alıntılar

“Farkındalığın Işığı”ndan – J. Krishnamurti

Bir Krishnamurti notlarıyla daha karşınızdayım.

Bu sefer farklı bir kitaptan, “Farkındalığın Işığı”ndan…

——————————————
– (…) zamanla insanın tüm yaşamı kasetlerle yönetilir hale gelir. Ve kişi robotlaşır. (Sunuş kısmından – Nil Gün)
– Koşullanmış beyinlerle topluma uyum sağlayabiliriz ama yaşama asla! Özdoğamız yaşamın ta kendisidir. Kabul görmek, onaylanmak uğruna kendimize yabancılaşmayı mı seçiyoruz; yoksa -öz doğamızı ifade ederek- yaşamın yaratıcılığına katkıda bulunmayı ve kendimizi tanımayı mı? (Sunuş kısmından – Nil Gün)
– Niçin zeka, yazmak, düşünmek, icatlar ve keşifler bu kadar önem kazandı? Neden şefkat, ilgi, sevgi, yakınlık düşünceden daha önemsiz?
– Çoğumuz ikinci el insanlar haline geldik. Okuyoruz, üniversiteye gidiyoruz, bilgi biriktiriyoruz. (…) Orijinal hiçbir şey yok. Yalnızca tekrar ediyoruz.
– Karınız çocuk doğuruyor; siz sabahtan akşama, yıllarca, emekli olana kadar çalışıyorsunuz. Ve buna yaşamak diyorsunuz.
– Hiç; kimseye; özgürce, açıkça, hiçbir söz, hiçbir imaj olmaksızın baktınız mı?
– Sabahtan akaşam kadar meşgul olan bir zihin, bir şeyi nasıl gözlemleyebilir?
– Eğer insan denilen kitabı okumayı bilirseniz, başka kitaplar okumaya gerek duymazsınız.
– Düzensiz bir zihin, mutlak bir düzen içinde olan bu evreni nasıl algılayabilir?
– (…) kendimizi unuttuğumuz anlarda güzelliği görebiliriz. Güzelliğin özü “ben”in yokluğudur. Meditasyonun özüne de “ben”i unutmakla varılır.
– Dinsel zihin tüm bağımlılıklardan, tüm kavramlardan, tüm inançlardan bütünüyle özgür olan zihindir. Yalnızca olanla uğraşır, olması gerekenle değil.
– Zihinlerimiz hiç boş kalmaksızın sürekli meşguldür. Ve boşluk gereklidir. (…) Boşluk, içinde yoğun enerji barındıran sessizliktir.
– Nedensiz olan evrenin düzenini anlamak için nedeni olmayan bir günlük yaşam sürdürmemiz mümkün müdür? İşte bu, en büyük düzendir. Yaratıcı enerji bu düzenden çıkar. Meditasyon, yaratıcı enerjiyi özgür bırakmaktır.
– Kişi soruna nasıl yaklaşır? Soruna nasıl yaklaştığımız sorunun kendisinden daha önemlidir. “Yaklaşmak” sözcüğü, mümkün olduğunca yakına gelmek (…) anlamına gelir.
– Kişi bir amaç olmaksızın soruna yaklaştığında, yanıtın sorunda olduğunu görür.
– Ağaca ağaç olarak değil, isim koyarak baktığınızda, artık ağacı ağaç olarak görmezsiniz. (…) Hiçbir sözcük olmadan bakabilir misiniz?
– Sevgi, kimseden bir şey talep etmemektir.
– Gerçeği kabul etmediğimizde, gerçeğin tam zıddı olan ideale sığınırız. İşte o zaman çatışma kaçınılmaz olur.
– Taklit, topluma uymak, itaat etmek, boyun eğmek de şiddet biçimleridir. Çünkü hepsinde, göründüğünüz gibi olmamak vardır; yani “olması gereken” vardır, “olan” değil.
– Önyargılarla dolu olduğumuz sürece, sonucun ne olacağına baştan karar verdiğimiz sürece, geçmişteki deneyimlerimize takılıp kaldığımız sürece; gözlemlememiz imkansızdır.
– Sadece “olan”ın olduğu bilinç düzeyine ulaştığımızda dualite yoktur.
– “Olan”la baş edemediğiniz için “olması gereken”e sığınıyorsunuz.
– İyi demek; tümüyle dürüst olmak, yani bir gelenek ya da modaya göre değil, onurla ve kendi zekasıyla davranması demek. İyi olmak, aynı zamanda bölünmüş değil, bütün olmak demek.
– Koşullanmışız, o yüzden özgür değiliz. Kavramlarla, fikirlerle, ideallerle, önyargılarla yaşadığımız sürece beyinlerimiz özgür olamaz.

– Gözlem, bir karşı çıkış değildir. Gözlem, analiz de değildir. Gözlem, ideolojik ve bireysel bakış açımın çarpıtması olmaksızın, net olarak olduğu gibi görebilmektir.

– Bilinciniz, binlerce yıllık düşüncenin ürünü.

– Beyinde bellek olarak depolanan deneyim birikimi, bilgidir. Düşünce, bu bilginin reaksiyonudur.

– Düşünce daima bölücü, ayırıcıdır, parça halindedir. (…) Düşüncenin  daima bölücü olması bellekten kaynaklanmasındandır. Tüm hareketlerimiz düşünceden kaynaklanır, bu yüzden tüm hareketlerimiz sınırlı, bölünmüş, eksiktir. Asla bütünsel olamaz.

– Düşünce, güven arayışı içinde; milletler, mezhepler ayrımını yaratır. Savaşları yaratan, bu güven arayışıdır.

– Kişi, yaşamı boyunca (…) bilgive deneyim biriktiriyor, birikim önem kazandıkça kişinin ona bağımlılığı artıyor.

– İnançlarla dolu bir zihin, sağlıksız bir zihindir.

– Beyinlerimiz mekaniktir, çünkü tekrara dayanır, asla özgür değildir. (…) aynı alanın içinde bir köşeden öteki köşeye gittiğinde özgür olduğunu sanır, bu köşe kapmacaya “seçim” der ve bu seçimin özgürlük olduğunu düşünür. Kişinin beyni geleneklerle, eğitimsel koşullanmayla, şekilcilikle, topluma uyum sağlama yoluyla mekanik hale gelmiştir.

– Eğer sevginin bir nedeni varsa, o, sevgi değildir.

– Kıyas bir ölçüm. Ölçümün olduğu yerde adalet olamaz.

– İyilik, kötünün zıddı değildir. Zıddı olan her şeyin kökü zıddındadır.

– Özgürlük (…) yaşamın tümünü kapsar ve bir nedeni yoktur.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir