bana dair

küçük bir aydınlanma

Dün yaşadığım aydınlanmayı paylaşmak istiyorum ama çoğu zaman olduğu üzere, nereden tutacağımdan emin olmayarak başlıyorum.

Şu sıralar, zaman zaman içimin sıkıştığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilememe hali, bir çeşit tatminsizlik… Hayatımda hemen her şey fazlasıyla yolunda ama bir şey eksik sanki. Bu da, galiba, sarıldığım, beni tutan “bir” uğraşımın olmaması. O kadar çok şeye yetişmeye çalışıyorum ki istisnasız, hepsi yarım yamalak kalıyor. Bu durum her zaman rahatsız etmiyor beni, bir koltukta üç beş karpuz taşımaya çalışmayı seviyorum ama bu karpuzların hepsi yere düştüğünde hiçbirinin tadını tam olarak çıkaramıyorum. Yere düşen karpuzun içi çabuk geçiyor ya, ondan belki.

Bahçede çalışmayı ve gıdamı yetiştirmeyi çok istiyorum mesela. Bazen çok gaza geliyorum, dört elle sarılıyorum ama bazen de uğraşasım gelmiyor. Konuyu yeni yeni öğreniyor olmamın da etkisiyle çok araştırmam, okumam, birilerine durmadan bir şeyler sormam falan lazım ama bunu yapmaya üşeniyorum. İstiyorum ki hap çözümler olsun, pıt diye halledebileyim hepsini.

Kitabımı son haline getirip yayımlatmayı çok istiyorum ama üzerinden defalarca geçtiğim için bunu yapmakta da zorluk çekiyorum. Bir çeşit körlük yaşıyorum çünkü artık, aynı şeylere baka baka. Ama başına oturacağım bugünlerde, söz!

Sosyalleşmeye ihtiyacım var, biraz da köyden uzaklaşmaya belki… Ama bunu yaptığım takdirde üstteki iki madde sekteye uğrayacak.

Havalar iyice kavrulmadan trekking yapmak istiyor idim mesela ama yine -özellikle- o iki madde nedeniyle bunu da geciktiriyorum ve artık sanırım Güz’e kadar bu iş bekleyecek. Ya da Temmuz’da Kaçkarlarda bir yürüyüş ayarlasam diye düşünmüyor değilim.

Daha bir sürü madde var; atölyeler organize etmeye devam etmeyi, blogda daha fazla yazıp çizmeyi ve daha birçok şeye (mesela daha dün, köylü üreticilerle Dalyanlı tüketicileri bir araya getiren bir etkinlik organize ettik) daha sarılmayı istiyorum ama yetişemiyorum işte. Bu maddelerden herhangi biri çok kuvvetli şekilde öne çıkmayınca da -en başlarda yazdığım gibi- hiçbirine tutunamıyorum tam olarak. Bunu da dün Burcu’yla konuşurken netleştirebildim, o da benim gibi bir sürü şeye aynı anda koşmaya çalışan bir insan olarak beni iyi anlıyor. Ama o, bir süredir keçe ve dikim işlerine kendini verdi ve tutunma noktasını buldu. Ben henüz bulamadım ama bakmaya devam ediyorum.

Aydınlanmama gelemedim. Yine dünkü konuşmada, kendime, son zamanlarda en çok hangi anlarda coşkulu hissettiğimi sordum; cevap, bir hafta önce Begüm ve Kenan’la (Dalyan’dan bir arkadaşımız) yapmış olduğumuz sohbet sırasında ve son günlerde Bookchin’in Ekolojik Bir Topluma Doğru‘sunu okurken oldu. Her ikisinde de doğrudan hayatıma uygulayabileceğim ve üzerine yazıp çizebileceğim konular söz konusu idi. Ekolojik yaşam, topluluk olarak yaşamaya dair hayallerimiz, armağan ekonomisi uygulamaları vs. Bu, yeni bir keşif değil elbette ama yeni olan, bu konular için kendime rahat bir alan yaratmamış olduğumu fark etmem oldu.

Evde, kendim için, bir çalışma alanı yaratmak hiç aklıma gelmemiş, çok ilginç bir şekilde! Okumayı, yazmayı, kendim için bir sürü yapılacaklar listesi oluşturup bunları uygulamayı bu kadar seven “ben”in, bunu yapabilmek için -kendisinden başka- beş tane araca ihtiyacı var: 1 – Sessiz ve sakin kalabileceği bir oda, 2 – Rahat bir sandalye, 3 – üzerinde çalışabileceği, yayılabileceği, dağıtabileceği bir masa, 4 -hiç olmazsa- vasat bir bilgisayar ve 5 – internet bağlantısı.

Biliyor musunuz, bu beşinin hiçbiri tam olarak yok bende. 1 – Evde öyle bir alan yok ya da ben henüz yaratamadım. 2 – Değil çalışmak için, normalde oturmak için de rahat bir sandalyemiz, koltuğumuz yok; şu an için, olanla yetiniyoruz. 3 – Öyle bir masam da yok. 4 – Netbook’um fena durumda ve bir süredir Burcu’nun -yine pek de iyi durumda olmayan- bilgisayarını ortak kullanıyoruz. 5 – Vınn’ımız var ve doğrudan bilgisayara bağlı çalıştığı için, birimiz kullanırken diğerimiz mahrum kalıyoruz. Ayrıca kotalı olduğu için çok dikkatli ve sınırlı kullanmamız gerekiyor. Bu ay ilk kez kotayı doldurduk mesela ve şu anda Dalyan’da bir arkadaşın otelinden giriyorum internete.
Bir de bilgisayar bendeyken bile hep diken üstünde hissediyorum, Burcu’ya lazım olacak diye.

Bütün bunları ağlanmak için değil, bugüne kadar hiç düşünemediğime şaşırdığım için yazıyorum. En sevdiğim şeyi yapmak için gerekli olan koşulların hiçbirini sağlamamak, dahası bunun aklıma bile gelmemesi çok acayip bir şey.

Sonra sohbete Begüm’de katıldı ve biraz daha netleşti her şey. Tüketmemeyi, azla yetinmeyi, minimumla yaşamayı o kadar içselleştirmişim ki yukarıda bahsettiğim konuları çözmeyi akıl bile edemiyorum. Çözülecek bir konu olduğunu göremiyorum çünkü!

Geçtiğimiz aylarda, koltukta iki büklüm oturup -kucağımda küçük bir netbook- kitap yazmaya çalışırken tek bir an bile şöyle rahat bir ortamda, büyük bir ekranda çalışma düşüncesi aklımın ucundan bile geçmedi. Çok acayip!

Galiba ben biraz (biraz mı?) abartmışım. Gönüllü sadelik olayı iyi güzel de kendime biraz özen gösterirsem, çalışabilmem için daha uygun koşulları sağlayabilirsem, hem tatmin olacağım hem de daha rahat koşullarda üretip dünyaya daha fazla hizmet etme şansı bulacağım. Bu beş maddenin beşini birden hemen sağlayamayabilirim ama adım adım gidersem şahane olacak!

Kendime asgari çalışma ortamını ve koşullarını sağlamazsam nasıl olacak ki bu işler…

—————————————–

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki…

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((:

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

2 Yorum

  • İlknurkun

    sevgili emrecim, bence söz ettiğin ihtiyaçlarını gidermen sadelikle çelişmiyor, elbette daha fazla eşyaya ya da mekana ihtiyacın olabilir, olacaktır da…ama yazının bütününe bakınca ihtiyaçlarının tam olarak ne olduğunu biraz daha irdelesen acaba ihtiyacının bir takım mekan ve eşyalar, yani maddi şeyler olmaması olasılığı var mıdır diye düşündüm…ilk yazdığın şu birşeylere odaklanma ihtiyacı ile diğer maddelerin birbiriyle ilişkisi olabilir mi? şu an charles'ın kitabını çevirdiğim için sanırım bu sorular aklıma geldi…yine tüm içtenliğinde yazdığın için okumak çok keyifliydi…öperim

  • emre

    yorumlar için çok teşekkürler. valla ben de tam olarak bilmiyorum neye ihtiyacım var :))
    ama bir miktar -yani asgari- konfora ihtiyacım olduğu kesin galiba…

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir