• Uncategorized

    2015 seçim sonuçları ve sonrasına dair

    Seçim bitti, aklımdakileri ve kalbimdekileri paylaşmak istiyorum. Nereden başlayıp nerelere gider bu yazı, bilmem. Bu blogda gündelik ülke siyasetine yönelik şeyler yazmaya da pek alışkın değilim ama içimde bir sürü şey dönüyor. yazmazsam, paylaşmazsam eksik hissedeceğim. – Öncelikle -kendimce- seçimlerin galipleri ve mağluplarını değerlendirmek istiyorum: HDP: Herhalde söylemeye bile gerek yok, -beğenin ya da beğenmeyin- ortada çok büyük bir zafer var. 2011’de bağımsızlarla girdiği seçimde aldığı oyun tam iki katına ulaştı. MHP: Oylarını 3 puandan fazla artırmayı başaran MHP’nin de -istatistiki olarak- başarılı olduğu bana göre çok net bir şekilde ortada. Milliyetçilik en haz etmediğim bir şeydir ama sezarın hakkını başkasına veremiyoruz. CHP: Oyları da milletvekili sayısı da hemen hemen aynı…

  • Uncategorized

    Annenin işi ne, gece gündüz çalışsın!

    Bir ay önce falan kendimi “annemize türkü”yü mırıldanırken buldum. Yıllar sonra nerden geldi aklıma bilmiyorum ama sözleri içimi ürpertti: Güneşin alası çok, her evin çilesi çokAnalar çeker yükü, kimsenin bilesi yok                         —-Çocuğa bakar anne, evine tapar anneGece gündüz çalışır, yarını yapar anne Bu türkü, kadınlara ve annelere neyi layık gördüğümüz ve neleri normalleştirdiğimizi ne kadar güzel anlatıyor. Evin çilesini çeken analar, çocuğuna bakan, evine tapan, gece gündüz çalışan anneler… Bir de içli içli söylerdik bunu, puff! Eh, bu ve benzeri “bilgi”lerle; şarkı, türkü veya oyunlarla büyüyen çocukların kadın-erkek eşitliğinden bunca uzak olmaları ne kadar da kaçınılmaz… Bu, sadece ufacık bir örnek tabii. Gerek bu konuyla gerek diğer bir sürü şeyle…

  • Uncategorized

    peki bu neydi?!

    Sıkça yaşadığım bir şey var ki bu gece de vuku buldu. Uyanıyorum gecenin karanlığında, çişim gelmiş. Bir anda içimden diyorum ki “Saat 3:17” , ve -her zaman değil ama- çoğunlukla dakikası dakikasına biliyorum. Bazen bir iki dakika oynayabiliyor, nadiren de alakasız bir saat söylemiş olabiliyorum. Ama bir önceki gece bir ilk gerçekleşti, paylaşmak istiyorum: Uykuya dalmadan önce dedim ki “Gece uyanıcam ve bakıcam, saat 4:12 olacak” Gece uyandım, bir iki dakika döndüm, sonra kalktım, çişimi yaptım; ve sonra telefonu açtım, saate baktım ve 4:16 idi. Yani uyandığımda gerçekten de ya 4:12 idi ya 4:13! Nefesim kesildi! Hala da şaşkınım. —————————————– Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum…

  • Uncategorized

    Uçuyorum!

    Çoğu, bir süredir yaşayageldiğim şeyler ama ben hala inanamıyorum; hala, durmaksızın ve mütemadiyen coşkulanıyorum. Banka hesabıma bakmaya doyamıyorum, yine sekiz yüz küsur lira olmuş! Merkez bankası gibi hissediyorum, adeta para basıyorum. Son birkaç haftada yine, yarısından fazlası hiç tanışmadığım insanlardan gelen, 10 TL ile 250 TL arasında değişen paraların, internet bankacılığından gördüğüm yansımasına bakmaya doyamıyorum. Sanırım kafayı yiyorum. Ama nasıl doyabilirim ki! Gördüğüm yansımalar, topluluk desteğinin vücuda gelmiş hali. Muhteşem! Betül’e, yapacağı yolculuk için aradığı para konusunda destek olmak için adres defterimden bir grup insana e-posta gönderdim, gelen dönüşlere çok seviniyorum. Başka bir arkadaşımın 1.500 TL’ye ihtiyacı vardı, bulmakla kalmadık, “destek lazım mı?” mesajları halen devam ediyor. Hem de hiç tanımadıkları, adını…

  • Uncategorized

    “şiddet”li, “nefret”li gündemin bendeki yansımaları

    Bu tip olaylar tam anlamıyla turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Genç bir kadının vahşice öldürülmesi gibi olaylardan bahsediyorum, Özgecan gibi… Bu acı olaylar sonrasında kendimize bakmayı becerebilsek, şifalanmamız yönünde inanılmaz önemli adımlar atacağız. Gerçi -“maalesef” mi desem- biliyorum ki bu yazıyı okuyanlardan benle hemfikir olanlar bunu yapmaya zaten çalışıyorlar, olmayanlar ise hezeyanlarına devam edecekler. Bu durumda benim ve diğerlerinin bu -ve diğer- konu(lar)da yazıp çizdiklerinin, söylediklerinin ne işe yaradığı ciddi bir tartışma konusu. Gerçi en azından daha ortada duranlara etki ediyordur muhakkak. Gerçek bir vahşet uygulanmış; bunu “kötü”, “çok kötü” olarak addediyoruz, eyvallah. Allah, tanrı, karma, birlik veya benzeri herhangi bir şey varsa, daha doğrusu bunlara inanıyorsak, başa çıkması yine daha…

  • Uncategorized

    sıkça sorulan sorulara (sss) sıkça verdiğim cevaplar (svc)

    Eş, dost, aile eşrafı olsun, otostopta tanıştığım kimseler olsun, sürekli yinelenen sorular var ve benim de bir “sık sorulan sorular”ımın olma vakti geldi de geçiyor galiba ((: Bloga ilk kez gelenlere veya daha önce gelse de beni pek tanımayanlara kısacık ön bilgi: 2012 Temmuz’undan beri çalışmıyorum. 2012 Eylül’ünde evimi de boşaltıp iki yıla yakın -göçebe olarak- kafama ve kalbime göre takıldıktan sonra Mayıs 2014’ten beri üç kişiyle bir köy evini paylaşıyorum. – Nasıl geçiniyorsun? Elbette ki sık sorulan sorular listesinde açık ara bir numara! Geçim konusu en yakıcı konu ve birçoklarımızın hayatının tam merkezinde. Her şey bunun etrafında dönüyor ve düşünülmesi gereken daha önemli bir konu yok. Bu durumu kendi…

  • Uncategorized

    Hrant’ın ölüm yıldönümünün bendeki yansımaları

    Bu topraklarda pek çok acı yaşandı/yaşanıyor ama nedendir bilmem, içimi en çok titreten iki tarih 19 Ocak ve 28 Aralık oldu. 28 Aralık 2011’de Roboski’de devlet 34 sivili öldürürken, 19 Ocak 2007’de -yine devlet- sevgili Hrant Dink’i aramızdan almıştı. O zamanlar -henüz emekliliğime çok vardı ve- Arçelik’te çalışıyordum. Bugün gibi aklımda, iş dolayısıyla gittiğim seyahatin son günüydü (cuma idi), Sivas’tan Kayseri’ye doğru araba kullanıyordum ve birkaç saat sonra uçağa binip İstanbul’a dönecektim. Radyoda acı haberi dinlerken ” (…) vurulan gazeteci Hrant Dink” kısmı ile “hayatını kaybetti” arasındaki çeyrek saniyede zaman bir süreliğine durmuş olsa gerek ki araya “n’oolur öldü deme, n’oolur öldü deme” yakarışlarını sıkıştırabilirdim. Ama ölmüş, sıkıştırmama rağmen ölmüş. Çok üzüldüm! Bu ülkede…

  • Uncategorized

    “bi’takım parasal mevzular”a evrenden (?) hızlı yanıtlar

    Sabah gözümü açtığımda ilk olarak aklımdan gece yazdığım yazı geçti ve bi’ gülümsedim önce. Sonra içerik aklımdan geçince biraz yadırgadım kendimi. Yani kendimi yadırgayacağım şeyler yazmadım aslında ama aylar sonra yeniden bu kadar detay vermek hiç aklımda yokken yazı kendi kendine oraya aktığı, yazının altındaki metinde de -sadece birkaç cümle eklemek üzere başlamışken- epey kapsamlı bir açıklama ve çağrı yaptığım için pişmanlığa benzer bir şey hissettim nedense. Ama sonra hemen dedim ki kendime “böylesine bir anda içinden çıkıvermiş bir şey yanlış olamaz, sıkıntı yok.” ve rahata erdim. Gecenin o saatinde yayımladığım yazı, şu ana kadar tahmin edebileceğimden çok daha fazla kişi tarafından okundu, ona ayrı şaşırdım. Ayrıca yaptığım çağrıya o kadar hızlı…

  • Uncategorized

    bi’takım parasal mevzular

    Şu an bu satırları yazma nedenim, bir süredir blogdaki her yazının altında bulunan ve hissedenleri, bana armağan vermeleri için cesaretlendirmek istediğim kısmı elden geçirmiş olmam ve bunu paylaşma isteğim. Birazcık uzadı belki ama kendimi ve derdimi -yine de elimden geldiğince az cümleyle- daha iyi anlattığımı hissediyorum. Aşağıda göreceksiniz zaten. Bu vesileyle maddi durumlarımdan mı bahsetsem biraz? Deney bitti biteli bu konudan eskisi gibi sık bahsedemediğim için muzdaribim zaten. Tamam abarttım, ızdırap çekiyor değilim elbet ama özledim mi özledim, laf aramızda. Bir de çok önemsediğim bu konuyla oynamak, üstüne gitmek, ayrıca birilerini tetiklemek hobilerim arasında; yapacak bi’şey yok. İki konuyu çözdüğümüzde büyük oranda rahata ve ferahlığa erişeceğiz diye düşünüyorum: Birisi parayla olan ilişkimizi, diğeri…

  • Uncategorized

    Nar Tanesi (Migi)

    Burcu ve ben onu ilk kez Dalyan yakınlarında yer alan Eskiköy’ü ziyaretimiz sonrası görmüştük (sanki Ekim falan). Eskiköy’e gitme nedenimiz, orada bir evi olan ve para vermeden o evde yaşayacak biri(leri)ni arayan kişinin evine bakmak idi. Acaba orada yaşamamız mümkün olur muydu, kirasız hayat vs. düşünceleri ile gittik ama tam olarak istediğimiz bir yer değildi ve dönüş yoluna geçtik. Ama önce Eski Köye Yeni Adet adlı mekana gittik. Orası da Toprak Sergen’in yeri, merak ediyorduk zaten… Neyse detaya girmeyelim, Toprak Sergen de yoktu zaten de, işte oradan dönüşte, asfalt yolda yürüyoruz. Sağda solda hiçbir yapı, bina, ev vs yok; her iki tarafta upuzun otlar var ve uzun ince bir yol… Sonra bir anda, hiçliğin…