bize dair

Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...

  • bana dair,  bize dair

    kahvaltı ve hikâyeleri

    “Yemek yemek üstüne ne düşünürsünüz bilmemAma kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı”-Cemal Süreya- Dün sabahki kahvaltımızın çekici görüntüsü, içimde bunu bir şekilde paylaşma heyecanı oluşturdu. Önce malzemeleri masaya taşıyıp henüz yerleştirmeden -hiç adetim olmadığı üzere- bu muhteşem manzaranın fotoğrafını çektim. Şimdi de kim bilir neler söyleyeceğim üzerine. (Bende sistem genelde böyle çalışıyor: Yazıya bir fikir veya bir duyguyla başlıyorum ve benim de bilmediğim bir yerlere doğru hep birlikte yolculuğa çıkıyoruz.) Bir sofra asla sadece sofranın üzerinde görünen malzemelerden ibaret değil. Her birinin arkasında upuzun hikâyeler saklı. Bakmak istersen, buna gönüllüysen bu hikâyeler kendilerini açarlar. Aynı şey her insan ve her durum için de geçerli. Dikkatimizi vermediğimiz sürece, olan biten her şeyin…

  • bize dair

    the fil ve gözleri bağlı bizler

    Sevmek, ruhun en kıymetli, belki de tek gerçek işi. Her şeyle ve herkesle bir ve bütün olduğumu gerçek anlamda idrak ettiğim zamanlarda ortada sevgiden başka bir şey kalmıyor. Böylesi zamanlarda her ağaç, her ot, her kedi-köpek veya kertenkele ve hatta her insanı olduğu gibi kabul edebiliyorum. “Kötülük” yapanları, “hatalar” yapanları dahil… Tırnak içine almam boşuna değil; neye göre kötü, kime göre hata… (Yazının kalanındaki tırnaklara da dikkat! Her biri göreliliği hatırlatsın.) Bütün dünyayı ve olan-biten her şeyi, -klasik benzetmeyle- kocaman bir fil olarak düşündüğüm ve her birimizin gözleri bağlı bir şekilde bu filin küçücük bir kısmını tuttuğumuz gerçeğini göz önünde bulundurduğumda, herhangi bir konuda herhangi bir yargıda bulunmanın ne kadar…

  • bize dair

    gözyaşları

    Biliyor musun gözyaşların çok kıymetli, onları sev. Ruhun şifalanma yollarının en başında gelir; hem senle temasta olduğunu gösterir. Geldilerse sana mutlaka bir şey söylüyorlardır; duyularını dört aç. Her zaman sözcüklerle konuşmadıklarını da hatırla; ne söylediklerini işitmek bunu kelimelerle anlamak olmayabilir. Onları sakın tutma; geldiklerinde bırakıver aksınlar. Tutulan gözyaşları bedeninde katılaşır ve hayat akışını tıkar. Hele ki bir can dostun, sevgilinin ya da anne/baba/evladın şahitliğinde teşrif ettilerse ne büyük armağan; hiç tutma, hiç… Birinizden süzülüveren gözyaşlarının nasıl da bir bağlantı fırsatı olduğunu deneyimleyin birlikte. Sözcüklere gerek duymadan… Nasıl bir duygudaşlık; tadından yenmez. Her nerede, her ne koşulda ve durumda, her kimlerle olursan ol; gözyaşların için af dileme. İnsana bahşedilmiş bu muhteşem…

  • bize dair

    eril-dişil

    Son bir yılda birkaç kere katıldığım Meryem’in (Suna) kamplarında en çok özümsediğim konu eril-dişil konusu oldu sanırım. Bütün evrenin eril-dişil enerjiler prensibinde dönedurduğunu algılamaya başladım. Eril ve dişil; yani aktif ve pasif, verici ve alıcı, yapan ve olan, hareketli ve durağan, dışa dönük ve içe dönük… Birbirine karşıt görünebilen bu ikilikler aslında bizleri mükemmel dengeye ulaştıracak anahtarlar. Yaşam, hareketi (eril) getirdiğinde buna, sakinliği ve yavaşlığı (dişil) getirdiğinde de buna uygun davranmak, kaderini* yaşamanın anahtarı gibi görünüyor. Kaderi kısacık tanımlamak gerekirse, küçük benliklerimiz, yani egolarımız araya girmeden yaşamın doğal akışına uygun yaşamamız, böylece de kendimizi gerçekleştirmemiz olarak ifade edebilirim. Buna uygun yaşamadığımızda ise kazalar* meydana geliyor ve kaderin akışkan yolundan sapıyoruz;…

  • bize dair

    Çember ve merkez

    Uzun zamandır hayatımın temel bileşeni olmakla kalmayıp özellikle bu yıl insanlarla da daha fazla paylaştığım çembere dair yazma niyetim var bir süredir. Böylesine basit ilkeler/niyetler etrafında dönen bir uygulamanın nasıl bu kadar güçlü ve derin olduğu benim için hâlâ şaşkınlık konusu. Basit kelimesini doğru anlamak önemli. Geçtiğimiz yılki çemberlerden birinde çember için defaatle kullanmış olduğum bu kelimenin katılımcılardan birini zorladığını duymuştum kendisinden. Uyguladığımız şeyi değersizleştiriyorum gibi gelmişti ona. Her şeyin karmaşıklaştığı günümüz dünyasında basitlikten kaçar hâle gelindiğini, dahası basit’in küçümsendiğini gözlemliyorum. Sanıyorum ki marifet, tam da bu karmaşıklaşan yaşamın içinde basit kalabilmek. Ki bu herkes için o kadar da kolay değil. Evet bunlar sıkça karıştırılan sözcükler ve üstlerine tefekkür edilmesini…

  • bize dair

    ben (?)

    “Var olduğumdan emin değilim, gerçekten. Ben, okuduğum tüm yazarlarım, tanıştığım tüm insanlarım, sevdiğim tüm kadınlarım, ziyaret ettiğim tüm şehirlerim ve tüm atalarımım.” – Jorge Luis Borges Ben neyim? Bedenindeki hücrelerin her biri bugüne kadar milyonlarca forma girmiş ve şu sıralar hasbelkader bende birleşmiş olan, sürekli değişen, yenilenen fiziksel bir organizmayım. Mesela büyük bir kısmım sudan oluşuyor, bu da demek oluyor ki içimde Van Gölü’nden Büyük Okyanus’a, yağan yağmurlardan sayısız hayvanın çişine, her yere girip çıkmış milyonlarca su molekülü var. Katı yapıtaşlarım da farklı değil. Dünyanın ve hatta evrenin oluşumundan beri o formdan bu forma girmiş olan bir sürü molekül, bir şekilde yediğim gıdalara dönüşmüş, sonra da Emre’nin hücreleri oluvermiş. Çok…

  • bize dair

    hadi verelim!

    Bu yazıyı Charles Eisenstein‘a ithaf ediyorum. Onun fikirleri, söylemleri yaşamımın ve yazılarımın birçoğuna epey etki etmiş durumda zaten ama özellikle bu yazıyı neredeyse tamamen onun yazdıklarından, söylediklerinden esinlenerek yazdığımı söyleyebilirim. ** “Bir milyon TeeLee’m olsa ne yaparım?” sorusu dönüyor bazen içimde. Bu para en güzel ne şekilde kullanılır? Hem bütüne hem bana nasıl katkı sağlar? Kim milyoner olmak ister programının başvuru formunda benzer bir soruyla karşılaştım: “Hedeflediğiniz miktar nedir ve bunla ne yapmak istiyorsunuz?” Cevabım bir nevi adak idi: “Olur da büyük ödüle ulaşırsam bir milyon teelee’yi on kırsal inisiyatif arasında paylaştıracağım ve kendime bir şey almayacağım.” (Şu an itibariyle iki yerden eminim.) Geçenlerde bunu paylaştım bir sohbette ve bari yüz…

  • bize dair

    topluluk destekli hür aşk

    Aşkı hür bırakabilsek… Özgürce akabilsek birbirimize, herkese ve her şeye… Topluluğumuzdan, dostlarımızdan, insanlarımızdan aldığımız destekle çağlasak gürül gürül… *** Free love (özgür/serbest/hür aşk) terimini Tamera Eko Köyü’ndeki (Portekiz) paylaşımlar vasıtasıyla duymuştum ilk. Aşka dair, ilişkilere dair türlü tanımlama var ancak her biri aşkı bir yerlere sıkıştırıyor gibi geliyor ve hepsinin ötesine geçmenin tek yolu onun önünü açmaktan başka bir şey değil. Bunu açan terim ise hür aşktan başka bir şey değil bana kalırsa. Özgürce akmak isteyen suya benzetiyorlarmış aşkı, tam da bu işte! Tamera’yı ziyaret eden dostlardan duyduklarım, oranın kurucularının yazdıkları ve diğer okumalarım, konuya dair izlediğim üç-beş videoya, paylaşıma ek olarak kendi düşünüp taşınmalarım ve deneyimlerim sonucunda bu konunun önemini…

  • bize dair

    “neden?”

    “Neden?” sorusunu uzunca bir süredir mümkün mertebe, -en azından farkındalıklı kalabildiğim sürece- kullanmıyorum.* Bu sorunun arkasında gizli bir şiddet yatıyor gibi geliyor bana. * Nesnel değil, öznel durumlardaki “neden” sorusundan bahsediyorum. Aşağıda daha açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Zira bu soru, çoğunlukla, bir şeylerin yanlış olduğuna dair değerlendirmemizi ve ön yargımızı içeriyor ve pek sıkıntılı. Bu sorunun muhatapları, yani hepimiz, hemen her seferinde aniden savunmaya geçiyoruz. Zira daha ziyade doğru gitmeyen bir şeyler olduğu düşünüldüğünde sebep sorgulamaya, hatta bir nevi hesap sormaya meyilliyiz gibi geliyor bana. Bir şey “olması gerektiği gibi” akıyorken bu soruyu duyma olasılığımız pek düşük. “Olması gerektiği gibi”yi tırnak içine almam boşuna değil. Geçmişte de buna dair…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 4 (peki nasıl olacak bu iş?)

    Geldik zurnanın zırt dediği yere. Belki altı aydır bu konuya dair yazmak istiyorum ve esas yazmak istediklerime, dördüncü yazıda ancak sıra geldi. Yazı yazmaya her oturduğumda neredeyse tüm denetimi akışa bıraktığım için, -çoğu zaman olduğu üzere- niyetlendiğimden farklı şeylerle başladım anlatmaya. Henüz o yazıları okumadıysanız ve oralardan başlamak isterseniz buyursunlar: topluluk bir-ki – 1topluluk bir-ki – 2topluluk bir-ki – 3 Girizgahı daha da fazla uzatmadan “Nasıl bir topluluk, nasıl bir yapılanma?” sorularına güncel cevaplarımı vermeye başlıyorum. Bir önceki yazıda yazdığım üzere, son bir yılda yaklaşımım epey değişti. Bunun ana nedeni, o yazıda lafı geçen -ve bende bir süre epey güçlü olan- idealist yaklaşımların beni/bizi yavaşlattığını, hatta durdurduğunu ve harekete geçmemizin önünde…