bana dair

Kişisel, kendimi anlattığım yazılar

  • bana dair

    bir tatlı hüzün

    Bu yazının da bir şarkısı olsun: https://www.youtube.com/watch?v=k_N_FQuSeuo *** İki saat kadar önce arkadaşım Gamze’yi motorla kayıkların oraya bıraktım. Yolda giderken salak salak gülümsüyordum her şeye. Aklımda, fikrimde, niyetimde, planlarımda hiç ama hiç olmayan gelişmeyi yaşayan ve hiç niyetlenmediği bir şekilde iki ay içinde evi boşaltması gereken kişi ben değilmişim gibi. Önceki gün anlatmaya çalıştığım hafiflik tüm hücrelerimden ve auramdan taşıyordu sanki. Sırıta sırıta gittim. Yani gittik. Derin derin iç çekiyorum falan… “Şükrediyorsun di mi?” diye sordu Gamze, arkamdan; “Evet,” dedim, “hep ederim ama bu sefer başka bir derinden çıkıyor sanki…” Yüzüme vuran rüzgârın yumuşaklığı ve hissettiğim huzur, motora saldırmaya yeltenen bıdık köpeğin salaklığı, kararmaya dönen havada bulutların da etkisiyle oluşan acayip renkler: ağaçlar…

  • bana dair

    bazen de ağırım

    Dünkü yazıda hafifliğimi anlattım ama bir yandan da abarttım mı acaba diye düşündüm. Veya kendimi fazla övmüş gibi falan olabilir miyim? Yazdıklarımda yalan-yanlış yok ama belki biraz eksik var. İşten çıkarılma, evden ayrılma, şehir değiştirme ve diğer her türlü olayı çok rahat karşılıyorken bazı minnak şeyleri kabul etmede zorlanabiliyorum ve o kadar da hafif olamayabiliyorum. Aklıma gelen ilk birkaç örnek; anlaşılmadığımı düşündüğüm zamanlar (bana göre ben her zaman gayet açık ve şeffaf bir şekilde kendimi ifade ettiğim için, anlaşılmadığım ya da yanlış anlaşıldığım zaman <hangisi daha ağır, bilmiyorum> fena oluyorum), karşımdakinden tepki alamadığım durumlar (bu, bazen yüz yüze olduğum bir kişinin sorduğum soruya bir “bilmiyorum” dahi demekten geri durup lal…

  • bana dair

    hafiflik

    Yakın zamana kadar lügatimde olmayan bir sözcük şu sıralar gündemimde: Hafiflik, hafif olmak… Birkaç ay önce Hira, hafifliğime bayıldığını söylediğinde ne demek istediğini anladım hemen. Olan bitenle, karşıma çıkanla kavga etmemek, akıntıya katılmak, akışkan olmak, akış olmak, mücadele etmemek, hayatın hazırladığı yolun suyuna gitmek, zorlamamak, direnmemek; akmak, sadece akmak… Hep anlatırım: Yıl 2007, hiç fena kazanmadığım epey büyük bir firmadan ayrılmış, çok daha az kazandığım, çok daha basit, bana iş tatmini olarak da pek bir şey katmayan bir yere geçmişim. Akılla mantıkla izah edilecek hiçbir tarafı yok kararımın; en basit ifadeyle kolayıma geldi sanırım. Öbür taraftaki sorumluluklar, sıkışıklıklar, sorunlar birikti birikti; çözmektense beyaz sayfa açmak daha rahat geldi. Bu akılsız,…

  • bana dair

    erkek buluşmamız sonrası

    Kadın çemberleri, buluşmaları, inzivaları -benim bildiğim kadarıyla- en azından dört yıldır falan hayatımızda. Belki çok daha uzun zamandır varmıştır da ben bilmiyormuşumdur. Kadın arkadaşlarımızın, sevgililerimizin bu tip toplaşmalar düzenlediğini fark eden biz erkekler ise benzerini yapma konusunda uzunca bir süre pek heyecanlanmadık galiba. Kendi adıma, yıllar içinde birkaç kez, birkaç ayrı kişiyle buna dair konuşmuşluğum(uz), hatta ufaktan yeltenmişliğim(iz) var ama kuvvetli bir niyet ortaya koymadığımızdan olsa gerek, vuku bulmadı bir türlü. Tabii bunlar hep ben ve benim çevremdeki hikâye; başkaları bir şeyler yapıyordur belki. Hatta şimdi hatırladım, Aykut (Atasay) diye bir arkadaşımızın bir yıl kadar önce İstanbul’da haftada bir, erkek buluşmaları kolaylaştırdığını hatırlıyorum. Belki öncesi de vardır. Ha bir de,…

  • bana dair

    Günlüğümden (9-10 Aralık)

    Birkaç ay önce kendime yazdığım satırlardan birkaç kuple paylaşmak istedim. İletişime, sosyal medyanın hayatımdaki rolüne, yalnızlığ(ım)a ve gerçekliğe dair… (…) Yalnız olduğumu, bundan dolayı ne kadar keyifli olduğumu söyleyip duruyorum ama bu nasıl bir yalnızlık? Her gün saatlerce bilgisayar başından insanlarla etkileşimdeyim; yazıyorum ve sesimi duyuruyorum; yorumlar, geri dönüşler alıyorum; whatsapp’tan sesli mesaj ile birilerine sesleniyorum; bir sürü yazı okuyor, video ve film seyrediyorum.   Bir an durdum ve durumu biraz anladım sanki. Evde tek başımayım ama insanlarla iletişim hâlindeyim, bu iletişim çokça yazılı olmakla birlikte telefon konuşması yerine sesli mesajı tercih etmem de bana bir şeyler anlatıyor sanki. Galiba ben, o an, hemen tepki ve karşılık vermek durumunda olmamayı…

  • bana dair

    seks (toparlama ve şimdilik bitiriş)

    Serinin ilk yazılarında (bkz. blogdaki son üç yazı), büyük oranda beceriksizliklerim, yaşa(ya)madıklarım var. Bunları bu kadar rahat bir şekilde yazabiliyor olmam önemli bir adım olmakla birlikte, 30 yaş sonrasında daha fazla deneyim yaşamamdan ötürü bu kadar kolay yazabildiğimi sanıyorum. Yoksa bir önceki yazıda okuduğunuz -ya da okumadığınız- üzere, ilk birlikteliğimi geç bir yaşta yaşadığım, hayatıma az sayıda kadın girmiş olmasını falan muhtemelen bu kadar rahat paylaşamazdım. Yazabildim, zira bu durumla epey, belki de tamamen barıştım. Ama barışmam, kendi içime bakarak, kişisel bir iyileşme-gelişme süreci nedeniyle olmadı. Eğer su son beş yılda hayatıma nispeten daha fazla kadın girmiş olmasa ve az-çok arayı kapamış olmasam, bu konuda hâlâ gayet sıkıntılı hissediyor olabilirdim. Eh…

  • bana dair

    seks (25-30 yaşlarım)

    11-17, 17-22 yaşlarını yazmak kolay, epey eski zamanlar… Bugüne yaklaştıkça ise işler zorlaşmaya başlayabilir: diğer iki yazıdaki şeffaflığımı ve cesaretimi koruyamayabilirim; ayrıca isim vermesem bile kimin kim olacağı anlaşılabileceği için başkalarının mahremine girmekten daha çok çekinebilirim.Evet, yazmaya başladım ama nereden gireceğim, nasıl ilerleyeceğimi hiç bilmeden. Bakalım nerelere savrulacağız… ((:Önce, dünkü yazıya, önemli bulduğum bir ekleme yapmak istiyorum: Sekse dair ailemle aramda hiçbir konuşma, bilgilendirme vs. geçmediğinden bahsetmiş ve bunun bilgi aktarımı açısından sıkıntılı bir durum olduğundan bahsetmiştim ya; en az bu kadar önemli başka bir defosu daha var bu iletişimsizliğin: Cinsellik, hayatın çok önemli parçalarından biri; öncelikle dünyaya gelme nedenimiz. Ayrıca hayat akışımızın neredeyse her kısmında, farkında olalım ya da…

  • bana dair

    seks (17-22 yaşlarım)

    “Konuşmadan önce düşün:Gereği var mı?Şefkat barındırıyor mu?Kimseyi incitebilir mi?Sessizliği bozacak kadar değerli mi?”Lao Tzu Lao Tzu’nun daha önce de alıntılamış olduğum (bkz. Sessizlik) bu öğüdünü hep hatırımda tutmaya çalışıyorum. Şefkat barındırma ve kimseyi incitme ihtimali konularında epey dikkatliyim. Gereği olup olmaması ve sessizliği bozacak kadar değerli olup olmaması konularında ise, özellikle konuşurken, -arada coşup saçma sapan geyikler yaptığım zamanlar haricinde- gerçekten de boş laf etmemeye ve kendimi de karşımdakini de gereksiz şeyler için yormamaya gayret ediyorum. Yazarken ise, bunu ne kadar gözetebildiğimden emin olamıyorum bazen. Bir yerlerden ilham veya bir fikir geliveriyor ve başlıyorum yazmaya ve çoğu zaman büyük bir coşkuyla ve LaoTzuSüzgecinden geçirmeden yayımlayıveriyor ve akabinde sosyal medya üzerinden…

  • bana dair

    seks (11-17 yaşlarım)

    Biraz önce* Mozart in the Jungle’ın üçüncü sezon sekizinci bölümünü izlerken, bir saat kadar önce yazıp yayımladığım ama henüz sosyal medyada paylaşmadığım yazının ve aynı dakikalarda Baran’ın paylaşmış olduğu seks-2 yazısının ve bilmediğim bir takım milyon tane oluşun da etkisiyle içimde canlanan Şimdi ölüp gidecek olsam ne içimde kalır, ne için gözüm açık gider sorusu şöyle bir yokladı beni; buradan seks konusu zihnimin kapısını çaldı ve başlıyorum yazmaya.  * Yazmaya dört gün önce başlamıştım ve “Biraz önce” tabiri o gün için geçerli aslında. Birkaç günlük aradan sonra, yazının şöyle bir üstünden geçtim ve yayımlıyorum. *** Bu konu çok önemli ve bir o kadar zorlu. Sıkıntılı olduğumuz diğer konularda olduğu gibi,…

  • bana dair

    “Yeni”ye Doğru’da neler oldu

    Dağıtımına bu yılın mart ayında başladığımız “Yeni”ye Doğru’nun süreciyle ilgili biraz güncelleme yapma isteği var bir süredir içimde; e hadi o zaman! Ne olduğunu bilmeyenler için tek cümlelik özet: “Yeni”ye Doğru aslında -benim yazdığım- sıradan bir kitap ama bildiğin kitaplardan değil. Herhangi bir yayınevinden değil, yüz’ün üzerinde insanın maddi-manevi desteği ile kolektif bir şekilde çıktı; kitabevlerinde değil, dağıtımına destek olan kimi ev ve iş yerlerinden -ve gerekirse emreertegun@gmail.com’a yazarak- edinebilirsiniz; satılmaz, isteyen herkese armağandır -ve fakat kitabı edinenlerin, içlerinden gelen armağanı benle paylaşmaları makbule geçer. Öncelikle, şunu belirtmek isterim ki kitabı yazma ve bastırma sürecinden sonra dağıtımda da çok fazla destek aldım. İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Bursa, Antalya, Çanakkale ve…