topluluk bir-ki – 3

Geldik üçüncü -ve muhtemelen sondan bir önceki- yazıya. Evet, üç yazıya sığamadım; dördüncüye taşacağım! :)) Önce ilk iki yazıyı okumak isteyenler, yazı isimlerinin üzerilerine tıklayabilirler: topluluk bir-ki – 1 & topluluk bir-ki – 2 *** Zihnimde iki temel soru var şu an: Neden topluluk yaşamı istiyorum? Nasıl bir topluluk yaşamı istiyor, öneriyorum? Bu yazı birincisine, […]

topluluk bir-ki – 2

Bir önceki yazıda (okumayanlar buyursun: topluluk bir-ki – 1) topluluk kavramıyla şimdiye kadar ne şekilde ilişkilendiğim üzerinden paylaşımım olmuştu; Barış Köyü buluşmalarından ve Çandır Candır tecrübem(iz)den bahsetmiştim. Bu yazıya ise Acemi Kabile girişimimizle başlayacağım ve sonrasında yazı nereye akarsa teslim olacağım. İçimde dönen epey bir şey var, bakalım hangileri görünür olmaya daha hevesli. Acemi Kabile İki […]

topluluk bir-ki – 1

Topluluk konusu son zamanlarda bende yeniden harlanınca, aylardır buna dair içimde bekleyen; son durumları, güncel fikirleri yazıya dökme isteğine nihayet cevap vermek istedim ve başlıyorum yazmaya. Tahminimce üç yazıdan oluşan ufak bir dizi olacak; belki iki yazıda da bitebilir; bakalım… Bu yazılarda; topluluğa dair deneyimlerimi ve bunlardan neler çıkardığımı, şu sıralar buna dair bende nelerin canlı […]

armağan ekonomisi, kırılganlığım, tuhaf fiyatlar…

İhtiyacım olan paraya armağan ekonomisi ile eriştiğim, yani yapıp ettiklerime bir bedel belirlemek yerine gelecek karşılıkların belirlenmesini, sunduklarımdan faydalanan kişilere bıraktığım yolu tutturalı beş yıldan fazla oluyor ve bunun keyfini yaşıyorum. Bu konuya dair eski yazılarda epey paylaşımım var. (Neyden bahsettiğimi daha iyi anlayabilmek için, özellikle beni ve armağan ekonomisi süreçlerimi, deneylerimi bilmeyenlerin, Kasım’da yazmış […]

kendime doğru

Görsel: Meltem Türkan Alagöz İki ay kadar önce olmalı, bir arkadaşımla güzel bir kahvaltı sofrasında oturuyorduk, ki şu soruyu sordu: “Eeee, Likya Yolu etkinliği* yapacak mısın?” Son iki yıldır kıştan bahara, yazdan güze dönerken, bu fikir hemencecik zihnimde beliriyor ve yine, çoktan belirmişti. Nasıl belirmesin; ortalama 10 kişi ile son derece keyifli üç ya da […]

kuzu göbeği

Yazmıyorum bir süredir. Kelimeler güçlerini ve gerekliliklerini yitirdiler sanki. Geri kazanacakları zaman gelecektir mutlaka, ve yeniden kaybedecekleri zaman da… Her şey değişiyor, dönüşüyor; hep… Devr-i daim… 2018’e fena hâlde yüksek girdim, sonra minik bir çakılma, sonra hafif bir yükseliş ve şimdi durulma… Hiçbir şey yapmama gerek yokmuş gibi; illaki bir gereklilik varsa, o da, hiçbir […]

Bir tüketim nesnesi olarak atölyeler, vörkşaplar…

Bu konuda yazmaya kalkışmam ironik görünebilir. Zira özellikle şu sıralar, bir ya da birkaç günlük etkinlik, atölye vs. çağrıları yapıp duruyorum. Bu yazıda tüketim nesnesi hâline gelmiş atölyeleri, buluşmaları sorgulayacak olduğuma göre kendi ayağıma ateş ediyor olabilir miyim? Belki. Bu beni durduracak mı? Hayır. ((: “Tüketmekten ne anlıyorum?” diye sordum kendime şimdi ve aklıma ilk gelen […]

Ben ne yapabilirim?

The More Beautiful World Our Hearts Know is Possible, Türkçesiyle, Kalplerimizin Mümkün Olduğunu Bildiği Daha Güzel Dünya‘yı okuyorum; ki üniversite yıllarından sonra İngilizce olarak okuduğum ilk kitap. Bu blogda Kutsal Ekonomi adlı muhteşem kitabını sıkça andığım Charles Eisenstein’ın mevcut dört kitabından biri. Şu an için Türkçesine ulaşamazsınız ama çok uzak olmayan bir gelecekte, çok şükür […]

Fazla düşünüyor olabilir miyiz?

Geçtiğimiz Kasım ayında Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali için İzmir’e gittiğimde tanıştığım insanlardan ikisi, kırsala yerleşmek isteyen çok şeker bir çiftti ve kaşla göz arasında bana süreçlerini, soru işaretlerini, korkularını, endişelerini anlatıverdiler. Doğrusu, az zamanda gerçekten de bir sürü detay paylaştılar ve benden cevap, yorum gibi bir şey beklediklerini fark ettiğim an aklıma gelen ilk şeyi […]

değişim ve kompost

Birkaç gün önce Funda ve Esra ile yaptığımız çemberde, daha önce birkaç yazıda daha anmış olduğum sevgili dostum ve hocam, öğretmenim Andrew’un cümleleri yankılandı zihnimde: “Eski dünya ölüyor, yeni bir dünya doğuyor. Şu an tam aradayız. Tam olarak neyin doğacağını hiçbirimiz bilmiyoruz, şu anda olmakta olan ilk kez oluyor.”… Bunları aklıma getiren, üç kişicik yapmış […]

Başa dön