bize dair

Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...

  • bize dair

    ben (?)

    “Var olduğumdan emin değilim, gerçekten. Ben, okuduğum tüm yazarlarım, tanıştığım tüm insanlarım, sevdiğim tüm kadınlarım, ziyaret ettiğim tüm şehirlerim ve tüm atalarımım.” – Jorge Luis Borges Ben neyim? Bedenindeki hücrelerin her biri bugüne kadar milyonlarca forma girmiş ve şu sıralar hasbelkader bende birleşmiş olan, sürekli değişen, yenilenen fiziksel bir organizmayım. Mesela büyük bir kısmım sudan oluşuyor, bu da demek oluyor ki içimde Van Gölü’nden Büyük Okyanus’a, yağan yağmurlardan sayısız hayvanın çişine, her yere girip çıkmış milyonlarca su molekülü var. Katı yapıtaşlarım da farklı değil. Dünyanın ve hatta evrenin oluşumundan beri o formdan bu forma girmiş olan bir sürü molekül, bir şekilde yediğim gıdalara dönüşmüş, sonra da Emre’nin hücreleri oluvermiş. Çok…

  • bize dair

    hadi verelim!

    Bu yazıyı Charles Eisenstein‘a ithaf ediyorum. Onun fikirleri, söylemleri yaşamımın ve yazılarımın birçoğuna epey etki etmiş durumda zaten ama özellikle bu yazıyı neredeyse tamamen onun yazdıklarından, söylediklerinden esinlenerek yazdığımı söyleyebilirim. ** “Bir milyon TeeLee’m olsa ne yaparım?” sorusu dönüyor bazen içimde. Bu para en güzel ne şekilde kullanılır? Hem bütüne hem bana nasıl katkı sağlar? Kim milyoner olmak ister programının başvuru formunda benzer bir soruyla karşılaştım: “Hedeflediğiniz miktar nedir ve bunla ne yapmak istiyorsunuz?” Cevabım bir nevi adak idi: “Olur da büyük ödüle ulaşırsam bir milyon teelee’yi on kırsal inisiyatif arasında paylaştıracağım ve kendime bir şey almayacağım.” (Şu an itibariyle iki yerden eminim.) Geçenlerde bunu paylaştım bir sohbette ve bari yüz…

  • bize dair

    topluluk destekli hür aşk

    Aşkı hür bırakabilsek… Özgürce akabilsek birbirimize, herkese ve her şeye… Topluluğumuzdan, dostlarımızdan, insanlarımızdan aldığımız destekle çağlasak gürül gürül… *** Free love (özgür/serbest/hür aşk) terimini Tamera Eko Köyü’ndeki (Portekiz) paylaşımlar vasıtasıyla duymuştum ilk. Aşka dair, ilişkilere dair türlü tanımlama var ancak her biri aşkı bir yerlere sıkıştırıyor gibi geliyor ve hepsinin ötesine geçmenin tek yolu onun önünü açmaktan başka bir şey değil. Bunu açan terim ise hür aşktan başka bir şey değil bana kalırsa. Özgürce akmak isteyen suya benzetiyorlarmış aşkı, tam da bu işte! Tamera’yı ziyaret eden dostlardan duyduklarım, oranın kurucularının yazdıkları ve diğer okumalarım, konuya dair izlediğim üç-beş videoya, paylaşıma ek olarak kendi düşünüp taşınmalarım ve deneyimlerim sonucunda bu konunun önemini…

  • bize dair

    “neden?”

    “Neden?” sorusunu uzunca bir süredir mümkün mertebe, -en azından farkındalıklı kalabildiğim sürece- kullanmıyorum.* Bu sorunun arkasında gizli bir şiddet yatıyor gibi geliyor bana. * Nesnel değil, öznel durumlardaki “neden” sorusundan bahsediyorum. Aşağıda daha açık bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Zira bu soru, çoğunlukla, bir şeylerin yanlış olduğuna dair değerlendirmemizi ve ön yargımızı içeriyor ve pek sıkıntılı. Bu sorunun muhatapları, yani hepimiz, hemen her seferinde aniden savunmaya geçiyoruz. Zira daha ziyade doğru gitmeyen bir şeyler olduğu düşünüldüğünde sebep sorgulamaya, hatta bir nevi hesap sormaya meyilliyiz gibi geliyor bana. Bir şey “olması gerektiği gibi” akıyorken bu soruyu duyma olasılığımız pek düşük. “Olması gerektiği gibi”yi tırnak içine almam boşuna değil. Geçmişte de buna dair…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 4 (peki nasıl olacak bu iş?)

    Geldik zurnanın zırt dediği yere. Belki altı aydır bu konuya dair yazmak istiyorum ve esas yazmak istediklerime, dördüncü yazıda ancak sıra geldi. Yazı yazmaya her oturduğumda neredeyse tüm denetimi akışa bıraktığım için, -çoğu zaman olduğu üzere- niyetlendiğimden farklı şeylerle başladım anlatmaya. Henüz o yazıları okumadıysanız ve oralardan başlamak isterseniz buyursunlar: topluluk bir-ki – 1topluluk bir-ki – 2topluluk bir-ki – 3 Girizgahı daha da fazla uzatmadan “Nasıl bir topluluk, nasıl bir yapılanma?” sorularına güncel cevaplarımı vermeye başlıyorum. Bir önceki yazıda yazdığım üzere, son bir yılda yaklaşımım epey değişti. Bunun ana nedeni, o yazıda lafı geçen -ve bende bir süre epey güçlü olan- idealist yaklaşımların beni/bizi yavaşlattığını, hatta durdurduğunu ve harekete geçmemizin önünde…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 3

    Geldik üçüncü -ve muhtemelen sondan bir önceki- yazıya. Evet, üç yazıya sığamadım; dördüncüye taşacağım! :)) Önce ilk iki yazıyı okumak isteyenler, yazı isimlerinin üzerilerine tıklayabilirler: topluluk bir-ki – 1 & topluluk bir-ki – 2 *** Zihnimde iki temel soru var şu an: Neden topluluk yaşamı istiyorum? Nasıl bir topluluk yaşamı istiyor, öneriyorum? Bu yazı birincisine, bir sonraki ikincisine dair olacak. Bu yazı daha kişisel bir yakarışım; sonraki ise konuya dair bir öneri, tasarı olacak. “Neden topluluk yaşamı?”nın benim için iki temel cevabı var baştan beri: Birincisi çok daha keyifli, neşeli, rahat ve çok daha bana uygun olduğunu düşündüğüm için, ikincisi ise dünyanın gidişatına yerinde ve tatlı bir cevap olacağını, güzel…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 2

    Bir önceki yazıda (okumayanlar buyursun: topluluk bir-ki – 1) topluluk kavramıyla şimdiye kadar ne şekilde ilişkilendiğim üzerinden paylaşımım olmuştu; Barış Köyü buluşmalarından ve Çandır Candır tecrübem(iz)den bahsetmiştim. Bu yazıya ise Acemi Kabile girişimimizle başlayacağım ve sonrasında yazı nereye akarsa teslim olacağım. İçimde dönen epey bir şey var, bakalım hangileri görünür olmaya daha hevesli. Acemi Kabile İki yıl kadar önce, Çandır’da yaşamımız devam ederken bir yandan da -geçen yazıda biraz bahsettiğim- daha bi’ özlemini duyduğumuz tarz topluluk hayallerimize dair konuşup duruyorduk. Derken kış aylarında, içinde benim de olduğum bir dört kişi kurtlandı ve bir çağrı yapmaya karar verdik. Bu sefer Barış Köyü’nde olduğu gibi sadece bir araya gelmek ve paylaşımlar yapmak yoktu…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 1

    Topluluk konusu son zamanlarda bende yeniden harlanınca, aylardır buna dair içimde bekleyen; son durumları, güncel fikirleri yazıya dökme isteğine nihayet cevap vermek istedim ve başlıyorum yazmaya. Tahminimce üç yazıdan oluşan ufak bir dizi olacak; belki iki yazıda da bitebilir; bakalım… Bu yazılarda; topluluğa dair deneyimlerimi ve bunlardan neler çıkardığımı, şu sıralar buna dair bende nelerin canlı olduğunu ve bundan sonra ne şekilde hareket etmenin bana iyi göründüğünü ortaya dökmeye çalışacağım. Yazıyı şu an blog arayüzünde yazıyorum ama inanın en çok da kendim için yazıyorum, zira aklımda dolanan fikirleri ve hayalleri bir araya getirmek ve ne yöne gideceğimi anlayabilmek için yapmam gereken tam da bu. Bunla birlikte buradaki deneyim ve fikirlerin başkalarına…

  • bana dair,  bize dair

    kendime doğru

    Görsel: Meltem Türkan Alagöz İki ay kadar önce olmalı, bir arkadaşımla güzel bir kahvaltı sofrasında oturuyorduk, ki şu soruyu sordu: “Eeee, Likya Yolu etkinliği* yapacak mısın?” Son iki yıldır kıştan bahara, yazdan güze dönerken, bu fikir hemencecik zihnimde beliriyor ve yine, çoktan belirmişti. Nasıl belirmesin; ortalama 10 kişi ile son derece keyifli üç ya da dört gün, sevdiğim ve faydasını gördüğüm şeyleri birileriyle paylaşma fırsatı, topluluğumun genişlemesi ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, etkinlik sonunda gönüllerinden geçen para ve diğer armağanları benle paylaşmaları neticesinde maddi ihtiyaçlarımın önemli bir kısmını bu yolla karşılamak… Bir Emre daha ne isteyebilir ki?! Fakat cevabım müspet olmadı, tam olarak menfi de değildi; sanıyorum ki kelimesi kelimesine…

  • bana dair,  bize dair

    kuzu göbeği

    Yazmıyorum bir süredir. Kelimeler güçlerini ve gerekliliklerini yitirdiler sanki. Geri kazanacakları zaman gelecektir mutlaka, ve yeniden kaybedecekleri zaman da… Her şey değişiyor, dönüşüyor; hep… Devr-i daim… 2018’e fena hâlde yüksek girdim, sonra minik bir çakılma, sonra hafif bir yükseliş ve şimdi durulma… Hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi; illaki bir gereklilik varsa, o da, hiçbir şey yapmama gerekliliğiymiş gibi bir hâller… … Biri bi’şey yazıyor/söylüyor, diğeri kendi penceresinden, kendi algılarıyla, kendi yansımasına uygun düşeni okuyor/duyuyor. Ben bunları yazarken sende kim bilir neler oluyor; ben ne yazarken sen ne anlıyorsun… Yazdığım şey nereden geliyor, orası da muallak. Yani yazan kişi ben miyim, o bile belli değil… Sahi ben ne? Ne desem…