bana dair,  bize dair

“Evlilik” üzerine…

Şu evlilik meselesine bir süredir epey takılmış durumdayım. Çocukken bile ne kadar gereksiz bir kurum olduğunun farkındaydım ama buaylarda daha bi’ tetikleniyorum nedense. Özellikle de “alternatif” olarak nitelendirebileceğim dostlar da dört nala bu müessesenin yolunu tutmak için koşuyorlar ya, en çok da o zaman. Yok yok, kimseyi yargılamıyorum, herkes istediğini yapar zaten de kendi hissiyatımı paylaşmaya çalışıyorum.

Evlilik kurumunun benim hayatıma hiçbir şey katmayacağından çok eminim de başkalarınınkine de pek bir şey katabileceğini düşünmüyorum. Bir ilişkiyi resmileştirmek ve devlet nazarında onaylatmak, ona ne katabilir ki… Katmak bir yana, çevremde gözlemlediğim kadarıyla, -her biri hakkında paragraflarca yazabileceğim- bir sürü sıkıntıya yol açıyor, olsa olsa. Maddi ya da manevi herhangi bir ihtiyacı karşılamayan gereksiz masraflar, evlilik kurumunun yükünün (tüm o -meli -malı’ların) -kaçınılmaz olarak- ilişkinin ve ilişkidaşların sırtına binmesi, birçok aile büyüğünün konuya (çocuğun ne zaman yapılacağından tut kahvaltı setinin nereden alınacağına kadar) burunlarını sokmaya teşne olmaları ve daha neler neler…

Elbette ki her evlilik, çoğunlukla şahit olduğumuz sıkıcı ve tekdüze evliliklerden biri olmak zorunda değil. Hatta çevremde pek keyifli ve neşeli görünen evlilikler var, yok değil. Ama öyle dahi olsa “ne gerek var” diye düşünmeden edemiyorum.

“Alternatif dostlar”ın büyük bir kısmı; aile, akrabalar vs. gibi nedenlerle, yani mahalle baskısı yüzünden evlenmeye yelteniyorlar çoğunlukla. Ne kast ettiğimi anlatmama gerek yoktur herhalde. Çok iyi anlıyorum
onları. “Uğraşmak” istemiyorlar ailelerin dırdırlarıyla, vırvırlarıyla. Hatta bazı ailelerinki “dır” ve “vır”la sınırlı kalmıyor, bayağı rahatsız oluyorlar “ismi konmayan” ilişkinin “uzamasından”; hele ki birlikte yaşama, birbirinde kalma gibi konulardan. Bu durumda da ya bol miktarda yalan söylenmek zorunda kalınıyor ya da onları memnun edecek ve toplumun gözünde ilişkiyi meşru bir hale getirecek imzayı atıveriyorlar. Ben öyle yapmazdım ama anlıyorum. Sınırlı enerjimizi, sınırlı zamanımızı, tahammül sınırımızı idareli kulanmamız gerektiğinden, burada kullanmak istenmeyebilir elbette.

Benim ailesel anlamda öyle dertlerim yok, hiç olmadı. Annem de babam da hiçbir zaman bu konularda en ufak bir şey söylemezler, hatta herhangi bir yorum dahi yapmazlar. Ama yapsalar da, söyleseler de bu sadece onları bağlardı. “Ay onlar mutlu olsun” diye herhangi bir adımı, hele ki inanmadığım bir adımı atmayı her şeyden önce kendime saygısızlık olarak görürüm ve hiçbir konuda, başkalarının kararımı şekillendirmesine izin vermem. Benim için çok net.

Sayın okuyucu, şunun zaten farkındayım elbette: Yaşadığımız ülkede nüfusun çok büyük bir kısmı için söz konusu bile değil bunları tartışmaya açmak. Bütün bunları, bu konuları sorgulamaya, değiştirmeye cesaret etme potansiyeli olan azınlığa yönelik yazıyorum.

Ve işte şunu düşünmeden -ve yazmadan- geçemiyorum: Bütün o değişimler, gelişimler her zaman bu tip azınlıklar tarafından meydana getiriliyor ya… Bir de bu değişimler, hep, görmek istediği değişimin kendisi olan kişilerin eylemleriyle vücut buluyor ve zaman içinde “normalleşiyor” ya… Bu nedenle “bizim alternatif”ler kendi gerçeklerini yaşamayı seçmeyip “kolaya kaçtıklarında” (yargı değil, yorum) biraz hayal kırıklığı hissediyorum belki.

Ama tekrar ediyorum, tabii ki herkes enerjisini neye harcamak isterlerse ona harcıyor nihayetinde. İllaki idealist olmak zorunda değil hiç kimse; -ve evet, ben de-…

Yalnız evlenilmesinden daha çok tetiklendiğim bir konu var, o da evlilik olayına bu kadar tezahürat yapılması. Hayatta yaşadığımız hiçbir konuya bu kadar sevinmiyor dostlarımız, yaptığımız hiçbir paylaşım bu kadar çok “like” almıyor sevenlerimizden. “Evleniyoruz” haberi, “ay teklif etti” paylaşımları ve benzerleri nasıl da sevindiriyor romantik dostlarımızı. En güzel bir işe de girsen ya da kendi işini kursan, Amerika’daki en iyi okullara master’a da kabul edilsen veya -ne bileyim- peygamber olduğun/olacağın bilgisini de paylaşsan, bu bilgilerin hiçbirinin (combo yapıp hepsini toplasan bile) bir “evleniyoruz, çok mutluyuz”la baş etmesi mümkün değil. İşin en ilginç tarafı da bence: evlilik, yurdum insanlarının en az % 95’inin gerçekleştirdiği bir şey. Yani -yukarıdaki tartışılabilecek ve itiraz edilebilecek- savlarım, bu kurumu gereksiz bulmalarım falan bir yana, -itiraz edilemeyecek kadar- açık bir şekilde, evlilik öyle pek de özel bir vaka değil. Herkesin yaptığı bir şey işte, günün sonunda. Ama işte evlenmek, “yuvanı kurmak” öyle bir kutsallaştırılmış ki bu topraklarda -ve diğer toprakların da büyük kısmında-, en “alternatif”imiz bile kendini otomatikman seviniyor buluyor böyle bir habere, basıyor “like”ı.

Bayağı şaşırıyorum fakat tam olarak anlam veremiyorum bu duruma ((:

Ufak bir örnekle bitireceğim. Bu örneğin içinde ben varım ama inanın objektif olarak şaşırıyorum buradaki duruma, kişisel bir hayal kırıklığı değil paylaşacağım şey: Geçenlerde bizim “jam” feysbuk grubunda kitap bastıracağımı ve bunla ilgili yapmış olduğum destek çağrımı paylaştım arkadaşlarımla; aynı gün, galiba bi’ yarım saat sonra falan, jam’den iki arkadaşım evlilik kararı aldıklarını paylaştılar bir fotoğraf eşliğinde. Sonuçlar şöyle: Emre’nin kitap bastırma haberi ve destek çağrısı -an itibariyle- 8 kişi tarafından beğenilirken, canım arkadaşlarımın evlilik haberleri şimdiye kadar 47 kişi tarafından beğenildi, üstüne 26 kişi yorum yazdı; işte “tebrikler”, “mutluluklar” vs…

Dediğim gibi, evlenmeye niyetlenen sevgili arkadaşlarımı yargılamadığım gibi kişisel bir hayal kırıklığı da değil anlatmaya çalıştığım. Sadece anlam vermekte zorlanma… Çok nadir karşılanan bir kitap bastırma haberi (üstelik topluluk desteğiyle yazılan, yine bu destekle çıkacak ve hatta dağıtılacak olan bir kitaptan bahsediyoruz), çok sık karşılaşılan bir evlilik haberinin yanında çok az ehemmiyet taşıyor. Bunu anlamaya çalışıyorum…

—————————————–

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

2 Yorum

  • Ebru Berker

    Biz de ruzgarlarin onune dikildik, istenmeyen evliligin hayrina inanip delirdik, didindik, gozyasini hasad ettik.. like mike almadik ama o yaptigin eylemin arkasinda olma ve mutluluga yelken aciyoruz modu epey hayatimiza renk katti, cektigimiz sacmasapan acilar sarki sozu oldu.. Neyse, kendi evlilik dmuhabbetimi kendi bloguma paslayarak, kitabini tebrik etmek istiyorum.. Maddi destek olamasam da hep yapmakta olup hic yapamadigim biseyi, hic tanimadigim ama ayni frekansta buldugum biri yapiyor diye tuhaf bi mutluluk duydum:) Keyfini cikarmani dilerim Emre; cok guzel yaziyorsun..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir