bize dair

dizginler

Çizim: Ayşe Gökçe Bor*

Uzun zamandır hayatımın dizginlerini büyük oranda elime almış; üstüme yapışmış alışkanlıklardan, öğrenilmişliklerden epey sıyrılmış durumdayım (ya da öyle sanıyorum :). Gerçi eski ezberlerden sıyrılırken yenilerine tutunduğumu fark ettiğim zamanlar olmuyor değil. Dahası, farkına varmadığım ve henüz kurtulamadığım eski ezberlerim ve yine farkına varmadığım yenileri de vardır muhakkak. Dolayısıyla dizginleri bir ölçüde onlarla paylaşıyorum(dur); niyetim ise mümkün olan en çoğunu, tercihen tamamını elime almak ve elimde tutabilmek.

Almakla tutmak aynı şey olmayabiliyor; zira günbegün, anbean değişiyor, güncelleniyorum; yeni sürümlerim ortaya çıkmak istiyor. Bu değişimlere ne kadar bırakabiliyorum kendimi, ne kadar -eskiden kalan veya yeni ürettiğim- sabit kimliklere tutunuyorum? Dizginler hâlâ elimde mi, yoksa kaptırdım mı; sabit kimliklere, alışkanlıklara, korkulara?..

Eski derimden sıyrılıp tazecik yenisiyle hafifçe süzülebiliyor muyum kabuk değiştiren sürüngenler gibi?

Ne kadar az tutunursam o kadar güzelleştiğimi görüyorum. Zira en güncel hâlim en güzel hâlim, çünkü en güncel hâlim şu an’da ortaya çıkmak isteyen ben’i yansıtıyor (geçen yıl aldığı kararları uygulamaya çalışan ben’i değil). Bundan uzaklaştığım her adımda daha az güzel oluyorum; çünkü ben ben olmaktan uzaklaşıyorum, çünkü eski ben’e tutunuyorum; çünkü maskeler takıyorum, bilerek ya da bilmeyerek…

İstediğim şey ise parlamak, çok güzel olmak! Başkalarıyla karşılaştırmalı bir güzellikten değil, kendimin olabilecek en güzel, yani en gerçek, en otantik, en doğal hâline anbean ulaşmaktan bahsediyorum.

Buna erişebilmek için farkındalığımı artırmam gerekiyor. Farkındalığımı artırırsam otomatik davranışları, öğrenilmişlikleri, ezberleri, aldığım kararları değil, -her zaman doğru yönü gösteren tek pusula olan- an’daki kendimi, kendiliğindenliğimi takip ederim. Tutarlılık mikrobuna bulaşmadan, her gün yeniden doğan ben’i izlerim; neye yöneldiğimi, ne istediğimi, kalbimin ne için çarptığını -yeniden ve yeniden!- anlamaya çalışırım.

Bunun için hep tetikte, kendim‘de kalmam lâzım. Dizginleri elinde tutmak, eline almaktan daha kolay değil. Toplum, kurallar, öğrenilmişlikler, içimdeki eleştirmen, … , hepsi pusuda bekliyor beni hizaya getirmek için. Bense kendi yoluma gitmek istiyorum, nereye çıkarsa…

Hep tetikte kalmaya niyet ediyorum; dizginleri sadece ve sadece kendiliğindenliğime bırakmak için…

* Ricamı kırmayıp bu yazı için çizim yapan can’ım Ayşe Gökçe Bor’a kocaman kocaman kalpler…

————————————————————–

Blog yazarının üç notu: 
1 – Eğer yukarıdaki veya başka bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa ve bunun sonucunda bana bir karşılık armağanı iletmek istersen (para veya diğer) bana ulaşır mısın? 

2 – Bu blogdaki ve hayattaki tüm üretimim, bütünden beslenip bütüne akmaktadır. Hiçbir hakkı saklı değildir. Her türlü üretimimi, izin almadan, kısmen ya da tamamen paylaşabilir, çoğaltabilirsin. Kaynak gösterirsen memnun olurum. 

3 – Belki bilmiyorsundur, benim bir kitabım var, ismi “Yeni”ye Doğru. Okumak istersen, facebook sayfasına giderek en üstte sabitlenmiş olan iletide, onu nerelerde bulabileceğini öğrenebilirsin. Olmadı, yaz bana.

                                                          emreertegun@gmail.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir