bize dair

Yaşasın! Hep biz haklıyız!

Düşünsene… Senin gıcık olduğun müdürün, başka birinin çok sevdiği teyzesi, bir diğerinin sırdaşı, bir başkasının çok sevgili kızı…

Düşünsene… Senin o çok sevdiğin can arkadaşın, iş arkadaşlarını eziyor olabilir, diğer bir arkadaşına kan kusturuyor olabilir, birilerine acayip ters gidecek işler çeviriyor olabilir…

                                  ***

Her türlü anlaşmazlık, uyuşmazlık çok göreceli ve herkes olaylara kendi açısından bakıyor. Ve büyük çoğunluk hep kendini, yakınındakini, bildiğini haklı görüyor.

Sevgilinle kavga ettiğinde mesela, muhtemelen, ikiniz de haklı olduğunuzdan o kadar eminsiniz ki… Sonra gidip “olayı” kendi açınızdan arkadaşlarınıza anlattığınızda, ikinizin de arkadaşları, yine kuvvetle muhtemel, nasıl da haklı buluyor sizi. İşin ilginci, senin arkadaşın sevgilinin, onun arkadaşı senin arkadaşın olsaydı, bu sefer diğer kişiyi acayip haklı bulacaklardı.

Birbirine düşman iki halk mesela… İki taraf da bu düşmanlığın tüm mesuliyetini karşı tarafa atıyor. Karşı taraf yamuk yapmıştır, karşı taraf hainlik yapmıştır, karşı taraf sınır ihlali yapmıştır vs vs. Hep karşı taraf yapar zaten. Bu nedenle de hep kendi haklılığıyla dalgalanır coşar. Aynı insan, tamamen aynı özellikler ve karakterle diğer tarafta doğsaydı, bu sefer de, aynı coşkuyla o tarafı haklı bulacaktı.

İş yerinde hep diğeri yalaka; müdür iş bilmez; arkadaşın yanlış seçimler yapıyor, yanlış yaşıyor; annen-baban dünyayı anlayamıyor; çocuğun çok saf; ayrıca çocuğun çok iyi, temiz ama hep başkalarının onu kötü yola çekme riski var; trafikte hata yapan hep diğerleri; diğerleri senin çok sevdiğin filmi anlamazsa biraz salak; senin anlamadığın filmi o çok beğendiyse, bunda bir yanlışlık var, muhtemelen o da anlamamıştır ama anlamış gibi yapıyor; psikiyatristler psikologlara, satış departmanı pazarlama departmanına, annen teyzene, baban amcana; solcusu sağcısına, sağcısı solcusuna, anarşisti hepsine bok atar; sokaklarda sisteme karşı mücadele eden köye çekileni pasifist bulur, köye çekilen diğerinin “hâlâ” lüzumsuz işlerle uğraştığını düşünür; ve bu liste sonsuza kadar uzar gider…

Ama çok şükür ki hep biz haklıyızdır, biz akıllıyızdır, biz doğruyuzdur, biz dürüstüzdür…

Allahtan biz biziz, ya tersi olsaydı…

—————————————–
Blog yazarının notu:

Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum tabii. Zira aslında hiç olmadığım kadar üretim halindeyim, ayrıca -yeri gelmişken- son derece keyifli ve afiyetteyim. Bu üretim sürecinde ortaya çıkan şeylerin çoğu bugünün piyasasında “para eden” şeyler değil ama bu, onların kıymetini azaltmıyor, içim ferah. Kendim ve diğerleri için daha güzel bir yaşam düşü, bu konuya kafa ve kalp yorma, yazıp çizme, bi’takım uygulamalar yapma ve buna kendini adama ne zaman para etmiş ki… 

Yok yok, katiyen şikayetçi değilim bu durumdan, hatta bunun için ayrıca şükran doluyum. Cidden! Hayatımı sürdürürken az miktarda da olsa (ayda birkaç yüz tl) paraya gereksinim duyuyorum ve yaptıklarım, bu parayı çoğu zaman “doğrudan” getirmiyor. Hep bi’takım dolambaçlı yollar… Neyse ki bu yolları da seviyorum. ((: 

Diyeceğim o ki eğer yukarıdaki veya diğer bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa, bunun sonucunda da bana para veya başka bir armağan iletmek istersen: emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşır mısın?

4 Yorum

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir