bana dair

Kişisel, kendimi anlattığım yazılar

  • bana dair

    Ayşe Dirikman Kalıpçı ile röportaj: “Cesur adımların öncülerinden: Emre Ertegün”

    Geçtiğimiz hafta sonu, Ayşecim ile bir yıl önce gerçekleştirdiğimiz röportaj gün yüzüne çıktı sonunda. Burada da paylaşmak istedim. Haberin orijinali için: https://hthayat.haberturk.com/yasam/roportajlar/haber/1063792-emre-ertegun-yeniye-dogru *** “İlklerin insanı” diye kısaca anlattığım, cesur adımların öncülerinden Emre Ertegün ile geçen yıl yaptığım röportajın ilk kısmının deşifresi benden, ikinci kısmına sevgili Bahar Topçu’nun ve son okumaya da sevgili Funda Aydın’ın ellerli değdi, size de keyifli ve ufuk açıcı okumalar olsun. Emre (E): Hadi bismillah! Ayşe (A): Nerede tanıştık seninle, o sırada hayatının hangi noktasındaydın? E: Eylül 2012’de Charles Eisenstein’ın “Armağan” atölyesinde ilk kez bir araya geldik, sonra Facebook üzerinden arkadaş olduk, sonra da Mart 2013’te Antalya’daki Armağan Ekonomisi – 101 atölyesi için Begüm’le size gelmiştik, ilk kez o zaman gerçekten tanıştık…

  • bana dair

    armağan ekonomisi, kırılganlığım, tuhaf fiyatlar…

    İhtiyacım olan paraya armağan ekonomisi ile eriştiğim, yani yapıp ettiklerime bir bedel belirlemek yerine gelecek karşılıkların belirlenmesini, sunduklarımdan faydalanan kişilere bıraktığım yolu tutturalı beş yıldan fazla oluyor ve bunun keyfini yaşıyorum. Bu konuya dair eski yazılarda epey paylaşımım var. (Neyden bahsettiğimi daha iyi anlayabilmek için, özellikle beni ve armağan ekonomisi süreçlerimi, deneylerimi bilmeyenlerin, Kasım’da yazmış olduğum armağan ekonomisi ve ben adlı yazıyı okumasını öneririm. Böylece bu yazı daha fazla şey ifade edebilir.) Bu satırları yazma niyeti ise bir önceki cuma günü düştü içime. Fethiye’de açılmış olan masa tenisi cafeye gittim ilk kez; birkaç saat geçirdim ve çok iyi geldi. Masa tenisi oynamayı o kadar seviyorum ki geçen yıl bu zamanlarda…

  • bana dair,  bize dair

    kendime doğru

    Görsel: Meltem Türkan Alagöz İki ay kadar önce olmalı, bir arkadaşımla güzel bir kahvaltı sofrasında oturuyorduk, ki şu soruyu sordu: “Eeee, Likya Yolu etkinliği* yapacak mısın?” Son iki yıldır kıştan bahara, yazdan güze dönerken, bu fikir hemencecik zihnimde beliriyor ve yine, çoktan belirmişti. Nasıl belirmesin; ortalama 10 kişi ile son derece keyifli üç ya da dört gün, sevdiğim ve faydasını gördüğüm şeyleri birileriyle paylaşma fırsatı, topluluğumun genişlemesi ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, etkinlik sonunda gönüllerinden geçen para ve diğer armağanları benle paylaşmaları neticesinde maddi ihtiyaçlarımın önemli bir kısmını bu yolla karşılamak… Bir Emre daha ne isteyebilir ki?! Fakat cevabım müspet olmadı, tam olarak menfi de değildi; sanıyorum ki kelimesi kelimesine…

  • bana dair,  bize dair

    kuzu göbeği

    Yazmıyorum bir süredir. Kelimeler güçlerini ve gerekliliklerini yitirdiler sanki. Geri kazanacakları zaman gelecektir mutlaka, ve yeniden kaybedecekleri zaman da… Her şey değişiyor, dönüşüyor; hep… Devr-i daim… 2018’e fena hâlde yüksek girdim, sonra minik bir çakılma, sonra hafif bir yükseliş ve şimdi durulma… Hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi; illaki bir gereklilik varsa, o da, hiçbir şey yapmama gerekliliğiymiş gibi bir hâller… … Biri bi’şey yazıyor/söylüyor, diğeri kendi penceresinden, kendi algılarıyla, kendi yansımasına uygun düşeni okuyor/duyuyor. Ben bunları yazarken sende kim bilir neler oluyor; ben ne yazarken sen ne anlıyorsun… Yazdığım şey nereden geliyor, orası da muallak. Yani yazan kişi ben miyim, o bile belli değil… Sahi ben ne? Ne desem…

  • bana dair

    bir akşam yemeği

    Dün akşamki menümüzde üç çeşit yemek vardı (genelde iki çeşit oluyor, bazen de tek). Perşembe günü pişirdiğimiz ve dün üçüncü kez yediğimiz tarhana çorbası, cuma günü pişirdiğimiz ve dün ikinciye yediğimiz bulgur pilavı, bir de salata. Tarhanamız, gıdamızın büyük kısmını karşıladığımız Fethiye Üretici Pazarı’ndan, hep alışveriş yaptığımız ama adını unuttuğum teyzeden. Bir-iki ay önce bir kg almıştık; lezzeti, besleyiciliği ve pratikliği ile sıkışık zamanlarda kurtarıcımız oldu; bu hafta yine aldık. Önce -köyde kendi topladığımız zeytinlerden elde ettiğimiz- zeytin yağında sarımsağı biraz çevirdikten sonra, bu yıl ilk kez biraz domates salçası da (ki onu da aynı pazardan başka bir teyzeden almıştık) ekledim, iki çevirdim, sonra soğuk suyu boca ettim tencereye, üstüne…

  • bana dair

    armağan ekonomisi ve ben

    1 Buna dair daha önce de yazmış olmalıyım: Parayı edinme serüvenimizi para kazanma olarak tanımlamamız, olayı tek başına tüm çıplaklığıyla gösteriyor aslında. Para, kazanılan bir şeydir ve bunun karşısında parayı kaybeden birileri vardır; yani sürekli bir rekabet hâli… Dile getirdiğimiz kelimeler gerçeğimizi tanımlıyor ve yeniden üretiyor ya, bir süredir para kazanmak yerine parayı edinmek, paraya erişmek gibi kullanımları tercih ediyorum. Bu, sadece bir laf ebeliği değil; gerçekten de bir şey kazandığım yok, zira kaybeden yok. Yaklaşık beş yıldır paraya ulaştığım yolların tamamını armağan ekonomisinin* taşlarıyla döşedim ve yapıp ettiklerim, yazıp çizdiklerim, düzenlediğim buluşmalar vs. sonrasında insanlar bana içlerinden gelen ve bütçelerine uyan miktarı -ve/veya para dışı muhtelif armağanlarını- iletiyorlar. Dolayısıyla…

  • bana dair

    kutlama/yas

    Funda’yla her gece kutlama/yas yapıyoruz. Bu uygulamayı, geçen ilkbaharda birlikte gerçekleştirmiş olduğumuz etkinlikte bana öğreten Hülya‘cığımın kulakları çınlasın. O gün yaşadıkların arasından en özel, en güzel bir taneyi seçip kutlama olarak; içini en cız ettiren, üzüldüğün, tadını kaçıran bir tanesini ise yas olarak grupla paylaşıyorsun. Müthiş bir uygulama olduğunu düşünüyorum ve hem sonraki etkinliklerime hem de günlük hayatıma hemencecik geçiriverdim. Güne genel bir bakış yapma şansı olması; kendini ifade etmek, bazen senin için önemli olan küçücük detayları diğerleriyle paylaşmak için yeni bir fırsat vermesi; aynı şekilde, diğerleri için nelerin öne çıktığını görerek onları daha yakından tanıma, bağları ve safları sıklaştırma şansı ortaya çıkarması gibi güzellikleri var. Eh, evde biz bize…

  • bana dair

    Hey gidi Karadeniz – 2

    Yolculuğun ilk üç gününe şuradan ulaşabilirsiniz efendim: Hey gidi Karadeniz – 1 *** Gün 4 Dün gök üstümüze boşalmıştı ve çadırlara kaçmış ve erkenden yatmıştık. Bugün ise hava çok sakin, güneşli, bulutsuz… Bu hızlı değişimler beni hep şaşırtıyor. Gerçi biz de böyle değil miyiz? Bir an dünyalara küsebiliyorken, yarım saat sonra veya ertesi gün ortalık güllük gülistanlık olabiliyor. Hislere çok bağlanmama gerekliliğini, gökyüzü olduğumuza ve hislerin gelip geçen bulutlar olduğuna dair metaforla anlatırlar ya; ne kadar da yerinde… Gözlemci olarak kaldığımız, nefes almayı unutmadığımız sürece her şey geliyor ve geçiyor. Sevinçler ve üzüntüler, sevgi ve korku, neşe ve keder ve diğer tüm ikilikler birbiri ardına geliyor, gelebiliyor. Ve zaten biri…

  • bana dair

    Hey gidi Karadeniz – 1

    Ayvalık’tan Rize-Ardeşen’e, 1.770 km.lik motorize yolculuk sonrasında (yolculuk yazıları için: motorize günlük – 1, motorize günlük – 2), sıra geldi sebeb-i Doğu Karadeniz ziyaretimize. Doğu Karadeniz yaylalarına çıkmak, oralarda bulunmak, yürümek, çay falan içmek birkaç yıldır aklımdaydı ama bir türlü gerçek bir niyet koymamış olmalıyım ki bu yıla kadar kısmet olmadı. Gerçi 1,5 yıl önce kış aylarında gitmiştim ama o mevsimde yükseklere tırmanmak hayâl tabii. Bu sefer işi sıkı tuttuk; bahar aylarından itibaren Ebru ile konuşmaya başladık, Haziran’da konuyu iyice gündemimize alırken başka kişilerle de flört edildi. Sonuç olarak dört kişilik bir ekip (Ebru-Argın-Burcu Ü.-ben) ile yola çıkmaya karar verdik. Ebru’nun, konuyu konuşmak üzere açmış olduğu vatsap grubunun adına verdiği Hey…

  • bana dair

    motorize günlük (doğu karadeniz’e gidiş) – 2

    İlk üç günün hikâyesine erişmek için buraya buyrun. *** Gün 4 Birkaç gündür Burcu ile haberleşip duruyoruz. Kerem’le birlikte Gürcistan’a Rainbow buluşmasına gitmişlerdi ve dönüş yolundalar. Onlar Doğu Karadeniz’den Yalova’ya doğru giderken ben tam tersini yapıyorum. Ortada bir yerde buluşmayı, mümkünse bir ya da iki günü birlikte geçirmeyi umuyoruz. Ve evet, bu gece bunu yapacağız galiba. Sabah erkenden uyandım; 1.400 metrede olduğumu fazla sallamadan, çadırın üstünü bile kapamadan, üstelik yazlık tulumumun içinde ve cıbıldak bir şekilde uyuduğum için günün en soğuk saatlerinde üşüyerek… Bir şeyler atıştırdıktan ve ormanın içlerine doğru biraz yürüyüp bir süre sonra tırsıp geri döndükten sonra çadırımı ve eşyamı toplayıp çıktım yola. Bu gece nerede kalacağımı bilmiyorum,…