bana dair
Kişisel, kendimi anlattığım yazılar
-
Senin için ne yapabilirim?
Dün içimde yanan bir şeyler vardı, ne olduğuna baktım baktım ve en sonunda aşağıdaki satırlar çıktı ve facebook’ta yayımlandı. Buradan da paylaşmak istedim. Çağrı, açık çağrıdır ve muhatabı herkestir. Bu, herkesin taleplerine koşabileceğimi garantilemez ama elimden gelen herhangi bir şey olursa tereddütsüz yapacağımı gösterir. Bu arada şunu da eklemek isterim ki hayatımda belki hiç olmadığı kadar egosuz bir şekilde yaptım bu çağrıyı. Yani birileri için bir şeyler yapmayı her zaman severim, onun bunun yardımına koşmayı falan da öyle. Diğer koşuşlarımda “iyilik” yapmanın yanı sıra, sanki kendimi tatmin etmek, önemli olmak, işe yaramak gibi konular da vardı perde arkasında. Bu sefer çok daha saf bir şekilde kendimi ortak kulanıma açma, “bir”in…
-
Kitap destek çağrımda son durum
Kitapla ilgili destek çağrımı blogda paylaşalı 18, öncesinde adres defterimdekilere e-posta göndermeye başlayalı yaklaşık 25 gün olmuş. Bu 25 günde -çok şükür ki epey bir geri dönüş aldım. Şimdi son durumları paylaşmak ve destek çağrımın devam ettiğini hatırlatmak için yazıyorum. An itibariyle 55 kişiden, destek vermek istediğini paylaşan geri dönüşler geldi. Bunların içinde para yollayan (veya yollayacağını söyleyen) da var, kapak tasarımına destek olmak isteyen de, dağıtım zamanı geldiğinde ucundan tutmak istediğini söyleyen de; hatta bunların ikisine veya her üçüne de gönüllü olan da… Benim bu üç talebimin yanı sıra, kitabın basım sürecine dair önerilerini sunanlar, kitabın içine çizimler yapabileceğini söyleyenler, 4 TL çok olmuş, bunu daha da ucuza bastırabiliriz…
-
Ah şu para mefhumu! – 2
Geçen gün paylaşmış olduğum “Ah şu para mefhumu!“nu biraz daha açmak istiyorum. Aslında açmaktan da ziyade, deneyimlediğim veya gözlemlediğim birkaç örnek durumu paylaşarak yazdıklarımın belki daha anlaşılır olmasını sağlamak… Hayatımızı idame ettirmek için yaptığımız şeyleri metalaştırmak gerektiğini; şu anki sistemde bilgi, beceri ve diğer her türlü armağanımızı özgürce kullanamadığımızı falan yazdım ya, işte bunları daha belirgin hale getirmek istiyorum. Mesela… Mesela -galiba- benim armağanlarımdan biri, yani ikisi, düşünmek ve yazmak. Yazarken aldığım keyiften ve yazılarla ilgili aldığım geridönüşlerden anladığım bu, en azından. Sistem kriterleri çerçevesinde düşündüğümüzde, benim bu armağanı paraya çevirmek için fazladan bir çaba sarf etmem gerekiyor, normal koşullarda. Artık sosyal medyanın yaygınlığı sayesinde kişisel bloglarda özgürce at koşturabilme…
-
“Evlilik” üzerine…
Şu evlilik meselesine bir süredir epey takılmış durumdayım. Çocukken bile ne kadar gereksiz bir kurum olduğunun farkındaydım ama buaylarda daha bi’ tetikleniyorum nedense. Özellikle de “alternatif” olarak nitelendirebileceğim dostlar da dört nala bu müessesenin yolunu tutmak için koşuyorlar ya, en çok da o zaman. Yok yok, kimseyi yargılamıyorum, herkes istediğini yapar zaten de kendi hissiyatımı paylaşmaya çalışıyorum. Evlilik kurumunun benim hayatıma hiçbir şey katmayacağından çok eminim de başkalarınınkine de pek bir şey katabileceğini düşünmüyorum. Bir ilişkiyi resmileştirmek ve devlet nazarında onaylatmak, ona ne katabilir ki… Katmak bir yana, çevremde gözlemlediğim kadarıyla, -her biri hakkında paragraflarca yazabileceğim- bir sürü sıkıntıya yol açıyor, olsa olsa. Maddi ya da manevi herhangi bir ihtiyacı…
-
kitap bastırıyorum, huuu!!
Bu blogu takip edenlerin veya muhabbet halinde olduğum kişilerin bildiği üzere bir süredir, 2012’de ivmelenen dönüşüm sürecimi, yaşadıklarımı ve yazıp çizdiklerimi toparlamaya çalıştığım bir kitap yazma peşindeydim ve bu iş artık nihayetlenmek üzere. Bana düşen kısmını hemen hemen tamamladım ve kalan ihtiyaçlarım için her zamanki gibi topluluğa başvurma joker hakkımı kullanmak istiyorum. Nedendir bilmem, bu sefer, önce e-posta yoluyla ulaşmak istedim insanlara. Geçtiğimiz hafta içinde, e-posta adres defterimdeki bir sürü insana destek çağrısı yaptım ve geri dönüşler gelmeye başladı bile. Şimdi ise burada da paylaşıyorum ki daha geniş bir alana seslenebileyim. Aslında kitap için bir de facebook sayfası açmaya niyetleniyor gibiyim ve fakat kitaba hala isim bulamadığım için bu fikri bekletiyorum. Kitap bir an önce basılsın ve dağılsın…
-
Zihnimde yolculuk
Ukalalık gibi mi görünür bilmem ama dünkü yazımı çok beğendim. Hayatımda kullandığım en iyi metafordu bana göre. Gerçi bir sürü kişi, esas anlatmak istediğim konudan ziyade metaforlar üzerinden yorumlar yazdılar facebook’ta ama olsun. Umarım anlaşılmıştır ne anlattığım. (Sonuna sözlük koysam mı diye de düşünmüştüm aslında, rakı=hayat , meze= … gibi… ama yapmadım.) O değil de zihnin işleyişi ne garip. Aynı yazının ilk cümlesinde yazdığım üzere, bir hikaye kurgulamaya çalışıyordum tam, -hadi minik bir spoylır vereyim- vasatlık üzerine; sonra konu bambaşka bir yere kaydı ve empati yapMAma gibi bir yerlere savruldu; hikayenin içinden çıkamayıp, o an için kapatıp sadece iki cümleyle bu durumumu paylaşmak isterken kendiliğinden çıkan bir metafor ve kendi kendini…
-
levrek değil de yoğurtlu patlıcan…
Bir hikaye yazmaya çalışıyorum (son bir saattir) ama o kadar çok şey paylaşmak istiyorum ki çorbaya döndü, toparlamakta zorlanıyorum. Bazı yazılarımda olduğu gibi… Ya da aslında tüm hayatım gibi… Bir hayata her şeyi sığdırmak istiyorum. Heyecanlanıyorum, hevesleniyorum, coşkulanıyorum… Onu dene bunu dene yine dene yine dene (şarkıyı hatırlayan var mı?)… Heyecanım, hevesim, coşkum aynı seviyede kal(a)madığı için her şeyden azar azar koyuyorum tabağa; biraz ondan çöpleniyorum, biraz bundan. Balıkçıya gidip rakının yanına birkaç meze söyleyip onlarla doymak; ana yemeğe, yani balığa sıra gelmemesi gibi. Naapiyim, yoğurtlu patlıcan, deniz börülcesi, bir de güzel beyaz peynir rakının yanına daha çok yakışıyor ızgara levrekten. (Levrek de yakışıyor tabii sayın okuyucu ama işte “o…
-
Kabul
(…) Her şeyi ve herkesi kabul etmek istiyorum. Herkesi affediyorum, hepsi yapabileceklerinin en iyisini yaptılar / yapıyorlar. Kendimi affediyorum, yapabildiğimin en iyisini yaptım / yapıyorum. Hatta affetmeye ne hacet! Ve hatta, “yapabileceğimin en iyisi” ne demek! Herkes yapabildiğini, o anda yaptığını yaptı işte, tıpkı diğer herkes gibi, tıpkı benim gibi… Geçmişi tüm yönleriyle kabul ediyorum. Anın, şu anda getirdiği her şeyi kabul ediyorum. Geleceğin getireceği her şeyi kabul ediyorum. Kendimce güzel niyetlerim var, elimden geldiğince irili ufaklı tüm adımlarımı bu niyetler doğrultusunda atacağım. Mümkün mertebe bu adımları atarken beklentilerden uzak duracağım. Ben armağanın kendisi olayım; tüm iyi niyetimle, doğru araçları kullanarak yaşamaya çalışmaya devam edeyim; bunun ötesi ancak “kabul”. Zaten…
-
Doğaçlama tiyatro atölyesi için destek çağrısı!!
Dikkat dikkat! Bu bir destek çağrısıdır. ((: Son üç yılda; sistemi değiştirme, topluluk olma, doğada yaşama, tarım-toprak vs. “işleri”yle yoğrulmuş olan benim ciddi bir hava değişimine, bir vakittir oluşan kabuğumu kırmaya ihtiyacım var. Yeni bir şey yapmaya, yeni bir ortamda, bilmediğim bir şeyle ilgilenmeye… Kendimi tamamen bırakmaya… Tiyatro Medresesi’ndeki şu atölye imdadıma yetişti, başvurdum ve kabul edildim. Buna katılarak, hem yıllardır merak ettiğim ve kendimi sınamak istediğim tiyatroya biraz bulaşacak hem yepyeni bir şey deneyimlemiş, yeni ve farklı insanlarla tanışmış olacağım. Burada edineceğim deneyimler, umuyorum ve sanıyorum ki gündelik hayatıma, ilişkilerime, düzenlediğim(iz) atölyelere olumlu katkılarda bulunacak. Üstüne, farkında olmadığım bir armağanımı keşfedeceğim belki de… 11 günlük bu atölye için 800…
-
küçük bir aydınlanma
Dün yaşadığım aydınlanmayı paylaşmak istiyorum ama çoğu zaman olduğu üzere, nereden tutacağımdan emin olmayarak başlıyorum. Şu sıralar, zaman zaman içimin sıkıştığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilememe hali, bir çeşit tatminsizlik… Hayatımda hemen her şey fazlasıyla yolunda ama bir şey eksik sanki. Bu da, galiba, sarıldığım, beni tutan “bir” uğraşımın olmaması. O kadar çok şeye yetişmeye çalışıyorum ki istisnasız, hepsi yarım yamalak kalıyor. Bu durum her zaman rahatsız etmiyor beni, bir koltukta üç beş karpuz taşımaya çalışmayı seviyorum ama bu karpuzların hepsi yere düştüğünde hiçbirinin tadını tam olarak çıkaramıyorum. Yere düşen karpuzun içi çabuk geçiyor ya, ondan belki. Bahçede çalışmayı ve gıdamı yetiştirmeyi çok istiyorum mesela. Bazen çok gaza geliyorum, dört elle sarılıyorum…