bize dair

sevgiye ve diğer bazı şeylere dair bir sohbet

(…)

– Onu gerçekten sevdiğine emin misin?

– Tabii ki. Bir saattir ne anlatıyorum!

– Peki gerçekten O’nu sevdiğine emin misin?

– Bu da ne demek?

– Sevginin nesnesi gerçekten O mu? Sevdiğin şey gerçekten O mu?

– Başka ne olabilir ki?

– Bir sürü şey olabilir! Daha doğrusu, muhtemelen, bir sürü şeyin bileşkesidir bu sevgi; bir sürü şeye duyduğun sevginin bileşkesi. Bu bileşkenin unsurlarını tek tek fark etmek, öz farkındalık için çok önemli.

– Yine kişisel gelişim kitapları mı okuyorsun sen?

– Bu aralar, hayır. Gerçi okuduğum kitapları kişisel gelişim olarak nitelendirmezdim. Ha, soruyorsan, meditasyon yaparken geldi bu sevgi olayını analiz etme fikri, gerekliliği. Ama boşver bunu şimdi, ne dediğime gel.

– Dinliyorum. Nereye varacak bakalım.

– O’nu sevdiğini söylüyorsun. Ben de diyorum ki seviyorsun, çok güzel lakin bu sevgi katıksız bir sevgi olmayabilir büyük bir ihtimalle. Ve bu kötü bir şey değildir. Durumu, dolayısıyla kendini doğru anlamak için yapman gerektiğini düşündüğüm bir yolculuk sadece.

– Kemerleri bağladım kaptan; uçur beni!

– Bırak zevzekliği.

– Tamam tamam, sustum. Aaa böyle bir şarkı vard…

– …

– Tamam, gerçekten ciddiyete davet ediyorum kendimi ve davete hemen icabet ediyorum. Sendeyim.

– Şu an hissettiğin sevginin, bir sürü şeyin bileşkesi olduğunu iddia ediyorum.

– Mesela?

Çizim: Deniz Kurt (Çok teşekkürler Deniz!)

– Mesela kendini seviyor olduğun, O’nda kendini gördüğün ve gördüğün sureti sevdiğin gerçeği…

Mesela -herhangi- biriyle olma, yani yalnız olmama isteğin ve şu anda yanında O belirdiği için bu durumdan dolayı O’nu seviyor olman…

Mesela anlaşılmaya, duyulmaya olan ihtiyacın, açlığın ve şu anda seni anlayan, seni duyan O olduğu için sevgini O’na yöneltiyor olman…

Mesela -herhangi- bir vücuda olan arzu ve ihtiyacın ve şu anda hayatındaki vücut O’nun vücudu olduğu için arzu nesnenin O olması…

Ve mesela tam da O’nu istiyor, seviyor olman… Herhangi biri olduğu, herhangi bir vücut olduğu, seni duyan, anlayan herhangi biri olduğu, kendini O’nda gördüğün için değil de gerçekten de tam olarak katıksız bir şekilde O’nu seviyor olman…

“Mesela”ları artırabiliriz. Bunlar ilk aklıma gelenler… Demem o ki birini sevdiğimizi düşündüğümüzde, sevgimizin bir kısmı gerçekten de o biricik kişiye özel olabilir fakat -çoğunlukla büyük- bir kısmı ise şartların ve hayatın karşımıza “o” kişi ya da kişileri çıkardığı ve sevgimizi onlara yöneltiyor olduğumuzdur.

– Hımm… Bu duyduklarım çok hoşuma gitmedi sanki. İtiraz edesim var.

– İtiraz edesin var çünkü romantik hayâller daha çekici geliyor. O’nun özel biri olduğunu ve birbiriniz için yaratıldığınızı düşünüyorsun; düşünmek istiyorsun. Bu öğretildi çünkü sana. Filmler, hikâyeler hep bunu anlatıyor.

Bak, O’nun özel biri olduğu kesin, sen de öylesin. Ama ben de öyleyim ve diğerleri de öyle. Neden senin O’nu bu kadar severken, O’nun bu kadar özel olduğunu düşünürken; bir başkasının da başka birini senin O’nu sevdiğin kadar sevdiğini, senin O’nu özel bulduğun kadar özel bulduğunu düşündüğünü sanıyorsun? Başkasının sevdiği kişi senin için hiçbir şey ifade etmezken O nasıl da parlıyor gözünde, öyle değil mi? Aynı şekilde diğer kişi için de O’nun o kadar fazla anlamı yok.

Bir şekilde bir ruha gerçekten dokunabildiğimiz takdirde, ki bazı sevdiğimizi sanmalarda bunun yanından bile geçmiyoruz, onu sevmememiz ne mümkün? Her ruh özel, her ruh güzel. Güzellik her yerde ve hepimizde ama algılayabildiğimiz güzellik, bakanın gözlerinde. Bunu birinde görürken bir diğerinde göremememiz bu durumu değiştirmez.

– Hem mantıklı geliyor hem de işime gelmiyor sanki. O’nun gerçekten de başka türlü özel olduğunu düşünmek iyi hissettiriyor.

– Başka türlü özel birine sahip olduğun için mi dersin?

– Belki de…

– Galiba bu ayrılık bilincinden geliyor. Senle ben ayrıyız ve rekabet hâlindeyiz. Öyle olunca da senden ayrı olan ben, en güzeli, en tatlıyı, en özeli kaparsam kazanırım.

Ve gittikçe O’na tutunurum, sıkı sıkı yapışırım en özel olana. Artık hayatın anlamını O’nda görmeye alışırım ve bu, zamanla bağımlılık hâline gelir çoğunlukla. O’nsuz yapamam artık.

– Tam olarak öyle hissediyorum, biliyor musun? Şimdi bir şey olsa ve birdenbire hayatımdan çıkıverse, hayatımın tüm anlamı kaybolur gibi geliyor.

– Sık karşılaşılan bir durum. O özel kişinin hayatın tam merkezinde konumlandırılması ve yokluğunun tüm dengeni alt üst etmesi…

– Peki ne öneriyorsun?

– Bilmem. Sen kendine ne önerirsin?

– O’nu sevmekten büyük keyif alıyorum, her geçen gün bağlanıyorum da ona. Ama sanki senin de söylediğin gibi, bağımlılığa dönüşüyor olabilir. Ki bu pek iyi bir şey değil galiba.

– Tabii ki değil. Bağımlılık seni sen olmaktan, bütün olmaktan çıkarır. Bağımlıysan kendinle kalmakla yetinemezsin. Bağımlılık duyduğun maddenin, kişinin veya hissin yokluğu, içinde kocaman bir boşluk açar. Bu boşluğu kapatmak için yapabileceğin tek şey o maddeye, kişiye ve hisse yeniden ve yeniden ulaşmaktır. Ulaştığın sürece iyisindir, ki bu da tartışılır; ulaşamadığında ise sıkıntılar baş gösterir. Fiziksel sıkıntılar, ruhsal sıkıntılar… Ve hep bir gerilim vardır. Zira her an bu maddeye, kişiye, hisse ulaşamama ihtimalin ve bunun yarattığı korku vardır.

– Bunun üstesinden nasıl gelinir?

– Sadece fark et dostum… Ve fark ettiğin şeyden korkma, ondan kaçma, görmezden gelme; bilakis onun içine, merkezine bak… Bu hisle kal, bu hissi yaşa; onun içinden geç…

Bunları sadece bağımlılıklar için değil, tüm istenmeyen duygularla çalışmak için önerebilirim. Korkuyor musun, fark et; kıskanıyor musun, fark et; bağımlı mısın, fark et. Fark et ve sadece bak, ne kadar gerekiyorsa o kadar bak. Onlarla savaşmadan, onları tu-kaka ilan etmeden, onların üstesinden gelmeden… Ta ki bu hisler kendiliklerinden çözülene, eriyene kadar. Olan’a yansız bir şekilde baktığın takdirde bunun önünde direnebilecek hiçbir duygu yok, güven bana. Yeter ki sabırla bak, dosdoğru bak, ta içine bak.

– …

– Ne diyorsun?

– Kafama yatıyor bu söylediklerin ama hâlâ kabul etmekte zorlanıyorum.

– Belki bunla başlayabilirsin. Bu söylediklerimin sende ne hissettirdiğiyle, içinde oluşan dirençle… Bu dirence dosdoğru bakarak başlayabilirsin. ve oradan adım adım ilerleyebilirsin.

– Immm, tamam, bunla başlayacağım.

– Harika. Sonra yine konuşalım ama…

– Anlaştık! Yalnız iyi gurulama yaptın kaşla göz arasında. 🙂

– Bazen tutamıyorum işte kendimi. 🙂

(…)

————————————————————–

Blog yazarının üç notu: 
1 – Eğer yukarıdaki veya başka bir yazım -veya belki de bir eylemim- bir yerlerine dokunduysa; seni mutlu ettiyse, düşündürdüyse, sana ilham verdiyse ve içinde benim için bir şeyler yapmak üzere harekete geçme isteği duymana yol açtıysa ve bunun sonucunda bana bir karşılık armağanı iletmek istersen (para veya diğer) bana ulaşır mısın? 

2 – Bu blogdaki ve hayattaki tüm üretimim, bütünden beslenip bütüne akmaktadır. Hiçbir hakkı saklı değildir. Her türlü üretimimi, izin almadan, kısmen ya da tamamen paylaşabilir, çoğaltabilirsin. Kaynak gösterirsen memnun olurum. 

3 – Belki bilmiyorsundur, benim bir kitabım var, ismi “Yeni”ye Doğru. Okumak istersen, facebook sayfasına giderek en üstte sabitlenmiş olan iletide, onu nerelerde bulabileceğini öğrenebilirsin. Olmadı, yaz bana.

                                                          emreertegun@gmail.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir