bize dair

benmerkezimizde kesişmeler

Bir süredir benliğimin genişlediğini hissediyorum. Bu his bazen epey derinden geliyor bazense o kadar değil.

Bazen diğeriyle, bazen diğer-ler-iyle, bazen ise herkesle ve her şeyle bir olduğumu hissediyorum; işte o zaman kocaman oluyorum, enginlere sığmayıp taşıyorum. O zaman tüm ayrımlar ortadan kalkıyor. Her şey ve hiçbir şey oluyorum.


Her zaman o noktada değilim. Benliğimin daraldığı, iyice daraldığı ve sadece kendimden, Emre’den ibaret olduğum zamanlar da yaşıyorum.

Diğer her konuda olduğu gibi bunda da sarkaç gibi salınıyorum. Bir oradayım, bir burada, bir şurada…

Ve her nerede isem, bunla kalmaya, değiştirmeye çalışmamaya, olduğumla mücadele etmemeye niyet ediyorum. Bu niyetim her konuda geçerli…

***

Benliğimin en güdük kaldığı anlarda bile, adımlarımı daha bütünsel bir bakışla atıyorum; neredeyse her zaman… Bütünün hayrına olacağına inandığım adımları atıyor, mesela benim için fazladan bir efora ya da zamana mâl olacak şeyleri, çoğu zaman, toplam faydayı gözetmek adına yapabiliyorum. Fakat bu durumda bile bunu fedakârlıkla yaptığım hissinde olmuyorum; normalim bu oldu artık. Bir şeyi yapmak benden bir birim eksiltecek ve fakat başka birine daha fazlasını ekleyecekse, bunu yapmamak ne mümkün… Zaten bu durumda o eksilme, zihinsel olarak bakınca var gibi görünen ama aslında hiç de öyle olmayan bir şey. Çünkü ben sadece ben değilim. Ve zira vermekle almak o kadar da farklı şeyler değiller. (Bkz. bir önceki yazı)

Aynı şekilde, aldığım zamanlarda da bütünün faydasını gözetmeye gayret ediyorum. Benim bir birim almam başka birinin bir birim kaybetmesi anlamına geliyorsa bile gönül rahatlığıyla alamıyorum. Sıfır toplamlı oyunlar beni kesmiyor, çekmiyor uzun zamandır. Tam da bu nedenle rekabet içeren hiçbir alışveriş, iş vs.nin içinde rahat etmiyorum. Birileri kazanamıyorsa, sınavı ben kazansam ne yazar; birileri siftah yapamazken satış yapsam ne fayda; ya da hem ben hem başka birileri kazanıyorken ekolojik bütünümüzden ya da toplumsal değerlerimizden kaybediyorsak mesela, ne anladım bu işten…

Bütünün kazandığı, pozitif toplamlı her türlü adıma varım; sıfır ve negatif toplamlılara, ı ıhh.

“benmerkezimizde kesişmeler”* – Ahenk Köroğlu

***

Bu arada bence herkes bencildir, bencil olmalıdır ve bencillik sanıldığı kadar kötü bir şey değildir. İş onu nasıl tanımladığımız, nasıl uyguladığımızla ilgili.

TDK “bencil” için yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan diyor mesela ve buradan “yalnız” kelimesini çıkarınca bencillik o kadar da fena bir şey gibi görünmüyor bana. Bir kere insanın kendini düşünmesi kaçınılmaz bir durum. Tüm canlılar öncelikle kendilerini düşünürler. Bunun aksi, olsa olsa, idealize edilen ve doğal olmayan bir yaklaşımdır; çoğu zaman uygulanamaz ve dahası, zaten uygulanması hiç de iyi bir şey değildir bana göre.

Bence kişi, kendi ihtiyaçlarını özenli bir şekilde gözetirken toplam faydayı da gözden kaçırmıyorsa en güzeli… Sadece kendi istek ve ihtiyaçlarını gözetmeyi olumlayacak değilim ancak sürekli özveri, sürekli verme hâlini de ne makûl buluyorum ne de sürdürülebilir…

Galiba en güzeli, benliklerimizin genişlemesi ve her şeyi kapsaması. Bu durumda, kendi çıkarını her şeyden üstün tutmak, bütünün çıkarını her şeyin üstünde tutmak anlamına geliyor zaten. Bir yandan da bu genişleme esnasında küçük ben’leri göz ardı edip bir şeyler için feda etmezsek bu iş tamamdır bence. Küçük ben de genişlemiş benliğin parçası; unutmamalı. Ben yoksam bütün de yok.

Yani yukarıda bahsettiğim şekliyle bencil olsak da benmerkezci (TDK, beniçinci demiş) olmasak; bu ince ayrımı kıvırsak, diyorum.

Her konuda olduğu gibi orada bir yerde güzel bir denge var; istikamet orası olsa…

* Ahenk’in resme koyduğu isim, yazının da da ismi olmak istedi.

***

NOT:

Canım okuyucu,

Okudukların bir yerlerine dokunuyorsa, sana iyi geliyor ve bir şeyler katıyorsa, herhangi bir karşılık armağanı vermeye davet ediyorum seni. İçinden ne gelirse; para, kitap, ekolojik yöntemlerle üretilmiş gıdalar, yün çorap, masaj, diğer…


Yazılarımı beklentiyle, karşılığında bir şeyler almak için yazıyor değilim. Zaten birçoğu kendiliğinden akıyor ve içimdekileri paylaşabiliyor, kendimi duyurabiliyor olmak başlı başına kocaman bir armağan. 


Bunla birlikte, bilinen anlamda çalışmadığım ve ürettiklerimin, yani dünyaya verdiklerimin çoğunun “piyasada” maddi karşılığı olmadığı için, bu tip çağrılarla her türlü karşılık armağanına da açık olduğumu hatırlatıyorum. Seve seve veriyorum, almaya da çok ama çok açığım.


Geçen sefer tahin idi -ve birkaç kişiden karşılık aldım- 😌, bu yazıyı ise şu aralar gerçekleştirdiğim ve gerçekleştireceğim seyahat masraflarıma adamak istedim. ((: Geçen hafta İzmir’e giderken 30, dönüşte 35 TL masrafım oldu (blabla kullandığım için hesaplı yolculuklar). Önümüzdeki hafta ise annemi ve birkaç dostu ziyaret etmek için Antalya taraflarına gidip geleceğim. Blabla’da uygun ilan bulup bulmamama göre, gidiş-geliş 70 – 120 TL civarında masrafım olacaktır. Sonra ay sonuna doğru yine bi’ İzmir… Bunlara -az-çok demeden- katkı sağlamak ister misin? 😊

emreertegun@gmail.com

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir