bize dair

zihnin işleyişi üzerine – 2 (ne! kader mi?)

Dünkü yazıyı yazarken (okumadıysanız lütfen önce buraya buyrun, yoksa bu yazıda okuduklarınız pek bir şey ifade etmeyebilir), hemen sonrasında bir sürü şey eklemek isteyeceğimi biliyordum. Öyle de oldu. Bu yazının da, biraz sonra her ne yazacaksam, bir sürü eksiği kalacağı ve yine bir şeyler eklemek isteyeceğim muhakkak. Ama içimde dönen şeyleri aktarmak, özellikle bugünlerde nefes almak gibi oldu ben için. Bir de yorumlarla, sohbetlerle gelişiyor ve başka bir şeye dönüşüyor ya. İşte bunu seviyorum!

Dün yazdıklarım ve bu aralar düşündüklerim sonucunda dönüp dolaşıp bir çeşit kader anlayışına varıyorum sanki (ki pek haz ettiğim bir müessese değildir). Mademki herkes her an’da yapabileceğini yapıyor* ve başka türlüsü mümkün değil, bu durumda “alın yazısı”na mı bağlanıyoruz sayın seyirciler? Biraz alaycı bir şekilde yaklaştığım, o çok popüler “Her şey olması gerektiği için oluyor.” cümlesine mi yakınsıyorum acaba? Haa, ben yine öyle demezdim de şöyle derdim galiba: “Her şey olacağı gibi oluyor.” ya da bilinen şu cümle “Her şey olacağına varıyor.

Biraz önce, arkadaşım Argın’la dün yazdıklarıma dair konuşuyorduk ve işler ilginç bir yere gitti. İlginç derken, tam da dün ifade etmeye çalıştığım şeyler aslında ama diyalog içindeyken komik geldi bana. Cümle cümle hatırlamasam da mealen şöyle bir şeyler konuşuldu:

(…)
Argın – İyi ama irade diye bir şey var.
Emre – Evet, var.
Argın – Ben bir şeyleri tercih ediyorum, seçiyorum.
Emre – Evet, doğru.
Argın – O zaman nasıl oluyor da kararlarım, tepkilerim, o an yapabileceğim tek şey?
Emre – Çünkü başka bir şey yapacak olsaydın onu yapardın.
Argın – Nasıl yani?
Emre – 26 yıllık yaşamında başına gelen milyon tane olay, şu-bu, bugün halsiz uyanmış olman, havanın sıcak olması, yazımın sendeki etkileri, Beste’nin (diğer bir arkadaş) şu an mercimekli köfte yapması ve diğer tüm etkiler ışığında şu anda benle bu konuşmayı yapıyorsun, çünkü başka bir seçeneğin yok.
Argın – Nasıl başka seçeneğim yok? İstersem konuşmayı sonlandırırım.
Emre – Evet, sonlandırırsın ve sonlandırdığın takdirde, bu da yapabileceğin tek şey olurdu. Muhabbetten sıkıldığın, zırvaladığımı düşündüğün anda zaten buna devam etmezsin, kalkar gidersin. Ama yapmıyorsun, çünkü başka seçeneğin yok. Şu an bu muhabbette kalmak istiyorsun.
Argın – Kafamda tam oturmuyor, ben bunun üstüne biraz yatayım.
Emre – Ben de kesin doğru olduğunu iddia etmiyorum zaten, şu an çıkıveren şeyler bunlar ((:
(…)  

Yaa gerçekten de çok acayip sularda yüzdüğümü düşünüyorum. Kaldı ki dün ve şu an, bunları, sadece kişisel yaşanmışlıkların, bize doğrudan etki ettiğini iyi-kötü bildiğimiz dünyevi ve az-çok ölçülebilir etkenlerin etkilerini düşünerek yazdım/yazıyorum. Daha gökteki cisimlerin, yıldızların, gezegenlerin, ayın hayatımıza olan etkileri var; -inanç meselesi tabii ama- önceki yaşamlarımızdan gelen etkiler var -olabilir-; bunlar yetmezmiş gibi bir de bakterisi, mikrobu ve bunların etkileri var-mış (dünkü yazımın altına yorum yazan biri, bir makale paylaşmış ve anladığım kadarıyla, içimdeki bir takım mini canlılar, beni fiziksel ve dolaylı olarak zihinsel olarak etkilemekten başka, doğrudan da zihinsel etkilere yol açıyor. Öyle ki makalenin sonunda, yapmamız gerekenin “ben”, “kendim” gibi kavramlara bakterileri de eklemek olduğu yazıyor. Zira zihni o kadar çok etkiliyorlarmış. Okumak için buraya buyrun.). Tüm bunları ve dünkü yazıda aktarmaya çalıştıklarımı göz önüne alınca, “ben” nedir, “özgür irade” nedir, “seçim yapmak” nedir, … gibi deli sorular dönüyor zihnimde. Zaten, okumuşsunuzdur belki, matrix’te yaşıyor olma ihtimalimiz %50 imiş. ((:

***

Daha nöronlara, çalışma sistematiklerine falan gelemedim. Gerçi bunları aktaracak kadar iyi anlamış da değilim henüz. İki TedTalk’la bu işler hallolmuyor. ((: Lakin kafamda, beynin çalışma mekaniğinin ana mantığına dair bir şeyler oturmaya başladı ve şu anda dile dökemediğim bu mantık sayesinde bu düşünceleri ürettiğimi sanıyorum.

Puff, sanırım buradan devam edebilirim bir süre…

* “Yapabileceğinin en iyisini yapmak” yerine “yapabileceğini yapmak” deyimini kullanmak bana iyi geliyor. “Yapabileceğinin en iyisini yapmak”, birçok şey yapabilecekken bunlar arasında en iyiyi seçmeyi çağrıştırıyor. Oysaki yazar, dünden beri, zaten verili bir an’da ve verili bir konuda, yapabileceğimiz tek bir şey olduğunu iddia ediyor.

2 Yorum

  • Melike Sönmez

    Tekrar MS2150 diyeceğim. Yapmayı seçiyorsun aslında bana göre. Dolayısıyla en iyi diyebilirsin. Sadece nasıl öleceğin anı bedenin biliyor ve ona göre şekilleniyorsa, nihai kaderi de beynin biliyor ve ona göre çoktan seçmeli bir yolda seçmen gereken en iyiyi seçiyorsun nihai hedefin için. Sadece nihai hedefini de bildiğinin farkında değilsin, öleceğin anı ve ölüm şeklini bilmediğin gibi. Kaldı ki ölümün ne olduğu ayrı bir muamma, nihai hedef gibi

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir