bize dair

ekşi maya

Aveeeaaaauuuuvvvvvvvvvv
Iııııııiiiiiiaaaaaaaoooooooooo
Maaaaaeeeeeaaaauuuuuuuooooooo

Ses çıkarmayı hep sever(d)im ama bu aralar bi’ başka haller var sanki. Sürekli ses çıkarmak istiyorum; bağırmak, haykırmak, vızıldamak, hışırdamak, foşurdamak, höpürdemek…

Bu, sanıyorum ki doluluktan, yani dolmuşluktan, yani dolup taşmaktan kaynaklanıyor. Zihnimin fikirlerle ve bağlantılarla, kalbimin yoğun duygularla, ruhumun başka türlü bağlantılarla yoğrulmasından ve bu yoğurmanın sonucunda oluşan hamurun mayalanarak (yanlış olmasın, ekşi maya), kabarıp kabarıp enginlere sığmayıp taşmasından kaynaklanıyor.

Hal böyle olunca kendimi ifade etmek hiç kolay olmuyor. Pek yazamıyorum şu sıralar. Pek konuşamıyorum da sanki. Ne desem, hangi kelimeleri yan yana getirsem, kendimi doğru bir şekilde, yani olduğu gibi, yani bana dair “olan”ı ifade etmeyi başaramayacakmışım gibi geliyor; ki galiba doğru geliyor.

Ondandır belki; şu sıralar, her zaman olduğundan da fazla emresel sesler (Argın’a selam olsun) çıkarmaya meyletmem. Çıkaramadığım zamanlarda ise epey engellenmiş hissediyorum. Kendimi tam olarak ifade etmekte zorlandığım için olsa gerek, hiç olmazsa özgürce ses çıkarabilmek istiyorum fakat annemlerle çıktığımız yemekte -ayıptır söylemesi- rakıyı yudumlarken ve mezeleri keyifle ağzımda gezdirirken, etraftaki masaları hiç sallamadan, garsonların ve annemlerin tuhaf bakışlarını hiç umursamadan, içimden gelen çok kocaman “ohhh”u ortalığa salamıyorum. Salıyorum ama “olan”ın çok küçük bir versiyonunu… Böyle olunca da içimde patlıyor, gaz yapıyor hafiften.

“Amaaaan, derdin bu olsun…” diyorsun belki de… Haklı olabilirsin…


Şu an zihnimde binikiyüz tane tilki geziyor ve nereden gireceğime şu an karar vereceğim.


Verdim! Hira’yla sohbet ediyorduk da geçenlerde, -bir konuda- doğrudan ve sadece benle ilgili değil ama genele dair gözlemini, düşüncelerini, -kısmen de- eleştirilerini paylaştı. Konu, fazlasıyla kişisel olan yaşanmışlıkların bloglarda, facebooklarda veya diğer sosyal medya alanlarında fütursuzca paylaşılması idi. Tabii ki bu paylaşımlar önemli bir ihtiyacı karşılamaya yönelik yapılıyor: Görülme, duyulma, fark edilme… Fakat aynı paylaşımlar, çoğunlukla ve ironik bir şekilde, bu ihtiyacı karşılamak bir yana; doymazlık, yetmezlik duygularını besliyor sanki. Buna dair muhtelif yazılara, araştırmalara rastlıyorum zaman zaman. Detaya girmeye gerek de duymuyorum, kendimi yetkin de hissetmiyorum.

Ya ben ne yapıyorum? Zaman zaman, ben de son derece kişisel olan ve aslında hiç kimseyi gerçekten ilgilendirmeyen şeyler paylaşarak insanları meşgul ediyor muyum? (Bkz. bu yazının ilk kısmı) Belki… Gerçi neredeyse hiç facebook paylaşımı yapmıyorum, twitter kullanımım ise sıfıra yakın. Bu durumda sadece blogda yazdıklarım ve mart ayında çıkan kitabım kalıyor. Bu iki mecrada, yazdıklarımın en az yarısı fazlasıyla kişisel şeylerden, kalan kısmı ise bütüne dair fikirlerimden, atıp tutmalarımdan ibaret.

Tüm bunları yazarken, zihnimde iri puntolarla yazılmış bir cümle beliriyor; feminist hareketin sevdiği ve çokça kullandığı bir cümle: “Kişisel olan politiktir.” Tabii burada kişisel olan, “Dün amcamgillere gittik, yengem bir yaprak sarması yapmış, parmaklarınızı yersiniz.”in ötesinde bir yer. Bu ayrımı nasıl ve ne şekilde yapabileceğimizi tarif etmem mümkün olmasa da içimde bir yerde bunu sağlıklı bir şekilde yapabildiğimi sanıyorum. (en azından umuyorum)

Kendi üzerimden devam edersem; hayatı, sistemi, kendimi ve fark edebildiğim her şeyi sorgulama hallerimi paylaşageliyorum ve bu paylaşımlar kişisel oldukları kadar politikler de*.

Bütün bunları, Hira’nın fikirlerine karşın kendimi savunmak için falan yazmıyorum. Zaten doğrudan beni eleştirmiş falan değil. Ve çoğunlukla katılıyorum da kendisine. Sadece, bu konuda da herkesin huzurunda akıl yürütmeyi seçiyorum. Yani yine kişisel bir konuyu ortalık yerde tartışıyorum ama işte, yine, kişisel olanın politikliğinin ve bir kişinin sorgulamalarının bütüne yansımasının, bütünü beslemesinin ve aynı zamanda ondan beslenmesinin de farkında olarak.

…….

İnsan, sosyal ve diğerleriyle fazlaca etkileşim içinde bir hayvan. Teknolojinin gelişmesi ve internet, etkileşimimizin hızını da yoğunluğunu da inanılmaz boyutlara taşıdı. Fikirlerin, deneyimlerin, filmlerin, müziğin yayılması hiç bu kadar hızlı, kolay ve ucuz olmamıştı. İşte tam da bu, durumumuzu hem çok kırılgan yapıyor hem de çok güçlü. Tüm bu iletişim kanallarını muhteşem bir şekilde kullanıp birbirimizden beslenmemiz, birlikte hızla büyüyüp gelişmemiz de çok mümkün; aynı kanallarla birbirimizi zehirlememiz, oyalamamız ve uyuşturmamız da.

Tetikte olursak, doğru olanı seçebilir, bütüne hizmet edecek olanı paylaşır, bize hizmet edecek olanı seçerek takip edebilir ve okuyabiliriz. Tetikte olursak, birbirimizi mayalayıp kabartabilir, içimizin iyi pişmesi için birbirimizi destekleyebiliriz.

* Burada geçen politiklik, elbette ki gündelik kısır siyasetin dışında bir yer, sayın okuyucu. Anlıyorsun, değil mi?

—————————————–
Blog yazarının notu:

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir