bize dair

Savaşımız-2 (bizbize)

Dün, bahsettiğim savaşın insanın doğayla ve dolayısıyla kendiyle olduğunu söyledim; zira bütünü parçalarına ayırmanın fazla bir anlamı yok. Her şeyin kocaman bir organizmanın parçası olduğunu her geçen gün daha fazla hissediyorum. Fakat bir şeyleri anlatabilmek için parçalarına ayırmak işi kolaylaştırıyor. Bundandır ki gerçeği kapsayamamak ve bütünden bir miktar uzaklaşmak pahasına, savaşın doğaya karşı olan kısmını soyutlayarak tasvirlemeye çalıştım.

Bugün ise, insanın insana (diğerlerine) açtığı savaşı, bütünden ayırarak göz önüne sermeye çalışacağım. Bilmediğimiz şeyler değil hiçbiri ama tekrar ve tekrar hatırlamak, hatırlatmak gerekiyor. Zira bir şeyi dışsal bir bilgi olarak bilmek ile bilgiyi içselleştirmek, yani bilginin biliş olması ve hayata geçmesi arasında dağlar, nehirler oluyor genellikle. Bildiğimiz hemen biliş’e geçse işimiz çok daha kolay olurdu ama öyle yürümüyor.

İnsanın insana açtığı savaş açık seçik gözümüzün önünde cereyan ediyor. Gerçi hiçbir kötü şeyi üstümüze almama, suçu hep başkalarında arama konusunda olağanüstü derecede başarılıyız. Sizi bilmem ama ben, şu kişiye haksızlık ettim, bu kişinin parasını, emeğini çaldım, ötekini kırdım, berikini incittim diyen birileri ile çok nadir karşılaşıyorum. Genelde ne hikmetse karşıma hep haksızlığa uğrayanlar, çaldıranlar, kırılanlar, incitilenler çıkıyor. Olumsuz edimlerin faali hiçbir zaman bulunamıyor, hep bir edilgenlik… Şu ötekiler kim çok merak ediyorum. Biz olmadığımız kesin, peki kim bunlar?

5N1K’nın kim sorusuna cevap bulamasak da ne sorusuna vereceğimiz cevap çok zor değil. Bu, daha bir bildiğimiz yerden sanki. İnsan insana ne yapıyor? En büyük resimden, iyice yukarılardan, kuş bakışı baktığımızda gördüğümüz; insanın insanı öldürdüğü, bombaladığı, öldürttüğü, bombalattığı, aç bıraktığı vs… Bu konularda detaya girmeye gerek yok, hepimizin bildiği şeyler; savaşlar, çatışmalar, terör, şu-bu…

Yer yüzüne biraz yaklaştığımızda gördüğümüz şeyler daha az acımasız izlenimi verse de pek öyle değil. Evet, doğrudan öldürmüyor belki ama süründürüyor. Sapiens, iki ayağı üzerine kalkalı on bin yıllar olduğuna göre sürünerek yaşamak ne kadar makul, ne kadar kabul edilebilir; takdirinize kalmış. İnsan insanı korkunç şartlarda çalıştırıyor, bazen karın tokluğuna bazen bundan bile kötü koşullarda; insan insanı sömürüyor, diğerinin kaynaklarına yasal (bir şeyin yasal olmasının adil olması anlamına gelmediğini de şuracığa bırakalım) ve yasal olmayan yollarla el koyuyor; insan insanı kullanıyor, manipüle ediyor, yanıltıyor; yapıyor da yapıyor. Sanıyorum bunlara da çok yabancı değilizdir.

Biraz daha odaklandığımızda ise belki öldürmeyen, süründürmeyen ama insanı insan olmaktan çıkaran farklı tür salvolarla (bu askeri terimler de neremden çıkıyor!) karşılaşıyoruz. Bu saldırı, çoğunlukla insanın yakın çevresinden, en sevdiklerinden geliyor. Üstelik son derece sinsice ve alttan alta gelen bu hamlelerin en büyük gücü, çoğu zaman gelenin farkına bile varmamamız ve dahası, hamleyi yapan da yaptığından habersiz. Farkındalıksız bir durumdan bahsediyorum yani. En yakınların birbirine ettiğini başka kimse edemiyor gibi geliyor bazen. Anne-baba- çocuk ilişkileri, sevgili ilişkileri, dostluklar, arkadaşlıklar… Tüm bu ilişkilerdeki suçlamalar, kötü hissettirmeler, kıskançlıklar, çekememeler, hor görmeler, irili-ufaklı yalanlar, yanıltmalar, O’nun kendi hayâlleri peşinde koşmasına engel olmalar, duygu sömürüleri… Tanıdık geldi mi?

Velhasıl, eş zamanlı ve topyekün savaşın cephelerinden biri olan insan-insana savaş, en basit hâliyle böyle görünüyor bana.

***

Görünen o ki bir sonraki yazıda, insanın kendiyle olan savaşına da dokunup sonrasında bütün bunları nasıl çözeceğimize dair fikirlerle devam edeceğim. Dün son cümlemde belirttiğim gibi, benim umudum var zira.

Bizi izlemeye devam edin. Şimdi kısa bir ara…

—————————————–

Blog yazarının üç notu: 
1 – Eğer yukarıdaki veya başka bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa ve bunun sonucunda bana bir karşılık armağanı iletmek istersen (para veya diğer) bana ulaşır mısın? 

2 – Bu blogdaki ve hayattaki tüm üretimim, bütünden beslenip bütüne akmaktadır. Hiçbir hakkı saklı değildir. Her türlü üretimimi, izin almadan, kısmen ya da tamamen paylaşabilir, çoğaltabilirsin. Kaynak gösterirsen memnun olurum. 

3 – Belki bilmiyorsundur, benim bir kitabım var, ismi “Yeni”ye Doğru. Okumak istersen, facebook sayfasına giderek en üstte sabitlenmiş olan iletide, onu nerelerde bulabileceğini öğrenebilirsin. Olmadı, yaz bana.

emreertegun@gmail.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir