Uncategorized

  • Uncategorized

    Saatsizlik

    26 Ekim Pazar günü sabaha karşı saat 04:00’de saatler bir saat geri alınacak; böylece hava bir saat daha erken aydınlanıp bir saat daha geç kararacak. mış… Erken derken? Geç derken? Bizim bahçedeki zeytin ağacına sordum, “işim olmaz” dedi. Duta gittim, ellerimle diktiğim eriğe, yine bizim diktiğimiz ama tutmayan şeftaliye, “valla bize farkmaz, o sizin algınız” gibi bir şeyler mırıldandılar. Böcekler var bir sürü bizim bahçede, sonra karşıdaki çamlarda zaman zaman gördüğümüz sincaplar, komşunun bahçesinden girip çıkan tavuk ve horozlar, yine komşunun inekleri… İnanır mısınız umurlarında değil; söz birliği etmiş gibiler, gram umursamıyorlar. … Tam da saat(sizlik)le ilgili kendimce bir şey deneme fikrinin doğduğu bu günlerde bunlar geçiyor aklımdan. Modern hayatın…

  • Uncategorized

    “Kendi oyunum”u oynuyorum

    Dün gece yattığım yerde uykuya dalmak üzereyken şu cümle belirdi zihnimde ve unutmamak için hemen not aldım: “Oyun”u kurallarına göre oynama, “kendi oyunun”u yarat. İstanbul koşturmacaları ve aşırı sosyal günlerimde temas ettiğim dostlar ve sosyal medyada veya sokakta gördüğüm tanıdık/tanımadık kişiler, kurumlar; sık sık “oyun”a dahil olmuşluk ve sistemin parçası olmuşluk kavramlarını getiriyor zihnime. -Zihnen ve tüm yaşamı ile- sistemin gayet içinde olan kişiler farklı bir bilinç seviyesinde ve onları yargılamamayı başarabiliyorum ama aynısını kalbi başka bir dünya için atanlar için yapamayabiliyorum bazen. Yani başka bir dünya hayali kuran kişilerin “oyun”u umarsızca kabul etmeleri, ne yalan söyleyeyim beni biraz üzüyor ve müdahale etmek istiyor içim. Çevre, ekoloji vs. diyen biri…

  • Uncategorized

    Armağan Ekonomisi – 5N1K

    Bu yazı Yeşil Gazete‘de ve EkoIQ‘da da yayımlandı ((:——————————————————————Uzun zamandır gerek kendi hayatımla gerekse armağan ekonomisi ve bu çerçevedeki fikir ve hislerimle ilgili gelen sorulara cevap vermekte zorlanıyorum. Eski dünyanın (çoğunluk için bugünün dünyasının) kavramlarıyla, kelimeleriyle; bambaşka fikirleri, idealleri, hayalleri anlatmak çok kolay olmuyor zira. Çok içimde hissettiğim, tüm hayatıma yaydığım şeyleri bile anlatmak çok kolay olmayabiliyor. Armağan ekonomisinde bunu aşmanın yolu olarak, “ben bunun 5N1K’sını yazayım bari” diye düşündüm bir süre önce ve hiç düşünmeden aklıma nasıl geliyorsa yazdım. Geçtiğimiz hafta sonu düzenlemiş olduğum Armağan Ekonomisi 101-102 atölyesinde bu notların faydalı olduğunu da gözlemleyince biraz daha detaylandırarak bloga da yazmak istedim. Bu kavramı biraz daha ete kemiğe büründürebilmeniz için…

  • Uncategorized

    EE, İstanbul’dan bildiriyor

    Göçebe günler aktifken yediğimi içtiğimi, gezdiğimi gördüğümü, yaptığımı ettiğimi anbean yazmak için bir mecram vardı ve iyi oluyordu. Zira hep söyleye/yazageldiğim üzere yaşamımda olan biteni, değişen hissiyat ve düşüncelerimi burada paylaşmamın bir önemli nedeni başkalarına ilham olmak ve herkesin kendi kalplerinin fısıldadığı yoldan gitmeleri için onları cesaretlendirmekse bir diğeri de sadece kendim için günlük vs. tutmaya üşenen kişiliğim ve bunun sonucunda hayatımda olan onca şeyi kayıt altına alamayışımdı. Şu sıralarda da bir sürü şey oluyor ve bunları yazmayışım hoşuma gitmediği için biraz gündemimi paylaşmak istedim. Zira gerçekten de içim içime sığmıyor ve gerçekten de akıllarınıza karpuz kabuğu düşürmek istiyorum (benzetmeden dolayı alınmak yok). Gündemimin bir kısmı çok kişisel gerçi ama…

  • Uncategorized

    “Kolektif Yeni Deneyi” sonrası

    Ağustos sonu itibariyle deney bitti ve şimdi ihtiyacım olan paraya farklı şekillerde ulaşma zamanı geldi çattı. Destekçilere göndermiş olduğum son mektupta bunun için muhtelif yolları kullandığımdan ve kullanacağımdan bahsetmiştim. Ve yine bahsetmiştim ki bunlardan bir tanesi de blogdaki yazıların altında yer alacak bir iki cümlelik destek ve armağan çağrısı. Bundan böyle bu yazının ve diğerlerinin altında göreceğiniz çağrı, -içiniz titreştiği takdirde- kalbinizin vermek istediği armağanı vermek üzere sizleri cesaretlendirmeyi hedefleyen bir çağrı. Son dönemde o kadar çok insanla o kadar çok maddi-manevi alışveriş halindeyim ki bu beni “bütün”e çok fazla bağlıyor. Bunu azaltmaya, sönümlendirmeye hiç niyetim yok; bilakis zihnim daha fazla hareketlendirebilmek için ne yapabileceğimle ilgili fikirler üretip duruyor ve…

  • Uncategorized

    Destekçilere mektup vol.12 —ve son—

    31 Ağustos itibariyle deney sona erdi. Geçtiğimiz günlerde destekçilere biri minik bir bilgilendirme, diğeri daha uzun bir mektup olmak üzere iki adet e-posta gönderdim. Aşağıya onları kopyalayacağım. Geçen ay “Son ay, yetişin!” deyince on iki yeni arkadaşım daha ucundan tuttu bu deneyin; ikisi isim paylaşmak istemedi, diğer onu ise: Müge Ayma, Yeşim Şahin, Elif Böcekli, Mahinur Sarıkaya, Filiz Telek, Atakan Doğan, İdil Kışlal, Ramazan Çiftçi, Sevil Durugöl ve Sevim Ergin. Aynı şekilde, yine son ay olduğu için daha önce destek vermiş olan bazı arkadaşlar son bir kez elimden tuttular, zaten her ay destek olmaya devam edenler ekstraya girdiler, derken aşağıda göreceğiniz -benim için- çok yüksek miktarlara ulaştık ve pek mutlu…

  • Uncategorized

    Destekçilere mektup vol.11

    2 gün önce destekçi canlara sondan bir önceki mektubu yolladım. Evet, Ağustos sonu itibariyle bu “deney”i bitirmeye karar verdim. Hatta kararı bir türlü veremiyordum da mektubu yazarken bir de baktım, vermişim. Aşağıda da okuyacağınız üzere, bu ay bu işi bitirirken mümkün olduğunca yüksek bir meblağ toplanırsa elim biraz olsun rahatlar diye düşünüyorum. Dolayısıyla beni, hayatımı, yazıp çizdiklerimi ve bu “deney”i takip eden dostlara son bir çağrı yapmış olayım. Ucundan köşesinden dahil olmak isterseniz lütfen bana yazın (emreertegun@gmail.com). Küçücük katkılar, her ay eklenen yeni kişiler bu süreçte hep çok iyi hissettirdi bana; son ayda eklenecek kişiler de yine çok iyi gelecektir; ve tabii ki miktardan bağımsız olarak söylüyorum bunu. Bu arada…

  • Uncategorized

    Ekstremlerin kritik rolü

    “Bizler”i dünyamızda kritik öneme sahip bir yere koyuyorum ve bunu yaparak egomu mu beslediğimi sorguluyorum. Fakat hayır, bence gerçekten de -iftiharla- artık iyice içinde hissettiğim bir grup “ekstrem” insanın durduğu yer, hayatlarını ne şekilde sürdürmek istedikleriyle ilgili eylemleri ve hayalleri nedeniyle bu “ekstremler” olarak gezegensel dönüşüm ve iyileşme için çok önemli bir yerdeyiz. Şekil değiştiren, büyüyen ve gelişen (!), karmaşıklaşan dünyamızda bir çeşit geriye dönüş ve küçülme kaçınılmaz görünüyor; çünkü her şeyden önce, bu geriye dönüşün yaşamdan keyif almanın gerçek anahtarı olduğunu fark ediyoruz birer birer. Ayrıca artık çok iyi bildiğimiz üzere dünyadaki kaynaklar da her geçen gün istek ve ihtiyaçlarımızı karşılamak için yetersiz kalıyor. Ekolojik ve toplumsal sıkıntıların hemen hepsini…

  • Uncategorized

    Kim cesur, kim ekstrem?

    Yazıyı Yeşil Gazete de yayımladı.———Bana seçimlerimden* ötürü çok cesursun falan diyorlar, varsın desinler de kim cesur acaba?.. Benzer şekilde, geçenlerde bir röportajda armağan ekonomisi vs. anlattık, kendi hayatlarımızdan örnekler verdik. Bunları yazmak, anlatmak isteyen arkadaşa dergiden ekstrem örnekler olduğumuza dair yorumlar gelmiş mesela. Gerçi sonra kabul ettiler ve yayımlanacak bildiğim kadarıyla… Ama gerçekten de kim ekstrem? Kelle sayısı hesabı yapılıyorsa ben ve benim gibilerin bu sıfatları taşıdıkları söylenebilir belki ama gerçeklik üzerinden bir değerlendirme yapılırsa asıl “ötekilerin” cesur, ekstrem, falan filan oldukları net bir şekilde ortaya çıkıyor, bana kalırsa. Küçük bir karşılaştırmalı değerlendirme yapmak istiyorum, sonrasında takdir sizin. Bunun için kendim ile şehirli bir orta sınıf kişisini karşılaştıracağım. Hatta çok uzağa gitmeye…

  • Uncategorized

    Destekçilere mektup vol.10

    Malum işte, aybaşı mektubusu…Not: Ayın yeni destekçisi Burak Dindaroğlu!.. Selamlar, 8 Ekim’de yapmış olduğum çağrı üzerinden neredeyse 9 ay geçmiş, iyi mi?.. ((: Ve o gün bugündür rutin bir şekilde sizlere gönderegeldiğim mektupların onuncusunu yazacağım şimdi ve ne yazacağımı bilmeyerek başlıyorum: Haziran ayı boyunca, içimden sohbetler‘de sadece size yazmış olduğum mektubu paylaşmışım, göçebe günler’de ise blogun son yazısı olduğunu tahmin ettiğim bir yazı paylaşmışım. Uzun zamandır ilk kez kendimden, fikir ve hissiyatımdan bu kadar uzun bir süre haber vermediğim oluyor. Bari size hitaben azıcık anlatayım da bahaneyle blogda da paylaşmış olurum.  Çandır’da hayat çok keyifli geçiyor, güzel de bir topluluk olduk bence. Şaka maka 40 güne yaklaştı buradaki günlerim. Ve her şey çok…