-
Kim cesur, kim ekstrem?
Yazıyı Yeşil Gazete de yayımladı.———Bana seçimlerimden* ötürü çok cesursun falan diyorlar, varsın desinler de kim cesur acaba?.. Benzer şekilde, geçenlerde bir röportajda armağan ekonomisi vs. anlattık, kendi hayatlarımızdan örnekler verdik. Bunları yazmak, anlatmak isteyen arkadaşa dergiden ekstrem örnekler olduğumuza dair yorumlar gelmiş mesela. Gerçi sonra kabul ettiler ve yayımlanacak bildiğim kadarıyla… Ama gerçekten de kim ekstrem? Kelle sayısı hesabı yapılıyorsa ben ve benim gibilerin bu sıfatları taşıdıkları söylenebilir belki ama gerçeklik üzerinden bir değerlendirme yapılırsa asıl “ötekilerin” cesur, ekstrem, falan filan oldukları net bir şekilde ortaya çıkıyor, bana kalırsa. Küçük bir karşılaştırmalı değerlendirme yapmak istiyorum, sonrasında takdir sizin. Bunun için kendim ile şehirli bir orta sınıf kişisini karşılaştıracağım. Hatta çok uzağa gitmeye…
-
Destekçilere mektup vol.10
Malum işte, aybaşı mektubusu…Not: Ayın yeni destekçisi Burak Dindaroğlu!.. Selamlar, 8 Ekim’de yapmış olduğum çağrı üzerinden neredeyse 9 ay geçmiş, iyi mi?.. ((: Ve o gün bugündür rutin bir şekilde sizlere gönderegeldiğim mektupların onuncusunu yazacağım şimdi ve ne yazacağımı bilmeyerek başlıyorum: Haziran ayı boyunca, içimden sohbetler‘de sadece size yazmış olduğum mektubu paylaşmışım, göçebe günler’de ise blogun son yazısı olduğunu tahmin ettiğim bir yazı paylaşmışım. Uzun zamandır ilk kez kendimden, fikir ve hissiyatımdan bu kadar uzun bir süre haber vermediğim oluyor. Bari size hitaben azıcık anlatayım da bahaneyle blogda da paylaşmış olurum. Çandır’da hayat çok keyifli geçiyor, güzel de bir topluluk olduk bence. Şaka maka 40 güne yaklaştı buradaki günlerim. Ve her şey çok…
-
Destekçilere mektup vol.9
Ay başı gelince ben yine mektubumu yazdım, arkadaşlara yolladım; şimdi de burada paylaşıyorum. Bu arada -kendilerinden onay almayı unuttum gerçi, umarım rahatsız olmazlar- Mayıs ayında Eralp Güner de destek olmaya başladı. Bir de Murat Çelik, Haziran’dan itibaren destek olmak istediğini paylaşmıştı. İşte mektup: ay başı gelir mektup gelir Ön not: Bu mektubu Pazar günü yazdım ama o günden beri internete girme şansı bulamadığım için (ki bu apayrı bir yılan hikayesidir) ancak gönderebiliyorum. ((: ——————– Dostlar selamlar, Bu mektubu Muğla – Dalyan yakınlarından, Çandır köyünden yazıyorum. Güzel gelişmeler var hayatımda, bunları paylaşarak başlayayım. Uzun süredir Dalyan’da, bir yıldır da Çandır’da yaşayan Begüm’ün (birçoğunuz tanıyorsunuz) çağrısıyla, 27 Mayıs itibariyle –belirsiz– bir süreliğine burada…
-
yasaMA, yürütME, yargı-la-MA
Ben demokrasi falan istemiyorum, en azından günümüzde bahsi geçen şeklini, “temsili” olanı. Sahi temsili demokrasi gerçekten demokrasi midir ki?.. Bana biçilen hiçbir gömleği giymek istemiyorum, giymiyorum, giymeyeceğim de… (Becerebiliyorlarsa deli gömleği giydirebilirler bir tek.) Ben kimsenin benim adıma karar falan almasını/vermesini istemiyorum, kimse adına da ben bunları yapmıyorum/yapmayacağım. Hem o “kimse”ler kim oluyorlar da benim hayatımı etkileyecek kararlar alabiliyorlar? Hiç kimse benim adıma yasama faaliyetinde falan bulunmasın. Ben kendi hayatımın yasamasını toplulukdaşlarımla yaparım; tartışa tartışa, uzlaşa uzlaşa… Hiç kimse bir şeyleri yürütmesin abi, biz yürütelim. Zaten bunların yürütmesinin ne olduğu ortada. Tamamen yanlış anlamışlar ya da yanlış anlamamışlar da öyle uyguluyorlar işte, bile isteye… Kendi yasamamıza göre kendi yürütmemizi de…
-
Destekçilere mektup vol.8
Likya yolu yürüyüşü, Flora’da bahar şenliği derken geleneksel mektubumu dün, ayın altısında gönderebildim arkadaşlara. Ve her zamanki gibi, mektubu burada da paylaşıyorum şimdik: Dostlar, Enerji dolu bir haldeyim ve yavaşlamaya çalışıyorum. Son 3 haftadır bir sürü şey yaptım ettim, sindiremedim henüz. Bunları içimden sohbetler‘de yazarım zaten de buraya aylık hesap-kitap işlerini yazamadım ya kaç gündür, huzursuz hissettim. ((: Ama yollardaydım işte… Neyse… Bu ay aslında ilginç bir ay oldu, kendi harcamamı kendim karşılayabildim (yani kazanabildim). İşin güzel yanı bunun için fazladan bir çaba sarf etmeden, zaten sevdiğim ve yapmaktan mutlu olduğum şeylerden para kazanmış olmam. Düzensiz bir şekilde devamı gelebilir bunun ama tam olarak kestiremiyorum. Bir yanım diyor ki “bu belki…
-
sorgulamalar, sistem, topluluklar
Sahra ile bir ay önce falan, eski -ve son- çalıştığım yer olan TEGV’den atılmasına istinaden feysbuk aracılığıyla tanıştım. O gün bugün zaman zaman yazışıyoruz da dün bana bir mektup gönderdi, bu blogda yazmış olduklarımın onda uyandırdıklarına dair; ben de bugün ona üç vörd sayfasını aşan bir cevap yazdım ve kimi fikirlerimi gözden geçirmiş, kimilerini yeni cümlelerle tekrar ifade etmiş oldum. Bu blogdaki yazılara aşina olanlar için yepisyeni konular değiller ama önemli bulduğum kısımları paylaşmak istiyorum. İyi bir toparlama oldu çünkü, kendiliğinden… “… Gerçi hep yazdım ya, sorgulamak benim işim. Bunu her halükarda süreklileştirmekten başka çıkar yol bilmiyorum. Dur bak Sevan Nişanyan’ın “Aslanlı Yol”undan bir cümle not etmiştim defterime… Bi sn……
-
Topluluk oluştururken – 3
Televizyonlarını yeni açan seyirciler için: Kırsalda ve topluluk olarak yaşamak üzerine özellikle son zamanlarda çokça düşündüğümden ve hatta artık yola çıkmaya hazır hissetmeye başladığımdan mütevellit biraz fikir alıştırması yapıyorum. Bu da serinin üçüncü yazısı oluyor. Topluluk Oluştururken – 1Topluluk Oluştururken – 2 —————————————– Konuyla ilgili bir önceki yazımda gelişigüzel birkaç soru atmıştım oraya, oradan gidesim var: Nasıl bir topluluk yaşamı hayal ediyoruz? Nereye kadar “toplu”yuz, nereye kadar “bireysel alan”ımızı koruyoruz? demişim mesela, oradan gitmek istiyorum… Öncelikle bireysel alanımın ortadan kalktığı bir yaşam düşlemiyorum ve çok “bitişik” bir hayatın benim için uygun olmadığını düşünüyorum. Son iki yıldır yaşadığım hızlı değişim ve yalnızlığı sevme hallerim, bireysel alanımı korumaya yöneltiyor beni. Bununla birlikte…
-
sıkıntı basınca…
Benim olmayan sıkıntıları üstüme almama konusunda ilerlediğimi düşünsem de bugünlerde gündemden ve dertlerden alamıyorum kendimi. Hepsi de üstüme üstüme geliyor, ne yapacağımı şaşırdım. Daha bugün Pamircik öldü ama ölmesinden ziyade arama-kurtarma çalışmaları esnasındaki sosyal medya savaşları tek kelimeyle mide bulandırıcıydı. Ne zaman böyle olduk biz? Hep mi böyleydik? Çıkış yolu nerede?.. Doğa katlinin sembollerinden üçüncü köprünün inşaatında biraz önce ölen üç işçiyi ne yapacağız peki? Milyonlarca ağacın ve diğer canlının ölümüne şimdiden sebep olmuştu ve oluyordu zaten de böyle bir kaza, pardon iş cinayeti, fena halde iç burkucu! Seçim sonrası süreç de korkunç ve süreçten daha korkunç olanı tüm bunların bile normalleştiği bir ülkede, dünyada yaşıyor olmamız. Bırak normal olanları,…
-
Gündeme dair
Bu blogda siyasi yazılara pek yer yok, çünkü bir süredir benim siyasete pek ilgim kalmadı. Ve fakat seçimler, seçimlerden de öte oy sayımı ve hile-hurda hikayeleri ile önümüzdeki diğer seçimler ve olasılıklar beni içine çekiyor ve içimden bu konularda sohbet etmeye başlayınca bu konularda yazmak farz oldu. Fakat derin politik analizler de beklemeyin elbette, o kadar da angaje olmaya niyetli değilim. ((: Yüzeysel olarak birkaç kelam edeceğim konulara geçmeden önce başka bir şey paylaşasım var aslında. Geçenlerde facebook’ta da paylaştığım üzere şizofreni yaşadığımı hissediyorum. Her şeyden önce sisteme, sözde demokrasimize, sözde demokrasinin abuk seçimlerine ve temsili yönetime hiç inanmıyorum. Yani tüm bu hile-hurda durumları olmasa da inanmıyorum. Bir grup insanın…
-
Destekçilere mektup vol.7
Mart ayı da bitince bugün arkadaşlara yedinci mektubumu gönderdim. Bunu paylaşmadan önce Mart ayında yeni eklenen beş kişiden dördünün adını paylaşayım (bir tanesi burada ismini yazmamı istemedi): Bürge Abiral, Sinan Fındık, Hande Arcan ve Uygar Şirin de destekçiler arasına katılarak toplam destekçi sayısını 43’e çıkardılar. Bir de hatırlatmak iyi olabilir; bu 43 kişi arasında bir kez para veren/gönderen de var, her ay düzenli gönderen de, düzenli gönderirken bırakan da, düzensiz bir şekilde ara ara veren de… Mektup aşağıdadır, buyrunuz:— — —Dostlar selam, Seçim öncesi ve esnasında -ve şimdi de sonrasında- her şeyin tepetaklak ve karman çorman olduğu acayip dönemlerden geçiyoruz. Hayatımıza bire bir dokunmayan şeylerin hayatımızı bunca işgal etmesi ne…