alıntılar

“İlişki Üzerine”den – J. Krishnamurti

“İlişki Üzerine”, okuduğum ilk Jiddu Krishnamurti kitabıydı* (Eylül 2014’te) ve beni derinden etkilemişti. Sonradan okuduğum kitaplarında da hayata ve kendime dair önemli şeyler buldum. Bir süre sonra biraz kendini tekrar ediyor gibi gelmeye başladı gerçi ama bilemiyorum.

Dün; eski defterleri karıştırırken, bu kitaptan defterime yazmış olduğum notları gördüm ve hala paylaşmamış olduğumu fark ettim. Bugüne kısmetmiş…

Kitabın farklı yerlerinden alıntılar yazacağım için, her cümleyi kendi içinde değerlendirmenizi öneririm. Yani bir üstteki cümleyle çoğunlukla bağlantı kuramayabilirsiniz. Ayrıca her birine yüzde yüz katılıyor değilim ama hepsini dikkate değer buluyorum.

* Bildiğim kadarıyla, Krishnamurti’nin hususi oturup yazmış olduğu bir kitabı yok. Piyasadaki tüm kitapları, konuşmalarından yapılan alıntılardan ibaret.

——————————————

– Gerçeği kavramaktan bizi alıkoyan nedir? Kavrayamıyoruz; çünkü kendimiz, korkularımız, ideallerimiz, inançlarımız, umutlarımız, geleneklerimiz vb. örtü görevi görüyor.

– Açgözlülük sürecini bütünüyle anlamadan; yalnızca kibarlık, cömertlik tohumları ekmek, cehaleti ve zalimliği sürdürmek demektir.

– Herkes güç arayışındadır; bu arayış sırasında da güce, askeriyeye, endüstriye, ekonomiye vb. dayanan bir toplum oluşturulacaktır; bu da şaşırtıcı değildir.

– Kendinin bilgisi, bilgeliğin başlangıcıdır. (…) yakından başlayıp her sözünüzü, her mimiğinizi, her yürüyüşünüzü, yemek yiyişinizi, davranış biçiminizi araştırmalısınız; yargılamadan, her şeyin farkında olmalısınız.

– Kurtuluş bir son değildir. Kurtuluş; zihin özgürleştirildiğinde değil, özgür olduğunda, neyin ne olduğunu an’dan an’a anlamaktır.

– (…) her sorun yepyeni bir sorundur ve eskisine yaklaşıldığı gibi yaklaşılamaz.

– Koşullanmış bir zihin hakikati keşfedemez.

– Düşüncemiz geçmişe, başka bir deyişle koşullanmamıza dayanıyorsa, ne düşünürsek düşünelim, bu yalnızca bir tepkidir (reaction) ve daha çok çatışmaya neden olur.

– Kendinin bilgisi kesinlikle yalnızca belli bir düşünme türünü öğrenme değildir. Kendinin bilgisi; fikirlere, inanca ya da sonuca dayanmaz. Yaşayan bir şey olmalıdır, yoksa kendinin bilgisi olmaktan çıkıp yalnızca bilgi olur.

– (İlişkinin) nasıl olması gerektiğine ilişkin bir fikir ya da ön yargı yüklememiz, “olan”ın ortaya çıkışını, açılışını kesinlikle önler. Bizim yaşadığımız zorluk budur; ilişkinin nasıl olması gerektiğine ilişkin kararımız çoktan verilmiştir.

– Kendinin bilgisi bilgeliğin başlangıcıdır, çünkü dünya sizsiniz, dünyadan ayrı değilsiniz. Kendinizi anlamadan bir çözüm aramak kesinlikle yararsızdır, bu yalnızca bir kaçıştır.

– Fikir, geçmişin şimdiye yanıtıdır.

– Barış sözcüğü barış değildir. Barış, ancak siz ve başkası arasındaki karmaşa bittiğinde olabilir.

– Sorunun yanıtını aramak, yalnızca sorunu daha da yoğunlaştırır. Yanıt ondan uzakta değil, sorunun içindedir.

– Bir uzmana, ideolojiye ya da yeni bir lidere umut bağlanmamalıdır. Umut sizsiniz.

– Biri bildiğini söylediği anda bilmiyordur. Hakikat bilinmez. Bilinen, geçmişe aittir; zaten ölmüştür.

– Düşünce arzuya karışmadığı sürece, arzu bir süre sonra biter. Güzel bir ev görüp çok hoş olduğunu söyleyebilirim. (…) Ama düşünce “O eve sahip olup içinde yaşamak ne güzel olurdu.” dediği anda bütün sorun başlar. (…) arzu hiçbir zaman yanlış değildir ama düşünce arzuya karıştığında sorun yaratır.

– “Olması gereken”le “olan” arasındaki ayrım, yaşamla ilgilenmenin en aldatıcı yoludur.

– Kıskançlık tohumları; ölçmeyle, karşılaştırmayla daha çocukken ekilir.

– “Olan”la çatışma olmadığında, “olan”a karşı konulmadığında, eksiksiz bir dönüşümün gerçekleşeceği (…)

– İkimiz birlikte bir ideale, bir noktaya doğru ilerliyorsak, bu bir ilişki midir? Herkes soyutlanmışken ilişki olabilir mi?
  İkimizin de katıldığı bir fikir, bir formül, bir kalıp, bir amaç, bir ilke, bir ütopya; ama ilişki var mıdır?

– Gerçek, bilmediğimdir. Hepsi bu. Bu size öğrenme becerisi verir ve öğrenmede istikrar vardır. İstikrar, “öğrendim”de değil, “öğreniyorum”da yatar. (…) Bu, zihni bütünüyle yükten kurtarır. Özgürlük de budur; bilmeme özgürlüğü.

– Bilgelik yalnızca bilgi anlaşıldığında ve bilinenden özgür kalındığında ortaya çıkar.

– (…) siz neyseniz bir başkası da odur; siz dünyasınız, dünya sizsiniz; ikisi birbirinden ayrı değildir. Sizin yarattığınız toplum sizsiniz. Bu toplum; çirkinlik, zalimlik, savurganlık, kirlilik, olup biten her şey sizin günlük etkinliklerinizin sonucudur. Dolayısıyla siz toplumsunuz, siz dünyasınız, dünya sizsiniz.

– Öğrenme sürekli bir harekettir. Hiçbir zaman biriktirme olmaması için öğrenmede sürekli bir hareket vardır. Çünkü biriktirilen “ben”dir, sizi ayıran “ben”dir, dolayısıyla çatışma vardır. “Ben” olan yerde çatışma zorunludur, çünkü bölünmenin tam göbeğinde yatan budur.

– İlişkimiz tekdüzeliğe ve bilgiye dayandığında mekanikleşir. Bilinenden özgürleştiğinde ilişki bütünüyle değişir.

– (…) bizler olgularla ilgileniyoruz, hiçbir yere götürmeyecek idealleştirici soyutlamalarla değil.

– Sevgi, ancak insanın kendinde, yaptığı işle tam bir uyum içinde olduğu zaman ortaya çıkar; böylece iç ile dış arasında çatışma yaşanmaz.

– Sorunları çözebilecek olan, yalnızca sorunlardan özgür bir beyindir.

– Düşünce her zaman böler, her zaman imge yaratır; siz ve başkası.

– “Olan” olgudur, “olması gereken” olgu değildir. Öyleyse olgu olmayanı, ideali, “olması gereken”i bir yana bırakıp yalnızca “olan”la ilgilenebilir miyiz?

2 Yorum

  • süm

    Adamım olur kendisi 😍🎈 para ve alışveriş üzerine de konuşmaları vardı, ve birçok şey üzerine de tabii.. yine de bu kadar çok şeyi aynı -ya da hemen hemen aynı- yere bağlamayı nasıl başarıyordu bilmiyorum 😁

  • emre

    ya işte her şey o kadar basit ki aslında.
    ironik bir şekilde bir o kadar da karmaşıklaştırmışız ya işte… mesele bu sanki ((;

emre için bir cevap yazın Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir