bize dair

Yukarıdan bakınca…

Üç gün önce, -artık alışkanlık haline getirmeye başladığım- sabah meditasyonumda kendime, otururken yukarıdan baktım. (Sanki kamera yavaşça yükseliyor gibi düşünün)

Sonra kamera, sanki evin tavanı yokmuş gibi, herhangi bir engelle karşılaşmadan yükselmeye devam etti. Yükseldikçe, evde uyuyan arkadaşlarımı da gördüm. Bir an için düşündüm, bu üç kişinin kendince sevinçleri, huzursuzlukları, egosal halleri vs. var. Yükselmeye devam etti kamera, az daha çıkınca hemen yandaki evi, o evin içindeki kişileri, onların içindeki mutlulukları, hayal kırıklıklarını, beklentilerini görür gibi oldum.

Kamera yükseldi, yükseldi… Arka taraftaki komşuları, sonra bütün mahalleyi ve zamanla bütün köyü; sonra Göcek’i*, Muğla’yı görmeye başladım.

Devamını görmedim galiba. Zihnim başka yere kaydı gitti. Ama kaymadan önce, en son, bunca kişinin kendince çok önemli olan kişisel durumlarının, bütünün içinde nasıl eridiğini, birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzu hissettim. Bir yandan herkesin ve tüm tecrübelerin ne kadar kıymetli ve mühim olduğunu, bir yandan da onca büyüttüğümüz dramalarımızın -ve aslında her türlü yaşanmışlığımızın- aslında ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu…

Özellikle de hırslarımıza, üzüntülerimize, sadece kendimiz yaşadığımızı sandığımız ve “kötü” -atfettiğimiz- şeyleri anlamaya çalıştım. Doymak bilmeyen ilgi beklentimize; sevilme, onaylanma ihtiyaçlarımıza, serzenişlerimize, küsmüş olduğumuz ama bundan haberi olmayan dağlara baktım.

Şu anda yaşayan ve geçmişte yaşamış on milyarlarca insan… Yüzmilyarlarca, trilyonlarca sevinç, mutluluk, gözyaşı, acı, öfke, keder… En büyük güzellikler, en büyük acılar, hayata dair her şey…

Kamera daha yükseğe çıktığında; ülkeye, tüm dünyaya baktığında… Sonra dünyadan da uzaklaşıp dünya yavaş yavaş ufacık bir nokta haline geldiğinde… Var ya öyle videolar… O zaman bu dünyada yaşanmış en harika veya en beter şeyler bile ne kadar da küçülüyor. 6 milyar insan aynı anda kahkaha atsa, uzaktan bakınca görülen aynı mavi küre (belki de değil tabii, bilinmez); 6 milyar insan aynı anda savaşa tutuşsa, milyonlarca silah patlasa, uzaktan bakınca görülen yine aynı mavi küre…

Öyle bi’şeyler işte…

* Göcek’te bi’ arkadaşımdaydım da.

—————————————–

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

Bir yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir