bize dair

yeni dünyayı türetiyoruz

İyilik yapmaya o kadar çok ihtiyacımız var ki
İyilik yapılmaktan da çok
Tıpkı sevmeye, sevilmekten daha çok ihtiyacımız olduğu gibi
Gözetmeye, gözetilmekten
Önemsemeye, önemsenmekten…

Sevince yaşadığımı hissediyorum ben
Şefkat gösterebildiğimde içim kaynıyor
Birileri için bir şey(ler) yapabildiğimde huzurla doluyorum
Ve gördüğüm kadarıyla bu herkes için böyle

Uzun süredir bunların farkındayım da şimdi yazmaya, geçen gün yapmış olduğum diş işleri çağrıma gelen dönüşler neticesinde koyuldum. Bir diş hekimine ihtiyacım olduğu ama para yerine farklı bir şekilde ödeme yapmak istediğime dair yaptığım çağrıyı facebook’ta kendi profilimde paylaştım (sonra bu bloga koydum) ve tahmin edebileceğimin o kadar ötesinde dönüşler aldım ki hala şaşkınım. İstanbul, Ankara ve Hatay’dan diş hekimleri ile buluşturuldum bir anda. Eski iş arkadaşımın eşi mi dersin, arkadaşlarımın arkadaşları mı dersin, hiç tanımadığım birinin “bir süredir yazılarınızı takip ediyorum, diş tedavinizi üstleniyorum” demesi mi dersin… Tam 20 kişi yazıyı kendi profillerinde paylaştı ve toplamda -şu an için- 9 diş hekimi ile bir şekilde bağlantı kurmuş oldum. Bu hekimlerin birini bile tanımıyorum. Bir tanesi -yukarıda yazdığım gibi- arkadaşımın eşi hadi, diğerlerini hiçbir şekilde tanımıyorum. İnanılır gibi değil. Bir grup insan bayağı bayağı seferber oldu bana destek olmak için ve fazlasıyla başardılar da… Sağolsunlar!

İşte bunlar hep sevgi
İşte bunlar hep yeni dünyanın habercisi

Birileri için bir şeyler yapmayı o kadar istiyor ki özümüz
O kadar eksik kalmış ve kalıyor ki o parçamız

Savaşlar sürüyor
Ekolojik yıkım sürüyor
Bunları görmezden geliyor değilim, değiliz
Ama küllerinden doğan bir insanlık yeniden ortaya çıkıyor
Ve bunu hep birlikte yaratıyoruz

Bilmiyorum, kendimi(zi) mi kandırıyorum(z)
Devlet doğuda katliama devam ederken
Kirli enerji dünyaya hala büyük oranda hakimken
Ne bileyim, Can Dündar gibi insanlar içerdeyken
Dünyada her gün 5.000 çocuk açlığa bağlı nedenlerle hayatını kaybederken
Biz ot, böcek, paylaşım deyip oyalanıyor muyuz yoksa
Sanmıyorum ama bilmiyorum…

Lakin benim kalbim yeni dünyayı kurmak için atıyor ve bunun için yapabileceğimi yapmazsam, “giderken” kendimi eksik hissederim. O yüzden attığım her adımı bilinçli atmaya çalışıyorum, en az ekolojik ayak iziyle, en az -ve mümkünse sıfır- doğa sömürüsüyle… Bir yandan da biliyorum ki bu adımları sürdürebilirliğimin, bu uğurda tükenmememin yolu; her ne yapıyorsam kolaylıkla, rahatlıkla ve zarafetle (Güneş’e selam olsun) yapıyor olmaktan geçiyor. Ondandır ki kendime zaman tanıyorum (bazen unutup tanımayıveriyorum), “ideal”imdeki hayatı bugün yaşayamadığımda kendime kızmamaya çalışıyorum (bazen unutup kızıveriyorum), diğerlerini de yapmadıkları için yargılamamaya çalışıyorum (kabul, bazen de değil, sıkça yargılayıveriyorum).

Küçük yaşıyorum, daha da küçük yaşamak istiyorum
Epey sadeleştim, daha da sadeleşmek istiyorum

Bu yolda kendimle epey uğraştım, uğraşıyorum, görünen o ki daha çoook uğraşacağım
Kişinin içi dipsiz kuyu, in inebildiğin kadar…

Bu kadar sağlıksız bir dünyada, olabileceğim en güzel Emre olmak için, yani kendimi gerçekleştirebilmek için birkaç fırın daha ekmek yemem gerekiyor, o zaman yiyeceğim (ama ekolojik undan ve ekşi mayayla kendi yaptığım ekmekler)!

Hizmet etmeye çalışıyorum, daha da fazla ve beklentisiz bir şekilde hizmet etmek istiyorum
Armağanlarımı daha da özgürleştirmek, kolektif kullanıma açmak istiyorum

Hemen şuracıkta o harika dünyayı görebiliyorken bunu yaşayamamak bazen ağır geliyor
Birçoklarımızın bu kadar istediği ve arzuladığı şeyi neden gerçekleştiremeyelim
Bir de o kadar basit şeylerden bahsediyoruz ki
Huzur dolu, sağlıklı, dengeli, doğayla dost bir dünya kurmak neden bu kadar zor olsun
Yeter ki kendimize bakalım, dönüşüm olalım, devrim olalım

Ama…
Sisteme göbekten bağlı yaşarken dünyayı değiştirmekten bahsetmek de ne demek
Sistemden besleniyor, sistemi besliyorken;
İdeolojim, fikirlerim, hayallerim…
Hepsi ne kadar da boş aslında!

Bugün dönüşüm için ne yapabilirim?
Göbek bağımı kesmek için neye ihtiyacım var?
Ani bir geçiş olması şart değil
Dedim ya
Kolaylıkla, rahatlıkla, zarafetle
Vaktimi kullanarak
Bir yandan da
Oyalanmadan, ertelemeden

“Bugün ne yapabiliyorum”la başlayabilirim. Yoğurt mu tüketiyorum mesela. Bu konudaki olumsuz izimi nasıl azaltabilir, belki de yok edebilirim? Marketten hazır yoğurt almak yerine marketten süt alıp evde yoğurdumu mayalamak bir adım; sütü küçük üreticiden alıp yine evde yoğurdumu yapmak veya doğrudan küçük üreticinin yoğurdunu satın almak başka bir adım; küçük üreticinin, hayvanını doğada otlatanını bulmak bir adım daha ötesi; kendi hayvanlarıma sahip olmak ve onların en doğal şekilde beslenmelerini sağlayıp onların sütünü kullanmak ise bu konuda atabileceğim belki de son adım (belki de daha güzeli hayvansal ürünleri hiç tüketmemek ama burada o konuya girmiyorum).

Her tüketim kalemine bu şekilde bakıp yapabileceğimizi yapabilir miyiz? Tüketimimizi türetime çevirebilir miyiz?

“Bugün ne yapabiliyorum”la başlayabilirim. Zorunlu ve gerçek ihtiyaçlarım haricindeki her türlü tüketimimi en aza indirebilir, belki sıfırlayabilirim. İndirimden gömlek almaya son verebilirim, eve sürekli eşya almaktan vazgeçebilir ve evdeki tencere-tavayla idare edebilirim, kaç bin km yol geldiğini düşünüp kakao tüketiminden vazgeçebilir ya da en azından azaltabilirim, karbon salımı yüksekliğini göz önünde tutup uçak yerine otobüsü tercih edebilir, yakın yerlere yürüyebilirim. Gibi gibi adımlar…

Bunlar yeterli mi? Hayır! Gerekli mi? Evet! Yani bu adımların varlığı dönüşüm için tek başlarına yeterli olmayabilir ancak bunların yokluğunda dönüşümün gerçekleşmeyeceği kesin! Biz bir yerlerden başlayalım, yapabildiğimizi yapalım, adımlarımızı bütünü gözeterek atmaya başlayalım hele bir, gerisinin geleceğine inanıyorum; inanmak istiyorum.

Tüketimden gelen gücümüzü türetime çevirdiğimizde, kullandığımız her üründe kaynağa yaklaştığımızda, yaklaşamadığımızda da yaklaşandan tedarik ettiğimizde ortada -bugün bildiğimiz anlamda- sistem diye bir şey kalmaz ve rahata ereriz.

Biz türetirsek her şey değişir.

Tüketim sistemimiz dünyayı tüketiyor, kuracağımız türetim sistemlerimiz ise onu yeniden var edebilir. Yeter ki üstümüze düşeni yapalım. Gerisini zaten doğa halleder.

Herkesin adımı farklı, herkesin adımı kendine göre. Ama herkesin yapabileceği çok fazla şey var. Atabileceğimiz adımları bulalım ve atalım. Sonra bakalım neler olacak…

Yukarıdaki gibi bireysel adımlar bir yandan, kolektif adımlar diğer yandan. Bulunduğumuz bölgelerde nasıl dayanışabiliriz? Bölgesel toplaşmalar, gıda toplulukları, … Hangi işleri ortak yapabiliriz? İhtiyacımız olduğunda kimlerden destek alabilir, ihtiyaç sahipleriyle hangi armağanlarımızı buluşturabiliriz? Her yanda armağan çemberleri düzenlesek mesela…

Birkaç gün önce Güneybatı Toplaşması adı altında toplandık bir grup insan. Datça-Marmaris taraflarından Kaş’a kadar giden bölgedeki yeni köylüler veya adayları olarak Fethiye’de Tangala Proje Platformu’nda buluştuk ve halleştik. Tanışma çemberi yapmaya kalktık, nerdeyse 60 kişi olduğumuz için bitmek bilmedi. Sonradan gelenlerle herhalde 70 kişi geçti buluşmadan. Acayipti! Ve bunun bi’ 50’si falan orada geceledi. Görmeliydiniz! Üniversite zamanlarında bile böylesine bir kalabalığın aynı çatı altında uyuduğunu görmemiştim. Ev kocamandı ve herkes matıyla, minderiyle, uyku tulumuyla…

Tanışma çemberimizin üçte biri – Fotoğraf: İrem Çağıl

Normal olmayan bir sürü insan… Küçük yaşama, sadeleşme, ufak tefek üretimle kendine yetmeye çalışma gibi noktalar büyük oranda ortaktı. İnanılmaz da bir zenginlik vardı tabii. Kimi bahçe işlerinde, kimi hayvancılıkta, kimi zanaatte uzman(laşıyor). Ortada çocuklar koşturuyor ve hepsi çok mutlu. Küçük hayatın onlara da iyi geldiği çok belli. Şehirdeki çocuklarda gördüğüm huysuzlukların, şımarıklıkların esamesi yok.

Şimdi de konuşmaya, yazışmaya başladık. Bu “normal olmayan insanlar” bir arada ne yapabiliriz diye. Hangi üretim ve dayanışma ağlarını birlikte kurabiliriz? Mevcut sistemin daha da küçük bir parçası olmayı nasıl sağlayabiliriz? Belki de zamanla “birlikte yaşamak için daha neyi bekliyoruz?” diyeceğiz!

Küllerimizden doğuyormuşuz gibi geliyor. İzlemekle kalmayın, katılın; katılamıyorsanız muhtelif şekillerde destekleyin. Hep beraber doğabiliriz ancak!

—————————————–

Blog yazarının notu:

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir