“neden?”

“Neden?” sorusunu uzunca bir süredir mümkün mertebe, -en azından farkındalıklı kalabildiğim sürece- kullanmıyorum.* Bu sorunun arkasında gizli bir şiddet yatıyor gibi geliyor bana.

* Nesnel değil, öznel durumlardaki “neden” sorusundan bahsediyorum. Aşağıda daha açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Zira bu soru, çoğunlukla, bir şeylerin yanlış olduğuna dair değerlendirmemizi ve ön yargımızı içeriyor ve pek sıkıntılı. Bu sorunun muhatapları, yani hepimiz, hemen her seferinde aniden savunmaya geçiyoruz. Zira daha ziyade doğru gitmeyen bir şeyler olduğu düşünüldüğünde sebep sorgulamaya, hatta bir nevi hesap sormaya meyilliyiz gibi geliyor bana. Bir şey “olması gerektiği gibi” akıyorken bu soruyu duyma olasılığımız pek düşük.

“Olması gerektiği gibi”yi tırnak içine almam boşuna değil. Geçmişte de buna dair bir şeyler karalamıştım (“olan” ve “olması gereken”); bir “olan” var, bir de “olması gereken”, yani olması gerektiğini düşündüğümüz. “Olan” gayet açık ve nesnel bir gerçeklikken*, “olması gereken” sonuna kadar özneldir. İsterse belli bir insan grubunun %99’unun “olması gereken”i aynı olsun, bu, yine de bunun öznel olduğu gerçeğini değiştirmez. Bunun farkındalığını çok önemli buluyorum.

* Dikkat! “Olan”ın nesnel bir gerçeklik olması, bizim onu bütünüyle ve nesnel bir şekilde kavrayabildiğimizi göstermez. Aynı “olan”ı herkes kendi nesnel bakışıyla anlamlandırmaya çalışır ve yorumlar; çoğu zaman bambaşka şekillerde…

Örneğin en zorlandığım “neden?” sorusu, yeni tanıştığım birinden veya eski bir dosttan, hiç fark etmez; köyde yaşıyor olmama rağmen neden tarım-toprak işleriyle pek ilgilenmediğimin sorgulanması şeklinde zuhur ediyor. Soran kişi bunu tüm masumiyetiyle ve üstüne düşünmeden soruyor ve kötü bir niyeti yok elbette; köyde yaşayan kişinin otomatik olarak toprakla ilgilenmesi gerektiğini (ya da ilgileneceğini) varsayıyor ve sadece soruveriyor. Sorunun muhatabı Emre ise, zaten çok zorlandığı bu konuya dair cevap verirken akla karayı seçiyor. Çünkü Emre, bu işleri yapmayı çok istese ve zaman zaman kısmen yapmış olsa da bir türlü yoğunlaşmayı ve istikrarlı bir şekilde ilgilenmeyi becerememiş ve bundan dolayı kendini zaten kötü hissedegeliyor. Konuya dair tecrübe ve bilgi eksikliğinin yanı sıra, arka planda Demokles’in kılıcı gibi sallanan öyle bir “ben yapamam, ben beceremem” kalıp-düşüncesi var ki hemen her türlü somut üretim isteğini fena halde baltalıyor. Diğeri tüm bunlardan habersiz, otomatik olarak gelen soruyu aktarıyor sadece ama karşı tarafta, pıfff neler neler olabiliyor… :))

Alternatif ne olabilir? Sadece bir örnek:

“Eee, bostan falan yapıyor musun bari?”
“Yok, ona pek vakit ayıramıyorum.”
“Anlıyorum; nasıl geçiyor mesela bir günün, nelerle ilgileniyorsun?”

“Aaa neden?” diye sorulması yerine böyle bir akış durumu o kadar farklılaştırıyor ki… Konu gerçekten canlıysa ve karşı tarafta merak uyandırıyorsa da farklı bir şekilde sorulabilir en azından: “Hımmm; vaktin olsa yapmak ister miydin?” gibi bir soru sorulup olumlu yanıt geldiği takdirde “Peki bunun için neye ihtiyacın var?” gibi bir şeyle devam edilip o kişi desteklenebilir. “Aaa neden?”den çok farklı bir yere götürür bizleri.

Bu, benim yaşadığım ufak bir örnek olmakla birlikte “neden” sorusunun yarattığı -belki biraz abartılı bir ifade olabilir ama- terörü her yerde, herkeste, sıkça gözlemliyorum.

***

Bir de “iyi” ve “kötü” bulduklarımıza göre bu soruyu sorduğumuzu ya da sormadığımızı fark ediyorum. İyi bulduğumuz, sevindiğimiz şeyler için sormadığımız “Neden?” sorusu, olumsuz olduğunu düşündüğümüz durumlarda hemencecik ortaya çıkıveriyor. Örneğin şöyle bir gözlemim var: İnsanlar ne zaman bir boşanma haberi duysalar “neden?” diye soruyorlar, arkasında “ne olmuş ki?”, “anlaşamamışlar mı?”, “başka biri mi varmış?” gibi alt sorularla. Bu insanlar için bir arada kalmak iyi, güzel, hoş olan iken ayrılmak nahoş. Bense, mesela, birilerinin evlendiğini duyduğumda “neden?” diye soruyorum; arka planda “ne gerek varmış ki?”, “takılsalarmış ya”, “niye sistemin dayattığı birliktelik formuna boyun eğmişler ki?” vs diye düşünerek. Ve bu ikisinin birbirinden farkı yok. İkincisinde de benim birtakım doğrularım devreye giriyor ve buna uygun davranmayanları -çoğunlukla içimden- sorguluyorum; hepsi bu.

*** *** ***

Görsel: İlknur Urkun Kelso

Değinmek istediğim diğer bir konu, her şeyin birbirini etkilediği ve sebep sonuç ilişkilerinin çoğu zaman bize göründüğü kadar basit olmadığı. Yani öznel ya da nesnel bir konuda “neden” sorusunu sorup birtakım sonuçlara ulaşıyoruz belki fakat her şeye etkiyen o kadar fazla değişken var ki bir şeyin neden(ler)ini gerçekten bulmak o kadar da kolay değil aslında.

Mesela geçen kış arka bahçeye diktiğim pırasa fideleri neden büyümedi? Lahana ve karnabaharlarla karışık diktiğim için mi, az suladığım için mi, toprakta yeterince organik madde olmadığı için mi, bu kış kış gibi geçmediği için mi, yoksa bambaşka sebeplerden dolayı mı? Bu ve diğer etkenlerin yüzdesel etkileri nedir? Hangisi ne kadar etkiledi? Aklıma gelmeyen ve asla gelemeyecek olan başka sebepler de olabilir mi?

Veya Ayşe’yle Ahmet niye evleniyorlar? Sisteme boyun eğdikleri için mi, Ayşe işinden ayrılabilsin ve tazminat alabilsin diye mi, artık çok yaşlı olan Sevim teyzelerini memnun etmek için mi? Bilinç altlarında yer alan diğer sebepler, gelinlik giyme hevesi, pratik nedenler vs. Aynı şekilde bu sebeplerden hangileri gerçek ve ağırlığı ne, kim bilir ne gibi diğer sebepler olabilir…

Pırasaların büyümemesi gibi pratik konularda neden sorusu yine de faydalı elbette. Kesin bir cevap bulamayacak olmamız, bu soruyu sormamızın ve birtakım sonuçlara ulaşarak bir sonraki denemede daha iyi pırasa yetiştirme ihtimalimizin önünde durmasın. Fakat iş Ahmet’le Ayşe’nin evliliğine ya da boşanmasına gelince; işte bu ve benzeri durumlardaki “neden” sorularını yavaşça yere bırakıp sadece dinlemekte, anlamaya gayret etmekte ve yargılamamakta büyük fayda var.

*** *** ***

Zaten davranışlarımızın, seçimlerimizin arkasındaki sebepler sonsuz olmakla birlikte kişisel kararlarımı çok daha duygusal bir şekilde almaya ve sonra bunları gerekçelendirmeye meylettiğimi fark ediyorum (herkesin böyle olduğundan emin değilim ama bence öyle); ki bu da nedenleri sorgularken önemli olabilir. Yine ufak bir örnek, söylemek istediğimi daha anlaşılır kılacaktır: İki ay kadar önce kırsalda yaşayan ve çok sevdiğim dostları ziyaret ettiğimde içimde orada yaşama, oraya yerleşme heyecanı çok güçlü bir şekilde var etti kendini. Sonradan fark ettiğim üzere, o süreçte bu heyecanımı haklı kılacak türlü neden sıraladım ve bu ihtimali rasyonalize ettim sürekli.

Gel zaman git zaman bu heyecanımda azalma hissettim, dostları yine ziyaret ettim ve şu an için bu adımı atmaya hazır olmadığımı fark ettim. Bu sefer de oraya yerleşmemeye dair türlü sebepler sıralanmaya başladı zihnimde.

Hatta öyle ki orada olduğum günlerde konuya dair düşünürken ve doğru olan kararı görmeye, hissetmeye çalışırken, içim biraz olsun bu fikre akmaya başladığında, yine beni oraya çağıran sebeplere ağırlık verdiğimi; bir an sonra bu ihtimalden biraz uzak hissetmeye başladığımda ise bu sefer oraya gitmemeye dair sebeplerin zihnimde yoğunlaştığını fark ettim.

Yani almaya çalıştığım karar an’dan an’a değişip dururken, zihnim hızla duruma adapte olup o andaki kararı doğru kılacak milyon tane sebep buldu. Oysaki hadise, çoğunlukla, arkadaki sebeplerde değil, içteki heyecanda bana kalırsa.

Tüm duygular gibi, hatta belki hepsinden daha hızlı değişebilen heyecan duygusuyla karar almak ne kadar doğru, onu da ayrı bir tartışma konusu olarak şuracığa bırakmış olayım. Şimdilik bu kadar.

(((Bugünlerde fena takıldığım bir şarkı var, yazıdan bağımsız olarak iliştiriyorum: https://open.spotify.com/track/0pFu0rH9bPiPNm7dTZ9Wzv?si=fRjxV54KRqySaZSH4gM4Mw )))

*** ***

Okuyucuya not: 

Bu blogda okuduklarınız sizde bir yerlere dokunuyorsa, bu yazılardaki paylaşımları ve emeği onurlandırmak ve yazana bir karşılık armağanı vermek (para veya diğer) ya da okuduklarınıza dair geri bildirimlerinizi, fikirlerinizi, kendi tecrübenizi, olumlu ve olumsuz eleştirilerinizi paylaşmak isterseniz,

emreertegun@gmail.com adresinden bana ulaşabilirsiniz.


Maddi ve manevi her türlü bağa ve armağana aç ve açığım.

Bu yazıyı, önümüzdeki günlerde çıkacağım Çanakkale yolculuğunun ulaşım masraflarına adamak istiyorum. Bir kısmı ya da tamamı çıksa ne güzel olur. :))

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön