armağan ekonomisi,  doğada yaşamak,  permakültür,  sürdürülebilirlik,  topluluk oluşturma,  tüketim,  üretim fazlası tarımsal ürün

Topluluk oluştururken – 1

Doğada, güzel bir toplulukla birlikte yaşamaya ilişkin hayallerim güçleniyor ya, kafamda da bununla ilgili bin bir tilki dolaşıyor. Bunları da ara ara yazmak istiyorum. Konu çok geniş olduğu ve aslında konuyla ilgili temellerim çok da güçlü olmadığı için bütünlüğü sağlamam zor olabilir, ama elimden geldiği kadar işte… Mesela bu yazıda, işin maddi boyutuna bir giriş yapmaya çalıştım.
——————-
Benim tez canlı kalbim bazen istiyor ki, hemencecik kendine yeten bir topluluk oluverelim, dışarıdan hiçbir şeye ihtiyaç duymayan bir topluluk olsun. Sonra buna hemen ulaşamayacağımı görmek bazen rahatsız ediyor beni. Çok saçma tabii, hepi topu 1,5 yıldır falan bu düşüncelerle ve hissiyatla dolmaya başlamış biri olarak o kadar hızlı gitmek istemem çok anlamlı değil. Kaldı ki, aşağıda da açıklayacağım üzere bu pek mümkün de değil, aslında tam olarak istediğim şey de…
Kişisel durumumu bir yana bırakırsak… Şu anda birçoklarımızın hayatını şehir, modern teknolojiler ve bunların çevresinde dönen şeyler oluşturuyor; ayrıca seyahati var, bilmemnesi var… Bunlardan tamamen vazgeçip ‘Kendi küçük dünyamı kuracağım ve orada kalacağım.’ diyenler için belki nispeten daha kolay aslında kendine yetebilmek. Ama yine kaçınılmaz olarak başkalarının varlığına ihtiyacım var. Bir kişinin ya da bir çiftin, beslenme için ihtiyaç duyduğu tüm meyve-sebze, hayvan ve hayvansal ürünleri <veganlık veya vejetaryenlik halleri, işin bu kısmını daha da kolaylaştırıyor elbette> üretmesi pek olası görünmüyor bana. Ya da şöyle diyelim, belki teknik olarak mümkün ama en azından şehirlerde büyümüş birçoklarımız için değil. Ayrıca bunun barınma ihtiyacını gidermesi var, kılık kıyafeti var, tamirat vs.si var… Bunlar belki bir şekilde hallolsa bile bence bunlardan da önemlisi; sosyalleşme, paylaşma, kendimizi ifade etme, görülme ihtiyaçlarımızı karşılamak için de, bir topluluk içinde var olma gerekliliğimiz.
Yani sadece temel ihtiyaçlarımızı gidermenin yeterli olacağını düşünüyorsak, bunu yeterince geniş bir toplulukta büyük oranda kotarabileceğimizi düşünüyorum. Ama telefon, bilgisayar, internet kullanmaya, seyahat etmeye devam etmek istediğimiz takdirde, dışarıdan kaynak girişine ve çıkışına da izin vermemiz gerekecek. Ben şimdilik -ve aslında muhtemelen hiçbir zaman da öyle olmayacak- kapanma taraftarı değilim. Bunu yapmak için içsel bir isteğim olmaması bir yana, kuracağımız güzel toplulukların daha fazla kişi tarafından fark edilmesi, görülmesi, örnek alınması; aynı şekilde topluluk üyelerinin de dışarıdan beslenmelerinin, Türkiye’deki ve dünyadaki farklı örneklerden, kişi ve topluluklardan ilhamlanmalarının ve farklı açılımlar getirmelerinin, oluşturulan topluluğun da sürekli gelişmesinin ve yenilenmesinin önemli olduğunu düşünüyorum. Özlediğim dünyayı kendi hayatımda kurmak iyi güzel de neden bununla yetineyim ki? Neden dünyayı da değiştirmeye niyetlenmeyeyim? Dolayısıyla dış dünyadan kopuk bir topluluk oluşturmak, en başta yazdığımın aksine aslında benim için cazip değil.
Peki ya işin maddi boyutları… Şöyle diyelim kabaca: Doğada, severek yaşayabileceğimiz bir yerde bir arazimiz varsa (veya topluluktaki kişilerin bir veya birkaçının veya her birinin birikimiyle satın alabiliyorsak) ve bunun üzerine ev ve -varsa- diğer ihtiyaç duyacağımız yapıları inşa edebileceğimiz bir başlangıç paramız varsa (yok yok, çok büyük paralar lazım değil, merak etmeyin; ben de yeni yeni öğrenip şaşırıyorum; mesela aynı zamanda çok sağlıklı, nefes alan ve ısı izolasyonu konusunda da çok verimli olan saman evleri, içiyle dışıyla, mutfağıyla vs.si ile birlikte 20-25 bin TL’ye yapabiliyormuşuz.) başlangıç için çok da beklememize gerek yoktur belki.
Bu arada bütün bunları, birbirini seven, birlikte yaşamaya hevesli bir topluluk olduğumuz varsayımı altında yazıyorum. Asıl işin en çetin kısmı da bu bence, ama bu yazıda bununla ilgili bir şey yazmayacağım. Burada pratik noktalara değinerek bu hayata atılmanın maddi temellerinin, birçoğumuzun sandığı kadar zor olmadığının ve eğer harekete geçmek istiyorsak, bunun için yıllarca beklememizin, hayalleri ertelememizin gerekmediğinin altını çizmek istiyorum sadece.
Neyse efendim, nerede kaldık… Bir yerimiz var ve ev(ler)i de kurduk mu? Şimdi geldik yaşamı idame ettirmeye… Barınmayı ve diğer sabit masrafları -bir şekilde- eldeki avuçtaki kaynakla karşıladıktan sonrası daha kolay aslında. Yani en azından temel ihtiyaçlarımızı karşılamamız… Zira son 1,5 yıldır şehirdeki ve kırsaldaki pratiklerimde görüyorum ki, bir kişinin beslenmesi için günde ortalama 5-6 TL yetiyor da artıyor bile. (Evet, burada sigara, alkol yok; et tüketimi de yok ya da az.) Hadi diğer kişisel masraflar vs. ile birlikte günlük 10 TL’ye -ve dolayısıyla aylık 300 TL’ye- yuvarlayalım. Isınma, internet, belki pazar vs. için yakın yerlere araçla gidip gelmeleri falan da eklediğimizde ayda kişi başı en fazla 500 TL (1) ile gayet de geçinilebileceğini, yani en azından temel ihtiyaçlarımızı rahatça karşılayabileceğimizi görüyoruz. Burada topluluğun büyüklüğü de maliyetleri olumlu anlamda etkileyecek ve düşürecek bu arada. Mesela 2 kişi yerine 8 kişiye yemek yapmak maliyeti çok daha düşürür; aynı şekilde 4 ayrı evin yaşam alanlarını ısıtmalarıyla, 8 kişinin ortak bir yaşam alanını ısıtmaları yakacak maliyetini düşürür; bir sürü internet bağlantısı yerine bir bağlantının herkese yetecek olması, bir sürü bilgisayar yerine birkaç kişiye bir bilgisayar düşmesi vs… Bu örnekleri her türlü kaleme yayabiliriz ve hep aynı sonuca ulaşırız. Daha fazla kişiden oluşan bir toplulukta kişi başı tüketim azalacaktır, burası ekonomik bir gerçek. Yani yukarıda kişi başı aylık 500 TL’den bahsettim ama özellikle topluluk olarak yaşandığı takdirde kişi başı aylık maliyetin 400 ve hatta 300 TL’lere düşeceğini söyleyebilirim. Bütün bunlar tecrübelerimden ve gözlemlerimden ve biraz da tahmin ve öngörülerimden damıttıklarım bu arada. Yani elbette kesinlik içermeyen ve kişiden kişiye, topluluktan topluluğa, istek ve ihtiyaçlara ve konfor arayışına göre değişecek şeyler. Ama ana mantık çok değişmeyecektir.
Farkındaysanız gerçekten yüksek olmayan maliyetler söz konusu ve burada henüz herhangi bir üretim olmadığı varsayımı altında. Yani kişi başı 200 veya 300 TL’lik bir gıda harcamasından bahsettim ama kendi sebzemizi, tavuğumuzu, keçimizi yetiştirmeye başladığımız anda bu maliyet birden bire çok düşecek; belki yarı yarıya, belki daha da çok. Ve bu düşüşün çok kısa sürede gerçekleşeceğini söyleyebilirim. Meyve işleri belki biraz daha uzun vadeli, veya ununu, yağını üretmek de öyle olabilir ama doğanın kendiliğinden cömertçe sunduğu otları toplayarak beslenmek; yazlık-kışlık sebzeni yetiştirmek, toprak da uygunsa ve toplulukta bu işlerden anlayan birileri varsa hemen başlayabileceğimiz ve bir mevsim sonra kendi ürettiklerimizi yemek, ne mutlu ki hızlıca gerçekleşebilecek bir şey.
Bu şekilde, kısa vadede gıda masrafımızın belki yarısını, orta vadede ise büyük bir kısmını karşılayacağımızı düşünüyorum. Bu durumda da, sadece muhtemelen asla üretemeyeceğimiz internet (2), cep telefonu, gerekiyorsa bazı mutfak aletleri (3) vb. gibi şeyleri satın almak için hala dışarıya bağımlılığımız olacaktır. Veya seyahat etmek istedikçe (4) bir miktar paraya… Bunlardan tamamen soyutlanmak istemediğimiz varsayımı altında (yani en azından ben bunu istemiyorum), bunları karşılamak için bir miktar para kazanmamız gerekecektir. İşte bu parayı da, -eğer varsa- üretim fazlası tarımsal ürünleri satarak, belki birkaç oda ya da bu amaçla inşa edilmiş kulübeyi eko-turizm amacıyla ziyaretçilere açarak, tüm alanı çeşitli organizasyonların düzenlenmesi için topluluklara, toplantılara açarak veya gerekiyorsa topluluk üyelerinin dışarıda kısa süreli işlerde çalışmasıyla karşılayabiliriz.
Bu seçeneklerin her biri -ve daha farklı yollar da- aklıma yatıyor. Kişilerin ne istediğine ve vizyonlarına bakar sadece. Ama işin bu boyutunda bir ‘olmazsa olmaz’ım, bir de ‘olursa çok iyi olur’um var. Aslında ikincisi de ‘olmazsa olmaz’ gibi bir noktada artık benim için. 
Birincisi, her ne yapıyorsak bunun topluluğun etik değerlerine uygun olması gerekliliği. Bu yazıda herhangi bir etik değer vs. tanımlamadım gerçi ama mesela herhangi bir petrol şirketinin toplaşmasının burada yapılması ve topluluğun bundan para elde etmesini istemem kendi adıma, hem de asla. Veya bir topluluk üyesinin kazanacağı parayı bir hızlı yemek restoranında çalışarak elde etmesini de istemem. Yani madem ekonomik olarak topluluk dışına bir miktar bağlı kalacağız, bu bağlılığın sadece hayal ettiğimiz dünyayı güçlendirmemize yol açacak bir düzeyde var olmasını istiyorum.
‘Olmazsa olmaz’a çok yakın duran ‘olursa çok iyi olur’uma gelince de, her ne yapıyorsak bunu armağan ekonomisinde yapmayı istiyor olmam. Ürettiğimiz somut/soyut hiçbir ürün, ev sahipliği yaptığımız hiçbir organizasyon veya hiçbir ziyaretçi için önceden belirlenmiş ücretler belirlemek istemiyorum. Ben istiyorum ki bu topluluk(lar)dan her ne çıkıyorsa özgürce çıksın, ne yaratabiliyorsak yaratıverelim, ne üretebiliyorsak üretiverelim, ne sunabiliyorsak sunuverelim; ve bırakalım onları, özgürce salalım ortak kullanıma; sonra da görelim bakalım ne geliyor karşılığında. Benim içim, karşılığını yeterli derecede alma konusunda çok rahat. Bireysel hayatımda fazlaca gözlemlediğim bu durumun genele de yayılacağını hayal etmek çok da naiflik olmasa gerek. Haa, naiflik olsa ne olur; ayrı…
(1) İnanmazsanız bir ay boyunca harcamalarınızı bir yere not edin. Kirayı, dışarıda yemek yemeleri, ihtiyacınız olmadığı halde tükettiklerinizi çıkarın ve temel ihtiyaçlarınız için ne kadar harcama yaptığınızı kendiniz görün. Ve evet, 500 TL şehirde de yetiyor, aslında fazla fazla yetiyor.

(2), (3), (4) – Gerçi henüz geçenlerde kendi internetimizi de ücretsiz olarak üretmenin hiç de zor olmadığını duydum. Ancak detaylara hakim değilim. Bununla birlikte cep telefonu, mutfak aleti veya -ne bileyim- musluk bataryası ihtiyacı duyduğumuzda, bunların her birine paylaşım ekonomisi kapsamında bir yerlerden ulaşabiliyoruz artık. Seyahate gelince de, otostop ne güne duruyor azizim? Hem çok keyifli ve yepyeni insanlarla tanışma fırsatı, hem de bedava!

——————————
Günler sonra ekleme: Güzel bir tesadüf, aynı minvalde ama çok daha bilgi ve tecrübeye dayanan bir yazıyı Alakır Nehri paylaştı 2 gün önce. Hem daha fazla bilgiye dayanan, hem de aslında bu işlerin benim yazdığımdan da kolay ve maliyetsiz olduğunu anlatan bir yazı için buraya buyrun.

Topluluk Oluştururken – 2
Topluluk Oluştururken – 3

—————————————–
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi’ ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir