• Uncategorized

    doğru-yanlış, iyi-kötü …

    Bütün bu insanlar nereden çıktı? Ne oluyor? Herkes ayrı bi’ çeşit, herkesi ayrı bi’ seviyorum. Gerçekten de hayatımda yaptığım en doğru şey Jam’e katılmaktı galiba. Hem içe dönüşün önemini ve gerekliliğini fark edip bunu uygulamayı öğrenmeye başladım, hem de bir çok güzel insan tanıdım. Peki bu insanlar mı güzel, yoksa zaten herkes güzel de içlerini mi görmek lazım? Mesela Ogün Samast da güzel mi içten içe? Sadece bir kurban mı, yanlış fikirlerin, yanlış adamların peşinden koşan?..”Yanlış adamlar” kim peki? Kim bu adamları “yanlış adamlar” ilan etti? Şu an için ben. Zira “toplumsal iyi” için doğru olmayan şeyler yapıyor ve yaptırıyorlar. Hımm, toplumsal iyinin ne olduğu benim tekelimde galiba? Ukalalık mı…

  • Uncategorized

    Huzurlanmak…

    Burada çok huzurluyum. Bahçenin güzellğinden ve sadeliğinden mi kaynaklanıyor, Hanzade ve Ali’nin konukseverliklerinden ve rahatlıklarından mı… Ama çok rahat hissediyorum. İstediğim an atlayıp gelebileceğim bir yer. Çok tatlılar yahu abla-kardeş. Hanzadelerin evi, 11:15

  • Uncategorized

    Ağaca sarılmak

    6 Ağustos 2012 – 12:10 “Bence John Lennon’ın ‘Imagine’ şarkısını çözümlese herkes, dünyadaki tüm dertler biter.” dedim geçen gün. (Şarkının İngilizce ve Türkçe sözleri aşağıda) Evet, aslında her şey çok basit, ve bir o kadar da zor. Sistem çok yanlış kurgulanmış. En nihayetinde besleniyoruz, ürüyoruz ve ölüyoruz. Bunu çok komplike bir hale getirmek neden? Neden bu kadar çok sahip olasımız var? İhtiyaçlarımız nereye kayboldu? Dört bir yanımız istek ve ihtiraslarımızla örülmüş. İhtiyaçlarımıza ihtiyaç duymuyoruz, onları görmüyoruz bile. Varsa yoksa daha çok tüketmek! Tükettikçe de mutlu olmuyoruz aslında; fakat mutsuzluğumuzu, yine daha fazla tüketerek gidermeye çalışıyoruz. Olmuyor! Kaybolmuşuz! Zülfü Livaneli diyor ya “Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey”… Çok…

  • Uncategorized

    Sen, hırslı arkadaşım!

    Evet evet sana söylüyorum. N’apıyorsun? Tam olarak ne bekliyorsun bu hayattan? Niye bu kadar hırslısın iş konusunda? Niye bu kadar önemsiyorsun “iş”ini? Yaşamak için çalışmak gerekiyor belki “bu düzen” çerçevesinde; tamam da, çalışmak için niye yaşıyorsun? Niye fazla mesai yapıyorsun? Yöneticinin gözüne girmek için neden bu kadar takla atıyorsun? Neden “ben” kelimesini çok fazla kullanarak herşeyi sen yapıyor gibi davranıyorsun? Yaptıysan bile, gerçekten çok mu marifet acaba? Mesela, bir firmada çalışıyorsun. Neden yırtıyorsun kendini o firma için? Neden hafta sonunu heba ediyorsun? İşin kötüsü, sevmiyorsun da bu hayatı biliyorum. Pazar akşamki hallerin gözümden kaçıyor mu sanıyorsun? Bu aceleci ve hızlı hayatta Pazartesi sendromu bile Pazar gününe çekildi uzun zaman önce.…

  • Uncategorized

    Bir sıkıntı anında…

    Bir sıkıntı anında yazmaya başlıyorum, kelimelerin beni nereye götüreceğini bilmeden. Neden yazdığımı da bilmeden. Ama yazmak iyidir ya hani. Niye iyidir, onu da bilmiyorum. Sıkıntı neden kaynaklandı, e onu da bilmiyorum. Gerçi bir teorim var ama bende kalsın; çok komik çünkü, afişe etmek istemiyorum kendimi. Feridun Düzağaç dinliyorum bir yandan, akşam Harbiye’de konserine gideceğim için hazırlık yapıyorum, bir nevi “çalışıyorum” diyelim. Ness, hazır mısın konsere? Öncesinde-sonrasında içeriz de, değil mi? Sabah da bin yıldır görmediğim bir arkadaşımla kahvaltı yaptım; ne güzel oldu, ne hoş oldu. Duygucum iyi ki geldin. Sangria için çağrını bekliyorum heyecanla… Dün akşam da teras, rakı, mangalda pişmiş kanatlar, bir-iki parça meze… Güzeldi; biraz abartmış olabilirim, hayvanat gibi…

  • Uncategorized

    Devam et…

    Hayatı belirli bir döngü içerisinde, ortalama yaşamak ne kadar kolay aslında… Doğarsın, büyürsün, okula gidersin… İyi bir iş bulursun (mümkünse çok uluslu bir firmada, iyi bir maaşla) ya da bulmaya çalışırsın. Sonra çalışırsın da çalışırsın; mesainin sonunu beklersin, muhtemelen fazla mesai yaparsın ama bu o kadar normal birşeydir ki yadırgamazsın. Herkes böyle yapıyordur; yapmazsan yadırganırsın, ayıplanırsın, dahası tepki görürsün… Hafta sonunu beklersin, yıllık iznini beklersin. 14 gün iznin vardır; 1 hafta kullanınca 6 gün düşülür, işyerinde 5 gün çalışılıyor olsa bile. Yılda 2 hafta + 2 gün için eşek gibi çalışmaca… Neyse ki aynı işyerinde 5 yıl çalışanlar 18 güne ulaşırlar; yılda net 3 hafta. Tepe tepe kullan. Ama bir…