Uncategorized

egomu fark ediyorum, gözlerim kapalı

Geçenlerde mini bir konuda aydınlanma yaşadım. Durup dururken “Dost kara günde belli olur.” cümlesi dolandı içimde ve akabinde ciddi bir itiraz yükseldi -yine içimden-. Bence dost, en az kara günde olduğu kadar ak günde de belli olur. Kara günde ortaya çıkan dost, biraz da kendi egosunu tatmin ediyor olmasın?

Hayır, kendimden biliyorum da böyle bir cümle kuruyorum. Önceden de biraz öyleydi ama özellikle son bir yıldır falan dertli insan arıyorum resmen, onu fark ediyorum. Kimin sorunu olduğunu görsem, duysam, fark etsem yardıma koşmaya çalışıyorum. Arıyorum, yazıyorum, alan açıyorum on(lar)a; burada olduğumu söylüyorum, ne zaman isterse beni dürtebileceğinin altını çiziyorum defalarca… O bitiyor, bir diğerini buluyorum bir şekilde…

Bu elbette güzel bir şey de… Yavaştan fark etmeye başladığım üzere, bu güzel şeyi yaparken egomun da okşanmasını sağlıyorum galiba yahu. Bana ihtiyaç duyulduğunu görmek iyi geliyor. Sevilmek, önemsenmek iyi geliyor. Ve ben de daldan dala atlayarak birilerine destek olmaya çalışıyorum, belki de bunları hissedebilmek için. Ve ne kadar çok dala konarsam konayım, bir şeyler eksik kalıyor sanki.

Ve bu kara gün dostluğu sürerken; arkadaşlarımın, eşin-dostun “ak günler”inde o kadar da yanlarında olmadığımı fark ediyorum bazen. Eğer içinde yoksam, yapılan güzel şeylere o kadar da sevinmediğimi, güzel hissiyatları pek de paylaşmadığımı…

Gezi sürecinde bile böyleydi bu! Orada herhangi biriyken, oranın coşkusunu bile nispeten daha az yaşıyordum; lakin bir vesileyle daha etkin rol aldığımda, “bir şeyler” yaptığımda daha iyi -ve galiba önemli- hissediyordum. Hele ilk 2-3 gününde uzakta, Antalya’dayken içim içimi yiyordu orada değilim, bunun bir parçası değilim diye; sonra atladım gittim zaten…

Kendime, derinime indikçe ilginç şeylerle karşılaşıyorum. Bir şeyleri fark edince de hemen değişim başlıyor…

Ha bitirmeden, çuvaldızı da başkalarına batırmak gerekirse… Yine “ego” nedenli mi bilmiyorum ama başkalarında da büyük oranda benzer yaklaşımları görüyorum. Yaptığımız çemberlerde de durum çoğunlukla aynı. Birinin canı sıkkınsa, derdi varsa dinliyoruz onu, destek oluyoruz, sırtını pıtpıtlıyoruz; fakat mutlu olan, coşkulu olan, hayata dair heyecanını paylaşanları ise çoğunlukla atlayıp geçiyoruz. Acıları paylaşıp azaltıyoruz da mutluluğu paylaşıp çoğaltamıyoruz sanki. Bana öyle geliyor en azından.

—————————————–
Eğer bu veya diğer bir yazım -veya eylemim- bir yerlerinize dokunduysa; sizi mutlu ettiyse, ilham verdiyse, düşündürdüyse, bir şeyler yapmak üzere harekete geçmek için teşvik ettiyse vs. ve buna karşılık olarak bana para veya başka bir armağan iletmek isterseniz bi’ ses verin lütfen: emreertegun@gmail.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir