bana dair,  bize dair

Zihinsel bağışıklık

Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1077799-zihinsel-bagisiklik

***

“Bir mevzu mu var, yoksa genel bir hâl mi?” gibi sorularla karşılaşıyorum bu aralar, inişli çıkışlı hâllerimden dem vurduğum arkadaşlarımdan…

Tadımın tuzumun olmadığı zamanlarda genellikle bir sorunum, bir mevzu’m olmuyor da yaşamın genel olarak anlamını ve coşkusunu yitirmesi vuku buluyor. Bu zamanlarda her şey sönükleşiyor, kararıyor ve sevimsizleşiyor. Aynı* bahçeye, aynı* ormana, aynı* şehre bakıyorum ama üç gün ya da üç hafta önce içim içime sığmazken şimdi hiçbir şey ifade etmeyebiliyor. Aynı* düşünceler, projeler, aynı* atılası adımlar, aynı* dostlar geçiyor aklımdan ve üç gün ya da üç ay önce sevgi ve yaşama sevinci ile dolarken şimdi mıy mıy bir hissiyat içinde olabiliyorum. Neyseki epeydir, bu girdaplara düştüğümde panik olmuyor ve bunun da geçeceğini çok iyi biliyorum; tam içindeyken bazen ne kadar imkansız görünse de… Nitekim öyle de oluyor; bir süre tatsız, sönük takıldıktan sonra bir bakıyorum yeniden bahar gelmiş gönlüme, yeniden her şey daha keyifli, daha tatlı, daha coşkulu…

*Bu “aynı”ların hiçbiri tam olarak aynı değil elbette. Her şeyin her an değiştiğini, tümüyle aynı nehirde bir kez daha yıkanamayacağımızı iyi biliyorum. Ama burada konumuz o değil.

Çoğu zaman bir mevzuya kafamı taktığım için düşüşe geçmiyorum belki fakat düşüşe geçtikten sonra mevzular canlanıveriyor zihnimde ve zaman zaman beni yerden yere vuracak kadar güçlenebiliyorlar. Bu, şu şekilde bir formüle dönüştü son zamanlarda:Bir sebeple (içsel dinamikler, astrolojik döngüler ve diğer…) düşüşe geçmeye meyilli olduğum zamanlarda zihinsel bağışıklığım düşüyor ve başka zaman bana dokunamayacak olan düşünceler bir anda ortaya çıkıyor ve hücum ediyorlar. Bir oradan geliyorlar, bir buradan ve -sakin bir yerden şahit konumuna geçip onların gelip geçmesini izleyemediğim, onlarla özdeşleştiğim an’da- ortalık fena kararabiliyor. Her şeyin geçiciliğini aklımda tutmama rağmen o kadar ikna edici olumsuz düşünceler gelebiliyor ki bunların doğruluğuna inanıp peşlerinden gidip baş aşağı düşmemek epey güç olabiliyor.

Nasıl bedenlerimizin bağışıklığı düştüğünde virüslere, hava değişimine çok daha duyarlı oluyor, çok daha kolay hasta oluyorsak zihinlerimiz de öyle, anladığım kadarıyla. Bir sebeple inişe geçtiğimiz an her şeyin karanlık tarafı, olumsuz olasılıklar, envai çeşit yetersizlik inançları pıtır pıtır doluşabiliyor ve içeride koskocaman bir ağırlık oluşturup yere indirebiliyor insanı.

Geçen hafta da bahsetmiştim; bu aralar biraz böyle hâllerdeyim. Muhtelif nedenlerle inişteyim ve zihinsel bağışıklığım düştü; bunun sonucunda yer altındaki muhtelif dehlizleri ziyaret edip duruyorum. Hem de giriş bedava ve üstelik aynı yerleri sınırsız ziyaret imkânı mevcut! Çıkmak ise bazen daha kolay ve hızlı iken bazen sancılı olabiliyor…

Zihnimde oluşan “Kelin merhemi olsa kendi başına sürer” itirazına yüz vermeden, kendimce birkaç maddelik çıkış listesi oluşturayım ve zor zamanlarda ben de dönüp bakayım istiyorum:

1- Düşünceler sadece düşüncedir. Sırf zihninde belirdiler diye gerçeği yansıttıklarını zannetme. Genelde öyle sansak da çoğu zaman değiller. Ve bu, sadece sevimsiz düşünceler için değil, olumlu olanlar için de geçerli.

2- Nereden geldiğini bilmediğin düşünceler yine bilmediğin bir yere gidecekler, eğer ki bırakırsan… Senin bile değiller aslında, bir an sonra ne düşüneceğini seçebiliyor musun mesela? Dolayısıyla onlara tutunmaya ne hacet. Seyret sadece, biraz yukarıya çık ve şahitlik et. Ne kadar sert, ne kadar inandırıcı olurlarsa olsunlar tanığa dokunamazlar.

3- Bedenini hareket ettir. Zihinsel çıkmazlardan çıkmak için çoğu zaman en güzel yollar, düşüncelerle boğuşmaktansa dikkati başka yöne ve özellikle bedene kaydırmaktan geçiyor. Spor yap, deliler gibi terleyene kadar koş, evi temizle, ip atla, dans et, bisiklete bin vs.

Dikkati başka yöne kaydırmak demek, olanı görmezden gelmeye bir çağrı gibi duyulmasın. Fakat zihnin girdaplarında savrulmanın da anlamı yok, özellikle yoğun öz-saldırı altındayken.

4- Yalnız olmadığını hatırla. Seni seven, ne kadar kıymetli, ne kadar güzel olduğunu bilen arkadaşlarından destek iste. Mümkünse yüz yüze, değilse uzaktan (görüntülü konuşma, telefon vs.) senin için mevcudiyetlerini sunmalarını rica et. Tamir etmeye çalışmadan alan tutsunlar sana. Zihnindeki zehirli düşünceleri mi saçacaksın ortaya, göz yaşlarını mı paylaşacaksın, sahile/ormana mı gider ya da şehir merkezine gidip birer kahve mi içersiniz bilmem; yeter ki birbirimiz için burada olduğumuzu hatırlayalım.

5- Şükret! Yaşamındaki güzelliklere, kolaylıklara, olanaklara; dostlara ve aileye; suya, toprağa; sincabın, ağacın, serçenin varlığına… Karanlık içindeyken çok içinden gelmeyebilir ama deneyebilirsin belki…

6- Filmlere, dizilere, oyunlara sarmak ya da teselliyi keyif verici maddelerde aramak sorunu çözmez, halı altına süpürür. Yine yap istersen, yapma demiyorum ama bunun böyle olduğunu hatırla. İllaki görmezden geleceksen de farkında olarak gel.

7- Sakinliğe ve dengeye bir nebze olsun kavuştuğunda o düşüncelerle yüzleşme vakti gelmiş olabilir. Hangilerinin tamamen zehirli ve gerçek dışı olduğunu fark edip onları çöpe gönderebilir, doğruluk payı içerebilecek olan şefkatli öz-eleştirileri değerlendirip yaşamında gerekli değişimleri yapabilirsin belki. Belki yalnız, belki yine bir ya da birkaç dostun eşliğinde…

8- Bunlar aklıma gelen bazı öneriler… Zor zamanlarda sana neyin iyi geldiğini belirle ve sıkıntılı zamanlarda hatırla. Hatta istersen benle de paylaş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir