bize dair

İyiyim, daha da iyi olacağım, lütfen iyi olun!

Bir vakitler yazmıştım ki ” ‘Eğer Roboski’de en çok kim üzüldü?’ diye bir yarışma yapılsa kesin derece yapar, en kötü mansiyon falan alırdım.” Durum gerçekten de buydu. Acıları tüm ağırlığıyla sırtlanmaktan kendimi alamıyordum. Sırtlanırsam, gerçekten çok üzülürsem, hayattan keyif almazsam, en azından o kişiler o acıları çekerken umursamazlık yapmamış olur, acılarını paylaşırım diye düşünüyordum herhalde.

Şu sıralar “iyi değilim, iyi olmayacağım, iyi olmayın” diyen çok sevgili arkadaşlarım da benim bir zamanlar hissettiğim gibi hissediyor olsalar gerek. Enseyi karartalım, her gün bu acı(lar)la yaşayalım, “katil devlet” diyelim, “kahrolsunlar” diyelim, bela okuyalım, nefret edelim, tiksinelim…

Peki ya ne yapmalı? Unutmalı mı? Bu yaşananlar yaşanmamış gibi mi davranmalı? Kafamızı çevirip başka yöne mi bakmalı?

Elbette hayır ama bir çeşit denge kurmadan olmayacak gibi geliyor bana. Bir taraftan yasımızı tutalım, bu tip olayların tekrarlanmaması için elimizden geleni yapalım, sokağa çıkalım, bir olalım, sesimizi yükseltelim. Ama sakince, nefret etmeden, nefretin kendisi olmadan. Ayrıca kurumsal da olmadan… Partiler, sendikalar, sivil toplum örgütleri… Aynı cümleler, benzer kınamalar, lanetlemeler, “katil devlet hesap verecek”ler. Vermiyor işte hocam, vermiyor. Diğer devletler bir yana, sadece bizimkinin son 100 yılda yaptıklarına bi’ baksanıza. Ne zaman durmuş ki canavarlık yapmadan? Ve durmayacak; doğası bu, yapacak bir şey yok. Yani ona sövüp saymak pek de bir şey değiştirmiyor sanki, hımm?

Diğer taraftan da artık kutlayalım hayatı, bu güzel gezegeni, meyve veren ağacı, yumurtlayan tavuğu, omzunda ağladığımız dostun varlığını… Kutlayalım geceyi, gündüzü, toprağı, ateşi, havayı, suyu… Kutlayalım organlarımızın uyumlu çalışmasını, kanı temizleyen ve tüm vücuda dağıtan kalbimizi, olan biteni algılamamızı sağlayan ve vücudu yöneten beynimizi, bu yazıyı yazmamızı ve okumamızı sağlayan gözlerimizi… Kutlayalım müziği, dansı, oyunları, konuşmayı, susmayı, kahkahayı, göz yaşını… Kutlayalım mümkün olduğunu bildiğimiz “başka bir dünya”yı, ütopyaları. Kutlayalım ki inanalım, inanalım ki uygulayalım, uygulayalım ki gerçekten yaşamaya, iyi olmaya başlayalım!

Bu kadar az gülünen, bu kadar az dans edilen, bu kadar az sevişilen, bu kadar az oyun oynanan bir dünyada nasıl iyi olabiliriz ki?..

Her yeni anda, her yeni günde hayatımızı ve dünyayı nasıl şekillendireceğimize karar veriyoruz. Tekrar tekrar, hiç durmadan… Yaptığımız ve yapmadığımız işlerle, yediğimiz ve yemediğimiz yemeklerle, yaşadığımız yerle, okuduğumuz kitaplarla, paramızı akıttığımız yerlerle…

Hiçbir zaman, hiçbir şey için geç değil. Hiçbir zaman, hiçbir şey için erken de değil. Her an, her şeyin tam sırası. Her neye karar veriyorsak…

Şimdi ne yapacaksınız? Asık suratlı, kaygılı, sömüren ve sömürülen hayatlarınıza devam mı edeceksiniz, yoksa bir yerlerden başlayacak mısınız?

—————————————–

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki…

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((:

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir