bana dair

Bir okul hayal ediyorum!

www.space.com/skywatching sitesinden

Her zaman gerçek anlamdaki bir devrim, doğru olanı gören ve doğru olduğunu bildiği şeylere göre yaşamlarını düzenleyen bir azınlık tarafından gerçekleştirilmiştir. (İç Özgürlük – Jiddu Krishnamurti)

Bir okul hayal ediyorum!

“EdİYORum” derken, gerçekten, tam da şu anda hayal ediyorum; -sesli düşünüyorum denir ya hani-, yazılı düşünüyorum. “Düşündüm, kafamda bir şeyler kurdum ve paylaşıyorum” değil yani, şu anda, huzurlarınızda fikir yürütüyorum. Gerçi benim neredeyse tüm yazılarım da başka şekilde çıkıyor değil.

Bu fikir bir süredir zaman zaman zihnimi yokluyor aslında. Tohum toprağa düşeli bir süre oldu. Şimdiye kadar görmezden geliyor, üstünde durmuyor, tohumu sulamıyordum ve dolayısıyla çatlamıyordu. Kim bilir belki hava koşulları da tam uygun değildi. Şu an öyle geliyor ki yaz sıcaklarının azalmasıyla uygun koşullar oluşuyor; biraz da su verirsek eğer, tohum çatlayacak ve filiz ortaya çıkabilecek.

Toprak zaten zengin. Birazdan okuyacağınız üzere, fikri ilgilenen herkesin yorum ve ilgilerine sunacağım için (yani şu an itibariyle öyle yapacak gibi görünüyorum), bahçeye çeşit çeşit toprak eklenecek ve bu biyolojik zenginlikten muazzam bir şey ortaya çıkacak.

Fotoğraf: Filiz Telek

Sık ama yeterinden fazla olmayan bir sulama ile de devam ettiğimiz sürece, meyve(ler)miz çok hızlı bir şekilde ele avuca gelecek. Ortaya kocaman bir meyve mi çıkar, küçük küçük muhtelif meyveler mi çıkar; tam olarak bilemiyorum; zira bu tohumu pek tanımıyorum. Lakin sulu, tatlı ve biraz da mayhoş olacak sanki!

Girizgahın uzadığının farkındayım ve sadede, yani -şu anda hayal ettiğim- okul fikrine geliyorum.

Bir süredir muhtelif etkinliklere, atölyelere katılıyor, bazılarını düzenliyor ve kolaylaştırıyor, bazılarının organizasyonuna destek oluyorum. Bu etkinlikler çeşitli konularda ve çeşitli yaklaşımlarda olmakla birlikte hepsinin ortak noktaları olarak; “kendim”e bakmama yardımcı olmaları, bunu teşvik etmeleri; yeni dünyayı kurmaya, bireysel ve toplumsal dönüşüme yönelik olmaları; yaşama, değişime/dönüşüme, bireyselden kolektife giden bir bakış açısıyla yaklaşmaları; doğanın bir parçası olduğumuzu bana/bize hatırlatmaları ve deneyimletmeleri gibi unsurları sayabilirim.

Yine bir süredir, yani yazmaya başladığımdan beri, yani dört yıldır; blog yazılarımın tamamına yakını, doğrudan ya da dolaylı olarak, yukarıda saydığım unsurların etrafında dans ediyor. Müthiş bir topluluk desteğiyle ortaya çıkan ve şu anda elden ele dolaşan kitabım “Yeni”ye Doğru da bu dansa eşlik ediyor.

Ve yine bir süredir, özellikle yine dört yıldır, okuduğum kitaplar, web’den ulaştığım makaleler, bir takım videolar, belgeseller… Hep bu minvalde!

Yaz! Bu, varlığının dağılmış kalıntılarını bir araya toparlayabileceğin tek yoldur. (Tanrılar Okulu – Stefano Elio D’anna)

Ve ve ve… Tüm bunlarla hemhal olurken öyle bir yaşama coşkusuyla doluyorum ki! Şu anda ve diğer zamanlarda anbean zihnimden geçenleri yazarken ve tüm o karmaşık verileri, bilgileri ve heyecanımı bir araya getirirken, bugün o iki-üç heyecan verici makaleyi, dün İç Özgürlük‘ü, iki hafta önce Tanrılar Okulu‘nu okurken, Likya Yolu’ndaki atölyeyi ve diğerlerini düşünürken -ve gerçekleştirirken- tam anlamıyla coşuyorum. Belli ki yaşam amacım tam da bu dönüşüm sürecine hizmet etmek. Ve işin en güzel tarafı, bunu alacağım/alamayacağım sonuç için değil, yapmayı sevdiğim, çok istediğim, acayip heyecanlandığım için yapıyor olmam. Haaaa iyi sonuçlar alırsak, dünyanın daha keyifli, yaşanabilir bir hale gelmesini hep birlikte (yani tüm o diğer girişimlerle, düşünürlerle, örgütlerle, örgütsüzlerle …) sağlarsak, bunu bu hayatımda görürsem inanılmaz mutlu olurum; o başka. Lakin her şey iyice sarpa saracaksa da, ekolojik kriz hız kesmeyecek ve gezegendeki yaşam -bizler ve başka bir takım canlılar için- son bulacaksa da, zihinsel ve psikolojik krizler bitmeyecek ve savaşlar her yeri yakıp yıkacaksa; bunlara da hazırım (sanırım).

Fotoğraf: Filiz Telek

Tüm bunları cebimize koyduktan sonra bu sefer gerçekten de geliyorum sadede. 

Atölyeler yapıyoruz ama 1-7 gün içinde bitiyor; kitaplar, yazılar okuyor, belgeseller izliyoruz ama kimseyle paylaşmayınca, öğrendiğimiz bilgiler, farkındalıklarımız çoğu zaman uçup gidiyor, gitmese bile gelişemiyor; en önemlisi de birçoğumuz tüm bunları anlasa da, öğrense de, iliğine kadar hissetse de hayatına geçiremiyor. Sistem o kadar güçlü ki birçoklarımızı girdap gibi içine çekiveriyor, enerjileri hüüpp diye yutuveriyor, heyecanları fırrk fırrk emiveriyor; korkularımızı, endişelerimizi kullanıyor, bizi “yola” sokuyor; ailemizi, yakın arkadaşlarımızı kullanarak bizi caydırıyor ve “normal”e döndürüyor.

Olumsuz atfettiklerimi kabul etme doğrultusunda epey yol aldığımı sanıyorum ve bunla birlikte diğer tarafı, yani anti-sistemi, yeni dünyayı, cesareti, umudu, coşkuyu, heyecanı beslemek için o kadar büyük bir coşku var ki içimde, durdurmak ne mümkün!

Ayrıca tüm bunlara rağmen artık kocaman bir dönüşümün eşiğinde ve hatta içindeyiz. Sistem çok güçlü olabilir ama biz de çok güçlüyüz; sadece şu an belki hepimiz bunun farkında değiliz. Heyecanlarımız, hayallerimiz, ütopyalarımız dimdik ayakta ve her daim öyle olacak. Ve bence yapmamız gereken, bunları beslemekten ve hayata geçirmekten başka bir şey değil. Sistem her şeyi yapabilir, her yolu deneyebilir ama en sıkıntılı dönemlerde bile hayal etmemizi engelleyemez. Ve hayal etmeyi bırakmadığımız, “başka bir dünya”yı özlemekten vazgeçmediğimiz sürece her şey mümkün! Kesin bilgi!

Çoktan başlamış olan ve hızla gelişen, ancak yıkımın etkilerini bertaraf edecek kadar serilip serpileceği muamma olan bu büyük dönüşüme, uzun süreli ama bir o kadar da hafif ve yalın bir okulla katkı sağlayabilir miyiz? Hep beraber ve hiç zaman kaybetmeden basit ve pratik bir okul fikrini inşa edebilir miyiz? Uzun tartışmalardan, bitmek bilmeyen beyin fırtınalarından bahsetmiyorum; birkaç gün, bilemedin birkaç hafta içinde ana hatları ortaya çıkacak ve hemen hayata geçecek, detayları süreçte belli olacak ve ihtiyaçlara göre her an form değiştirmeye açık bir okul, bir platform, bir buluşma ve beraber gelişme alanı…

Fotoğraf: Filiz Telek

Fiziksel bir yapıdan değil, sayıca çok olmayan (misal, 10-12 kişi) bir grup insanın bir araya gelmesinden bahsediyorum (en azından ilk aşamada). Bu insanlar yılda en az iki kere (mümkünse daha da sık) bir araya gelseler mesela… Belki birinde sadece hayallerinden bahsetseler ve derin bağ kurma çalışmaları yapılsa, bir başkasında doğa yürüyüşüne eşlik eden akıl-fikir-bilgi paylaşımları, bir başkasında birlikte filmler izlense, makaleler okunsa ve üstlerine sabahlara kadar tartışılsa, bir başkasında belki bir hafta hiç konuşmadan birlikte var olmayı deneyimleseler, bir başkasında bunların hepsi birlikte, bir başkasında ise tamamen bambaşka şeyler uygulansa… Her buluşma farklı bir yerde, farklı enerjilerle yapılsa… Belki her birini farklı birileri kolaylaştırsa…

Fiziksel bir araya gelmelerle de sınırlı kalmasa… Belirli ya da belirsiz aralıklarla, planlı ve/veya spontan skayp buluşmaları vuku bulsa, basit bir web platformu oluşturulsa ve orası da vızır vızır işlese…

Böyle bir oluşumdan ne harika şeyler çıkabileceğini; bu çıkanların, önce bu kişilere, sonra da çevrelerine ve bütüne nasıl yansımaları olabileceğini hayal etmek çok güç. Bana, inanılmaz şeyler olabilir gibi geliyor.

Fikir çok! Bu yazdıklarım ne ki! Sizlerden de neler çıkar kim bilir.

Şu anda beni tam olarak coşkulandıran şeyin ne olduğunu da bilmiyorum aslında. Bu yazdığım hiçbir şey yeni değil! Atölye çalışmalarının, kitap ve sinema kulübünün, ekolojik ve sistemik aktivizmin ve diğer birçok şeyin bir araya gelmesinden ibaret. İşte bu bir aradalık ve süreklilik hali iyi geliyor sanırım. Bireysel dönüşümümüzü başlatma ve/veya besleme, bu dönüşümlerin bütüne yapacağı muhtemel etkileri biraz olsun seziyor gibiyim ve kalbim güp güp atıyor. Her şey bir yana, çok eğleneceğimiz ve keyifli vakit geçireceğimiz kesin.

Bilmiyorum bu okuduklarınız sizler için ne ifade ediyor? Bu hayali nasıl beslemek, nasıl katkıda bulunmak istersiniz? İster misiniz? Sizce süreç nasıl ilerleyebilir? Nasıl bir grup oluşturulabilir? Yazdıklarımdan başka (veya onlar da dahil), bu düşünceleri ne gibi hayallerle, nasıl etkinlik ve bir arada olma fikirleriyle beslersiniz?

Kendinizi hiçbir şeyle sınırlamayın lütfen. Özgürce düşünün, hayalleriniz içinde at koşturun ve imkansızlıklara değil, ne yapmak istediğinize odaklanarak bu hayale katkıda bulunun. Öyle süslü ve büyük cümlelere de uzatmaya da gerek yok (ben biraz süslediysem, uzattıysam, içimden taştığı için yapmışımdır; tahminen hepi topu bir – bir buçuk saatte* gelişine yazıp paylaşacağım mesela yazıyı; üstüne günlerce düşünmek gibi bir derdim yok), “büyük” fikirlere de. Minicik ve birçoklarının uyguladığı ve böyle bir oluşumda olmazsa olmaz gördüğünüz herhangi bir şeyi de paylaşmaktan çekinmeyin mesela. Ya da fikir yoktur da heyecan oluşmuştur, o da kabul. Yapıcı olanlar, olumlu titreşenler başta olmak üzere gelen her türlü fikir, hissiyat, eleştiri kabul.

Herkesin görebilmesi ve birlikte akıl yürütebilmek adına, yorumlarınızı bu yazının altına yazmanızı öneriyorum. Herhangi bir nedenle sadece bana yazmak isterseniz emreertegun@gmail.com.

E hadi o zaman!

* İki buçuk – üç saat sürdü! (((:

16 Yorum

  • Sümeyra Uğur

    Dün gece okuduğum andan beri içimi kıpır eden fikrine sağlık Emre! Bi süre böyle uzaklardan, uzak derken mesafe olarak tabi kesinlikle şuan içinde bulunduğum çoğu ortamdaki insanlarla aramdaki mesafeden daha uzaklardan değil, ruhumla gönlümle zaman zaman küçük fikirlerle beslemeye, yenime hazırım! Bir süre sonra bedenen de katılabileceğim bu oluşum için heyecanımla, coşkumla varım! Sana aylar önce yazdıklarımı da bi hatırlamakta fayda var bu arada:
    İnandığım şeyler beni öyle heyecanlandırıyor ki, ki bunlar küçük şeyler gerçekten, başka türlüsünü zaten yaşamazmışım gibi geliyor.. bazen uluorta paylaştığımda "yavrum bunlar hep gençlik" diyen orta yaş üstü amcalara teyzelere bakınca tepeden tırnağa yaşanmamışlıklar okuyorum, köreltilmiş hayaller, alışmış zihinler… Ve ben "beni oku" diye bekleyen onlarca yaşanacak şeyi elimin tersiyle itip yaşanmamışlıklarımla okunmak istemiyorum…
    Bu niyetimi de şuraya iliştireyim…
    İyi ki!…

  • Berna Sagun

    Olumsuz atfettiğin ve kabulde zorlandığın o yaşamın içinden merhaba 🙂
    Böyle bir giriş yaptım çünkü tam bu noktada bir fikir vermek niyetim. Aslında, bahsettiğin önceki oluşumların hemen hepsini takip ediyorum, bazılarına başvurdum da hatta. Fakat "cesur yeni dünya"yı hayata geçirenler ve girdabın içine çekilenler arasında görünmez bir duvar var gibi. Keşke, bu iki taraflılığı ortadan kaldırabilecek bir "dil" olsaydı. Sen ve Doğukan, ve fotoların sahibi Filiz bence bu "dil"in olusması için çok doğru isimlersiniz. Çemberin dışında olup, içerisi ile alış-verişte olmak bence çok önemli.
    Çünkü konfor alanınızda kalmak yerine, hayalinize 'digerlerini' de dahil etmek de ayrı bir cesaret.
    (madem isim önerisi yaptım, -umarım yanlış yazmıyorumdur ama- Kamhar da. Seda Meşeli Allard da. Aysu -Esya Kutuphanesi- de bu listedeler)
    Bireysel olarak, benzer hayallerin, benzer farkındalıkların içinde olup, toplumsal olarak farklı yerlerde duruyor olmanın nedenlerini (hiç birimizin) tam olarak anladığını sanmıyorum.
    Benim anlamakta daha da zorlandığım bir diğer nokta ise, bu kadar ortak noktayı paylaşıyorken hissettiğim 'dışlanmışlık'. (kaynağı ben'im muhtemelen bu hissin ama yine de paylaşmak istedim)

    Okulun sınırları konusunu bir düşünmekte fayda var bu anlamda. Örneğin Jam gibi muhteşem bir topluluk bile, "elitist"liğe benzer bir yaklaşım tuzağina düşüyorsa, bir yerlerde bir yanlış var sanki.
    Oysa okul dediğin, 'ne olursan ol, gel' diyebilse ne şahane olur, değil mi?

  • emre

    Katkıların için çok teşekkürler Berna.

    Hissetmiş olduğun "dışlanmışlğı" merak ettim. Paylaşmak istersen buradan ya da doğrudan bana yaz lütfen.

    Okulun sınırları konusu, evet, önemli bir nokta. Şu anda ortada hiçbir şey yok ama üstünde durmaya değer.

    "Ne olursan ol, gel." anlayışı ise, tartışmaya açık gibi geliyor bana. Mevlana "ne olursan gel" diyerek çağırıyor ama "geldiğin zaman müslüman olacaksın" diyor*, değil mi? Dolayısıyla "ne olursan gel" diyen bir okul, insanları oldukları gibi mi kabul edecek, yoksa belli bir yere çekmeye çalışacak mı…

    Son olarak, jam'in düştüğünü düşündüğün elitistlik tuzağına dair fikirlerini de duymayı isterim. Sen de istersen ve vaktin varsa…

    * Bu, okuduğum bir kitaptan (Düzenden Kaosa: Zuhur – Tayfun GÖnül – Gediz Akdeniz) aklımda kalan bir yorum. İyi bildiğim bir konu sayılmaz aslında.

  • emre

    Bilmem! Benim kast ettiğim belirli bir yeri olan bir okul değil ama neden olmasın! Fikirler, fikirleri doğursun… Teşekkürler!

  • bukket

    Ben de bir süredir benzer şeyler düşünüyordum, jam sonrası özellikle. Biriktirdiğim doğa, değişim, yaratıcı direniş, eğitim metodları gibi gibi şeyleri paylaşmak paylaşmak paylaşmak istiyorum. Dolayısiylee konuşalım, hayal edelim, filizlenelim 🙂

  • Melike Sönmez

    Bir web okul. Mezuniyet belgesi yok. Çünkü mezun olmak mümkün değil. İnsan olmaya dair bir okul olmalı bence. Nasıl olur? Okul sa eğer bir ders programı olmalı, önceden yayınlanmalı. İnternet üzerinden bir öğretmen ve o derse kayıtlı/kayıtsız öğrenciler olmalı. Ders anlatılırken dinlenilmeli ama ders sonrası tartışılabilmeli. Her şey açıkta olmalı.
    Derslere gelince, mesela Ülkeler olmalı biri. Örneğin bir derste, Uruguay dan biri, Uruguay ı, Uruguay insanını, Uruguay doğasını,Uruguay geleneklerini anlatmalı. Başka bir derste Norveç'ten biri. Sonraki derste Fildişi Sahilinden. Vs…Dünyayı bir bütün yapalım derslerle.
    Bir başka ders, tarım olmalı. Yine bir sürü ülkeden bir sürü insan.
    Bir başka ders beslenme. Tekrar bir sürü ülkeden bir sürü insan.
    Bu nasıl yapılır?
    Valla yapan bir sürü okul var. E-Learning adı 🙂 El atacak ta bulunur sanki.
    Ne dersin?
    Sevgiyle ve Sükûnetle Kal

  • JERRY

    Emre cok guzel fikir. O okulun ilk talebesi olmaya dunden raziyim, muhtacim hatta…o kadar heyecanla okudum ki yorumlari atlayarak hemen yazmak istedim, donup onlari da okuyacagim simdi. Bazi "normal" hayatların icinde oyle cok yalnizlastık ki.. Cakılı kaldık sanki.. Paylaşmaya ve daha çok, en cok dinlemeye oyle cok ihtiyacı olanlarımız var ki… Tek seferlik degil sureklilik arzeden bir okul fikri cok olaganustu geliyor kulagima.. Bizim gibi faydasizlari da katin ama :)))

  • emre

    oy oy oy, heyecanın çok güzel!! zihnimde, arka planda bir şeyler dönüyor. bakalım ne çıkacak…

    yalnız "faydasız" da ne demek öyle!? töbe…

  • emre

    tamamdır. şu an için, belli aralıklarla yüz yüze de gelebilecek kişileri buluşturmak daha cazip geliyor ve bu nedenle yurt dışına açılmanın nasıl olacağından emin olamıyorum. ama demlensin bakalım biraz daha. teşekkürler… ((:

  • Ayşe Dirikman Kalıpçı

    Emrecim, heyecanını paylaşıyorum, heyecan bizleri birbirimize bağlayan en önemli ortak paydalardan biri bence. Yürekten destekliyorum, her türlü içinde olmaya hazırım. flora da mekan olarak her daim armağan, biliyorsun 🙂 İlhamlara bereket olsun, bu okul en güzel haliyle ortaya çıksın hayırlısıyla…Ayşe

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir