Uncategorized

… zamanı geldi

Uzun zamandır gündemden bilerek, isteyerek ve memnuniyetle uzak duruyorum; ancak bugünlerde olan biteni (gündemdeki yolsuzluk muhabbetlerinden bahsediyorum tabii) göz ucuyla da olsa takip ediyorum. Ortaya çıkanlar elbette -ve maalesef- ki şaşırtmıyor ama çıkış şekli ve bu efendi-hoca kapışmasının önemli sonuçları olacak gibi. Göz ucu takibimle ve okuduğum 3-5 köşe yazısıyla bunları tahlil etmeye yeltenecek değilim elbet. Sadece şu hissiyatımı paylaşasım geldi -ki bu minvalde hisseden bir sürü kişi olduğunu biliyorum- : Siyasetin ve sistemin gelmiş olduğu durum gerçekten çok büyük bir kepazelik. Oyuncak gibi oynuyorlar kanunlarla, parayla, bizlerle. Oynuyorlar da; olayların büyümesi, bu adamların bir şekilde düşmeleri ve başka herhangi bir ‘sistem partisi’nin başa gelmesi söz konusu olursa ne olur ki? Çok da sevinecek bir şey değil; en azından benim için… Zira sorun o parti – bu adam sorunu değil ki; topyekün sistem sorunlu. Doğayı yağmalamayı, bir diğerini sollamak için amansız rekabeti, bu güzelim dünyayı maddi-manevi çirkinleştirmeyi ödüllendiren bir sistemden benim beklentim yok.

Bir süredir aynı minvalde yaza/söyleye-geldiğim üzere, yapmamız gereken: ‘yeni’yi kurmak; bu da bambaşka mücadele biçimlerini getiriyor (‘mücadele’ bile demek istemiyorum ya…): Toplumsal bazda Gezi direnişi/dirilişi gibi toplumsal kalkışmaların ve yeni-yaratıcı sivil itaatsizlik eylemlerinin devamını getirmeli, Gezi sonrası ivme kazanan birbirimizi besleme kanallarını açık tutmalı ve büyütmeli; siyasi tarafla çok fazla hemhal olmanın bence pek anlamı yok ama artık görece daha yoğun ve sıkça tepki göstermeye başlayıp zaman zaman güzel sonuçlar da aldığımız çevre tahribatı mücadelelerini elden bırakmamalı; bireysel olarak da inandıklarımız doğrultusunda ‘tutarlı’ yaşamlara adım atmalıyız, bana göre.

Artık -mış gibi yaşamayı bırakıp, hayal ettiğimiz dünyayı kendimizden başlayarak kurmanın zamanı geldi.

Doğal ve gerçek gıdayla beslenmenin, insanlarla ve diğer tüm canlılarla, doğayla sağlıklı iletişim kurmanın zamanı… zaten geçemez de, belki biraz ara vermişizdir.

İdeallerimizin -her neyseler- ‘hayatın gerçekleri’ karşısında ezilmelerinin önüne geçmenin zamanı geldi. Biz neye diyorsak odur ‘hayatın gerçeği’. (kesin bilgi)

Çalışanını ve çevreyi tüketen şirketler için çalışmayı bırakmanın, ‘daha iyi ev’, ‘bir üst segment araba’, ‘Meral Hanım’ın ceketinin aynısı’ vs.ye heveslenmeyi bırakmanın zama… (bunu zaten biliyoruz, di mi?)

Sıramız gelince tıpış tıpış askerlik yaparak savaşı beslemenin, birilerini ‘düşman’ olarak görmenin, gerekirse öldürmenin ve ölmenin son bulmasının zamanı geldi. (Üniversite sonrası ‘aradan çıkması’ için yapıvermiştim; üzgünüm, pişmanım.)

Ve artık ‘korku’nun sonu geldi. Sokağa çıkmanın, istifa etmenin, rest çekmenin, hakkını aramanın, atmamız gereken ‘o adımlar’ artık her neyse, bir an önce atmanın zamanı geldi.

—————————————–
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi’ ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

Bir yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir