bana dair

Bugün bahar geldi!

Dedim ki bir saat kadar önce: “Bugün bahar geldi!” Birkaç gündür iyice hissediyordum ama bugün tam oldum sanki! Ne oldum, bilmiyorum.

Uzun zamandır hissetmediğim bir şükür haline girdim biraz önce. -Bilenler bilir- bizim evin önünde kendi yaptığımız bir köşk (platform) var. Gökyüzündeki son aydınlık kırıntıları yok olmadan -ama iyice de kararmışken- oraya oturdum, elimde tabağım yemeğimi yedim. İnce bir rüzgar esiyordu, hafif serin. Ama çok hafif; yani ben tişörtle oturabiliyordum, demek ki normal bir insan ince bir uzun kollu ile, bilemedin az kalın bir sweatshirtle falan oturabilirdi. Sağ üstte, artık yarım aya iyice yaklaşmış, hilalliğini kaybetmek üzere olan ay vardı. Zaten gözümün alabildiği her yer ağaç… Derken, varlığını bile unuttuğum bir arkadaş geldi: Bir ateş böceği! Çok heyecanlandım! Önce yanlış gördüm sandım ama bir baktım yanıp sönmeye, bana güzel görüntüler vermeye devam ediyor. Yarım dakika kadar oynayıp gitti. Ehh, daha sezon başı. Prova sayılır; buna şükür.

İşte o an döküldü ağzımdan “Bugün bahar geldi” cümlesi. (Ateş böcekleri bahardan ziyade yaz başı hayvanıdır aslında ve mantığım orada “yaz geldi” cümlesi söylemek gerektiği konusunda bıdıbıdı yapıyor lakin o an ağzımdan dökülen cümlecik başka bir yerimden döküldü demek, mantığımdan değil) Sonra kalakaldım orada. Zaman durdu sanki. Durmadı da anlamını tümüyle yitirdi. Belki de ilk kez, her şeyin tastamam olduğu duygusu bu kadar yoğun geldi, yerleşti içime.

Tam o sırada, yukarıda gördüğünüz cümlelerin bir kısmı, farklı hallerde kafamda dolanmaya başladı. Yazmak istedim. (Şükür! Yazamıyordum bir süredir.) Bir o kadar da oturup kalmak istedim. Cümleler, hissiyatım uçacak ve paylaşamayacağım diye korkarken, öte yandan o an’ı yaşamanın onu paylaşmaktan daha önemli olduğunun da bilincine vardım ve -neyse ki- biraz daha oturdum, iyice sindirdim ve öyle içeri girdim.

Mevsim olarak çoktan gelmiş olabilir ama bahar bana bugün geldi. Bugün, yeniden, “aşırı şükür” haline geçtim. Bugün, yeniden, olana güven duydum. Bugün, yeniden, huzur, tüm varlığıyla buldu beni.

Zaten bugün, kaç gündür ilk kez erken kalktım (buradayken geç kalkmak dediğim, 9 falan bu arada).

Zaten bugün, epeydir ilk kez iştahım yerindeydi.

iştah demişken, bugün kendime yapmış
olduğum güzelliği de paylaşayım.

Zaten bugün, epeydir ilk kez midemde hiç şişkinlik olmadı; hiç yanmadı.

Zaten bugün, epeydir ilk kez biraz yoga (güneşe selam) yaptım.

… … …

Bugün bir şeyler döndü benim için.

Bugün mevsim döndü, bugün mevsimim bahara döndü.

Bugün asıl, akşam üstü, uzun zaman sonra ilk kez bir şeyler yazdım. Bi’ ara bi’ an yazacağımı hissettim, koşarak bilgisayarın başına geldim. Açtım hemen! 10 sn. geçti, bilgisayar daha ne oldum demeden hop geri kapadım ve aldım defteri, çıktım bahçeye, oturdum az önce bahsi geçen köşkün yakınında duran masaya (yani onun önündeki sandalyeye) ve bir başladım ki tutabilene aşk olsun! Bir anda iki şiir(imsi) yazıverdim (biraz düzenleyebilirsem burada paylaşacağım tabii ki – ertesi günden not: bir tanesini yayımladım bile), ki hayatımın ilk 34 yılına sığdırdığım tek şiir(imsiy)i geçenlerde yazmış ve bu blogda paylaşmıştım. Yetmedi, üstüne bir de düz yazı bir şeyler yazdım (muhtemelen onu da paylaşırım).

İyi de -kendime aldığım notlar, bazen de mini günlükler hariç- ben hiç kağıt kalemle yazmıyorum ki bin yıldır! Yazdım işte. Yazdım da değil; yazıverdim. Geldi resmen kelimeler, cümleler; saldırdılar sanki bana ve o yoğunluktan sağ çıkmanın tek yolu bunları kağıda dökmekti; döktüm. Yani… Döküverdim. Dökülüverdiler.

Bugün kutlama günü oldu!

Zaten her şeyi kutlasak ya artık!

Hayatın zıtlıklardan ibaret olduğunu; yaşamı var edenin ölüm, birlikteliği var edenin ayrılık, iyiyi var edenin kötü, neşeyi var edenin keder olduğunu anlasak ya… Bütün bunları kabul etsek ve hepsini kutlasak ya artık. Bugün ayrılığı, yarın kederi, öbür gün ölümü…

Yaşamı kutlamanın tek yolu, onu bütünüyle ve her haliyle kabul etmek değil de ne!

Bugün bahar geldiyse ve bu kadar canlı hissediyorsam, kıştan yeni çıktığım için. Kış olmasaydı bahar neyi takip edip konuverecekti içime?

Hımmm?

———————————-

Madem bugün bahar, Oya-Bora’dan gelsin*!

* Gelsin gelmesine ama geçen günkü yazımdan sonra fark ettim ki paylaşmış olduğum videolar, blog abonelerine giden e-postada görüntülenemiyor. Videoyu da izlemek isterseniz, bağlantıya tıklayıp bloga gelmeniz gerekiyor. Bilginize…

—————————————–
Blog yazarının notu:

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

Bir yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir