bize dair

Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 4 (peki nasıl olacak bu iş?)

    Geldik zurnanın zırt dediği yere. Belki altı aydır bu konuya dair yazmak istiyorum ve esas yazmak istediklerime, dördüncü yazıda ancak sıra geldi. Yazı yazmaya her oturduğumda neredeyse tüm denetimi akışa bıraktığım için, -çoğu zaman olduğu üzere- niyetlendiğimden farklı şeylerle başladım anlatmaya. Henüz o yazıları okumadıysanız ve oralardan başlamak isterseniz buyursunlar: topluluk bir-ki – 1topluluk bir-ki – 2topluluk bir-ki – 3 Girizgahı daha da fazla uzatmadan “Nasıl bir topluluk, nasıl bir yapılanma?” sorularına güncel cevaplarımı vermeye başlıyorum. Bir önceki yazıda yazdığım üzere, son bir yılda yaklaşımım epey değişti. Bunun ana nedeni, o yazıda lafı geçen -ve bende bir süre epey güçlü olan- idealist yaklaşımların beni/bizi yavaşlattığını, hatta durdurduğunu ve harekete geçmemizin önünde…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 3

    Geldik üçüncü -ve muhtemelen sondan bir önceki- yazıya. Evet, üç yazıya sığamadım; dördüncüye taşacağım! :)) Önce ilk iki yazıyı okumak isteyenler, yazı isimlerinin üzerilerine tıklayabilirler: topluluk bir-ki – 1 & topluluk bir-ki – 2 *** Zihnimde iki temel soru var şu an: Neden topluluk yaşamı istiyorum? Nasıl bir topluluk yaşamı istiyor, öneriyorum? Bu yazı birincisine, bir sonraki ikincisine dair olacak. Bu yazı daha kişisel bir yakarışım; sonraki ise konuya dair bir öneri, tasarı olacak. “Neden topluluk yaşamı?”nın benim için iki temel cevabı var baştan beri: Birincisi çok daha keyifli, neşeli, rahat ve çok daha bana uygun olduğunu düşündüğüm için, ikincisi ise dünyanın gidişatına yerinde ve tatlı bir cevap olacağını, güzel…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 2

    Bir önceki yazıda (okumayanlar buyursun: topluluk bir-ki – 1) topluluk kavramıyla şimdiye kadar ne şekilde ilişkilendiğim üzerinden paylaşımım olmuştu; Barış Köyü buluşmalarından ve Çandır Candır tecrübem(iz)den bahsetmiştim. Bu yazıya ise Acemi Kabile girişimimizle başlayacağım ve sonrasında yazı nereye akarsa teslim olacağım. İçimde dönen epey bir şey var, bakalım hangileri görünür olmaya daha hevesli. Acemi Kabile İki yıl kadar önce, Çandır’da yaşamımız devam ederken bir yandan da -geçen yazıda biraz bahsettiğim- daha bi’ özlemini duyduğumuz tarz topluluk hayallerimize dair konuşup duruyorduk. Derken kış aylarında, içinde benim de olduğum bir dört kişi kurtlandı ve bir çağrı yapmaya karar verdik. Bu sefer Barış Köyü’nde olduğu gibi sadece bir araya gelmek ve paylaşımlar yapmak yoktu…

  • bize dair

    topluluk bir-ki – 1

    Topluluk konusu son zamanlarda bende yeniden harlanınca, aylardır buna dair içimde bekleyen; son durumları, güncel fikirleri yazıya dökme isteğine nihayet cevap vermek istedim ve başlıyorum yazmaya. Tahminimce üç yazıdan oluşan ufak bir dizi olacak; belki iki yazıda da bitebilir; bakalım… Bu yazılarda; topluluğa dair deneyimlerimi ve bunlardan neler çıkardığımı, şu sıralar buna dair bende nelerin canlı olduğunu ve bundan sonra ne şekilde hareket etmenin bana iyi göründüğünü ortaya dökmeye çalışacağım. Yazıyı şu an blog arayüzünde yazıyorum ama inanın en çok da kendim için yazıyorum, zira aklımda dolanan fikirleri ve hayalleri bir araya getirmek ve ne yöne gideceğimi anlayabilmek için yapmam gereken tam da bu. Bunla birlikte buradaki deneyim ve fikirlerin başkalarına…

  • bana dair,  bize dair

    kendime doğru

    Görsel: Meltem Türkan Alagöz İki ay kadar önce olmalı, bir arkadaşımla güzel bir kahvaltı sofrasında oturuyorduk, ki şu soruyu sordu: “Eeee, Likya Yolu etkinliği* yapacak mısın?” Son iki yıldır kıştan bahara, yazdan güze dönerken, bu fikir hemencecik zihnimde beliriyor ve yine, çoktan belirmişti. Nasıl belirmesin; ortalama 10 kişi ile son derece keyifli üç ya da dört gün, sevdiğim ve faydasını gördüğüm şeyleri birileriyle paylaşma fırsatı, topluluğumun genişlemesi ve bütün bunlar yetmezmiş gibi, etkinlik sonunda gönüllerinden geçen para ve diğer armağanları benle paylaşmaları neticesinde maddi ihtiyaçlarımın önemli bir kısmını bu yolla karşılamak… Bir Emre daha ne isteyebilir ki?! Fakat cevabım müspet olmadı, tam olarak menfi de değildi; sanıyorum ki kelimesi kelimesine…

  • bana dair,  bize dair

    kuzu göbeği

    Yazmıyorum bir süredir. Kelimeler güçlerini ve gerekliliklerini yitirdiler sanki. Geri kazanacakları zaman gelecektir mutlaka, ve yeniden kaybedecekleri zaman da… Her şey değişiyor, dönüşüyor; hep… Devr-i daim… 2018’e fena hâlde yüksek girdim, sonra minik bir çakılma, sonra hafif bir yükseliş ve şimdi durulma… Hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi; illaki bir gereklilik varsa, o da, hiçbir şey yapmama gerekliliğiymiş gibi bir hâller… … Biri bi’şey yazıyor/söylüyor, diğeri kendi penceresinden, kendi algılarıyla, kendi yansımasına uygun düşeni okuyor/duyuyor. Ben bunları yazarken sende kim bilir neler oluyor; ben ne yazarken sen ne anlıyorsun… Yazdığım şey nereden geliyor, orası da muallak. Yani yazan kişi ben miyim, o bile belli değil… Sahi ben ne? Ne desem…

  • bize dair

    Bir tüketim nesnesi olarak atölyeler, vörkşaplar…

    Bu konuda yazmaya kalkışmam ironik görünebilir. Zira özellikle şu sıralar, bir ya da birkaç günlük etkinlik, atölye vs. çağrıları yapıp duruyorum. Bu yazıda tüketim nesnesi hâline gelmiş atölyeleri, buluşmaları sorgulayacak olduğuma göre kendi ayağıma ateş ediyor olabilir miyim? Belki. Bu beni durduracak mı? Hayır. ((: “Tüketmekten ne anlıyorum?” diye sordum kendime şimdi ve aklıma ilk gelen cümle, bir şeyi içselleştirmeden, sindirmeden, ondan beslenemeden kullanmak oldu. Yani her türlü kullan-at-unut ilişkilenmemizi, tüketme kapsamına alıyorum galiba. Tükettiğimiz şey gıda da olsa, ilişki de, atölye de; temel mantıkta bir fark yok diye düşünüyorum. Ve müthiş bir yabancılaşma içinde yaşayan günümüz insanı hemen her şeyi tüketir oldu. Zamanımızı, paramızı ve diğer her şeyi tüketiyor, aslında çoğunlukla…

  • bize dair

    Ben ne yapabilirim?

    The More Beautiful World Our Hearts Know is Possible, Türkçesiyle, Kalplerimizin Mümkün Olduğunu Bildiği Daha Güzel Dünya‘yı okuyorum; ki üniversite yıllarından sonra İngilizce olarak okuduğum ilk kitap. Bu blogda Kutsal Ekonomi adlı muhteşem kitabını sıkça andığım Charles Eisenstein’ın mevcut dört kitabından biri. Şu an için Türkçesine ulaşamazsınız ama çok uzak olmayan bir gelecekte, çok şükür ki mümkün gibi görünüyor. Bu da konuya dair kamuoyuna ilk bilgi sızdırma olsun. Kıpss! (2019 güncellemesi: Kitabın Türkçesi topluluk desteğiyle basıldı, dağıtıldı. Türkçe kitabın facebook sayfası için buraya, çevrimiçi okumak için ise şuraya buyrun.) İngilizce kelime haznem, Charles’ın her yazdığını anlamama yetmiyor ve sürekli sözlüğe bakmak akışı bozduğu için çoğu zaman kullanmıyorum ama anladığım kadarı…

  • bize dair

    Fazla düşünüyor olabilir miyiz?

    Geçtiğimiz Kasım ayında Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali için İzmir’e gittiğimde tanıştığım insanlardan ikisi, kırsala yerleşmek isteyen çok şeker bir çiftti ve kaşla göz arasında bana süreçlerini, soru işaretlerini, korkularını, endişelerini anlatıverdiler. Doğrusu, az zamanda gerçekten de bir sürü detay paylaştılar ve benden cevap, yorum gibi bir şey beklediklerini fark ettiğim an aklıma gelen ilk şeyi söyledim: “Çok fazla düşünüyorsunuz.” Galiba dostlarımda ve tüm insanlarda en değişmesini umduğum özelliklerden biri tam da bu: Çok fazla düşünmek; dolayısıyla çok fazla hesaplamak, detaylara dalmak ve oralarda kaybolmak. Daha önceleri de yazdığım üzere, bir şey üzerine uzun uzun ve tüm detaylarıyla düşünerek karar vermeye kalktığımız takdirde, bu fazlasıyla zihinsel bir süreç oluyor ve hemen…

  • bize dair

    değişim ve kompost

    Birkaç gün önce Funda ve Esra ile yaptığımız çemberde, daha önce birkaç yazıda daha anmış olduğum sevgili dostum ve hocam, öğretmenim Andrew’un cümleleri yankılandı zihnimde: “Eski dünya ölüyor, yeni bir dünya doğuyor. Şu an tam aradayız. Tam olarak neyin doğacağını hiçbirimiz bilmiyoruz, şu anda olmakta olan ilk kez oluyor.”… Bunları aklıma getiren, üç kişicik yapmış olduğumuz şahane çemberde Funda’nın söyledikleri oldu. Eski yaşamını büyük oranda geride bıraktığını ama yeninin henüz tam olarak gelmediğini ve ne olacağını, bazen sakince bazen ise sabırsızlıkla beklediğini ve bu bekleyiş esnasında huzursuzlanabildiğini paylaştı*. İşte ondan bunları dinlerken Andrew’un sözlerini andım ve bu durumun, dünyanın içinden geçmekte olduğu sürecin benzeri olabileceğini, onun mikro hâli gibi göründüğünü…