim için o buluşmalara. E bunun ilk jam tayfası var -ki bir kısmıyla pek açtık arayı ve çok özlüyorum, mis gibin TEGV tayfası var gözümde tüten, İstanbul’daki diğer arkadaşlar var, ailesi-akrabası var,  çoğuyla son 1 yılda tanıştığım bir dolu değişik ve deli insanı var; var oğlu var…

Yaptığım her şeyi, başıma gelen her şeyi çok seviyorum; yediğim yemeği çok seviyorum; otostop çekerken oluşan hikayeleri çok seviyorum; doğada yürürkenki keşifleri, gözlemleri çok seviyorum; konuşmayı çok seviyorum ama susmayı da en az o kadar çok seviyorum; çayı çok seviyorum ama yeri geldiğinde sallama ile de memnuniyetle idare ediyorum; o çayın yanında yediğim keki-pastayı da çok seviyorum, kendimi tutup hiçbir şey yememeyi başarmayı da (bunu çok sık yapamıyorum ama orasını karıştırmayalım); bu göçebe hali de çok seviyorum, yerleşikliği de özlüyorum; yemeğe azıcık zaman ayırabilecek kadar yoğun olmayı da seviyorum, tüm günümü yemek yapmaya ve sonrasında da yemeye ayırmayı da; bir haftada 3 kitap okumayı da, 3 ay hiç kitap okumamayı da; çok gezerek çok bilmeyi de, çok okuyarak çok bilmeyi de, aslında pek bir şey bilmemeyi de…

Biber dolması yapmış annem; hadi birincide çok keyif aldın, ahhladın ohhladın, hadi ikincisinde de aynen; gidip üçüncüyü koyduğunda nasıl aynı şekilde kendinden geçiyorsun be adam? Ertesi gün aynı dolmayı ısıttığında da durum değişmiyor, yemek bittikten ve tamamen doyduktan sonra kalan salatayı yine aynı mestlikte yerken de… Likya yolunda 21 gün süren yürüyüşte her allahın günü yediğim tahin-pekmezde ohhlamadığım tek bir lokma olmaz mı yahu? 30 kere yapmış olsak ve her seferinde en az 10 kere ekmeği bandırmış olsam, nerden baksan 300 ohhlamaktan bahsediyoruz. 21. gün hala ağaçlara ve güzel doğaya ohhlaması da var bunun, efor sarf edip nefesin kesildikçe bundan ayrı bir keyif alıp türlü değişik ohhlamalar getirmesi de…

Bütün bunları niye yazdığımı inanın bilmiyorum. İçin doldu taştı da dışarı çıkarasım ve paylaşasım geldi. Ha bi de belki bi’ yol gösteren olur, dedim. Bu kadar güzel insana nasıl yetişicem, bu kadar keyifle nasıl baş edicem; ohh fazlalığından başıma bir şey gelirse ne olacak gibi sorular var kafamda.

—————————————–
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi’ ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

6 Yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir