bana dair

F5

Kendimi anlatasım, kendimden haber veresim var lakin yazamıyorum bir süredir. Başlayıp başlayıp siliyorum yazıları. Filmlerdeki tıkanmış yazar tipolojisi gibiyim, daktilosuyla yazmaya oturup, sürdüremeyip kağıtları buruşturup sağa sola atar ve bu kağıtlar bir yığına dönüşür ya hani…

Sildiğim yazılardan birinden bir kenara ayırdığım şöyle bir paragraf vardı; şu an yazamama sebebimi de anlatıyor biraz:

“Gerek kendime gerekse dünyaya dair daha fazla şey öğrendikçe, esasında hiçbir şey bilmediğimi ve bilemeyeceğimi daha iyi idrak ediyorum. O kadar engin bir evrende yaşıyoruz ki bir şeyleri gerçekten anlamak, bilmek ne mümkün!”

Bu paragrafta bir şeyler öğrendiğimden dem vurmuşum fakat bugün baktığımda hiçbir şey bildiğim yok kısmı çok daha yoğun. Resetlenmiş ve bembeyaz bir sayfada yeniden başlıyormuşum gibi hissediyorum bu aralar. Hayata dair düşüncelerimin, oluş hâlimin, eylemlerimin, yaşadığım yerin, yakın ilişkimin değiştiği ve yenilendiği bir süreçteyim. Geçen gün kullandığım ifadeyle “Sanki biri sürekli F5’e, ‘yenile’ tuşuna basıyor benim adıma.” Ve her yenilenişte bildiğim her şeyi unutuyorum gibi…

Hiçbir şey bilmeyen kişi ne yazabilir ki…

Mandala: Elif Akan – “Yol”

Dün birkaç arkadaşıma seslenirken şöyle bir şeyler çıktı: “(…) Ve bütün bu değişkenlik içindeyken kendim ve her birimiz için diliyorum ki kendi merkezimize köklenelim, kendimizi yaşama (gerçekleştirme) yönündeki algılarımızı açık tutabilelim. Bunu gerçekten yapabildiğimizde diğer hiçbir şeye köklenmeye gerek de yok muhtemelen.”

Yalnız bu da bazen çok yorucu oluyor yahu. O kadar büyük bir mesaiymiş ki meğer… 2012’den beri hemen hemen tam zamanlı işim: kendimi bulmak, kaybetmek, yeniden aramak, yeniden bulmak, … ve ilk başlarda bir şekilde daha kolayken zaman geçtikçe zorlaşıyor sanki. Derinleştikçe, eğer ki bu derinleşmekse, vardığım yer tekinsiz bir yer. Sanki başlarda köklerim hızlıca ve kolayca toprağa tutundu; o zaman her şey daha berrak ve net idi. Sonrasında ise aşağılara indikçe daha büyük kayalara ulaşıp onların da arasından geçerek daha aşağıdaki boşluklu bir katmana geldi ve şimdi orada başıboş salınıyorlar gibi.

Sanırım o boşluklu katman benim özüm ve hiç bitmeyen dönüşüm nedeniyle bir yere çapa atıp sabit bir rahatlığa ermek pek mümkün değil. Ya da mümkün ama ben seçmiyorum; istesem daha yukarıda kalırdım.

(Bu benzetmeler ne kadar yerinde, derinleştiğimi sanmalar gerçeğimi ne kadar ifade ediyor acaba…)

***

Kendime, insanlara, dünyaya baktıkça ve biraz yol kat ettikçe, her şeyin geçici olduğunu iyice anladıkça, yargılardan sıyrıldıkça ve olanı olduğu gibi kabul etmeye başladıkça; bir yandan müthiş bir hafiflik hâli deneyimlerken bir yandan da her türlü değeri, düşünceyi bir kenara bırakma yoluna girdiğim için tutunacak bir şeyler, köklenecek bir yer bulma ihtiyacımı karşılama konusunda zorlanır buluyorum kendimi. Çünkü iyi-kötü ortadan kalkıyor, kızacak şeyler ortadan kalkıyor, uğruna mücadele edilecek idealler ortadan kalkıyor, alışkanlıklara tutunmalar ortadan kalkıyor. Eh kökler de boşlukta salınıyorlar.

Ve bütün bunlar beni şuraya getiriyor: Sadece ve sadece dönüşüm ve an’ın getirdikleri var aslında. Herkesin bildiği kadar yaşadığı, elinden geleni yaptığı; canlısı-cansızı sürekli devinim hâlinde akıp giden bir evren…

Peki bu dünyada kişi ne yapmalı? İşte olsa olsa kendine bakmalı, bütün iş bundan ibaret; galiba…

***
Bu arada F5’e basıp duran tabii ki benden başkası değil…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.