bize dair

Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...

  • bize dair

    para – 2

    Dünkü yazı neredeyse tüm günümü aldı, akşam epey tükenmiş bir hâldeydim. Sabah ise dinlenmiş bir şekilde uyandım; egzersiz, kahvaltı vs. sonrasında, birikmiş bulaşıkları, yoğrulacak ekmeği bekleterek yine bilgisayarın başına oturdum. Zira dün anlatamadıklarım var ve içimden çıkmak için heyecanla bekliyorlar. *** Bu yazıda paraya dair iki anı’mı ve bunlardan çıkardıklarımı paylaşmak istiyorum. Kıtlık bilincinin, verme korkusunun bendeki tezahürlerinden birkaç örnek. Dün de yazdığım üzere, bunları tamamen aştığımı iddia etmiyorum ama yol katettiğim kesin. Ama anılara geçmeden önce araya şunu gireyim: Umarım, gerek dün gerekse daha önce yazdıklarım, sadece değişik ve ekstrem birinin sayıklamaları gibi tınlamıyordur. Umarım ben kendi deneyimlerimi anlattığımda, siz de kendi deneyimlerinize bakıyorsunuzdur. Umarım benim kendimle uğraştığım gibi siz…

  • bize dair

    para – 1

    Ön not: Bu yazıyı yazarken, bir ara, teknik bir nedenle yazdıklarımın büyük bir kısmı silindi. Çok dövündüm, çok “ahh”ladım ama kâr etmedi. Gerileyen Merkür mü, yoksa bir virüs veya hacklenme durumu mu bilmiyorum ama öyle güzel kaptırmış gidiyordum ki fena halde içim yandı. Neyseki tekrar başına oturmayı becerebildim. Tabii benim için yazma öyle bir akış hâli ki kimi yazdıklarım uçup gitti ve hatırlamıyorum; bunla birlikte -muhtemelen- bir önceki turda aklıma gelmeyecek şeyleri yazdım şimdi. Herhalde hayırlısı olmuştur ((; fotoğraf: burcu ertunç , eller: filiz öz, paralar: emre ertegün (; Bu yazıya meyletmemi tetikleyen, sosyal medyada bir arkadaşın “Para kazanmak için bir şeyler yapacağımıza bir şeyler yaptığımız için para kazansak ya!”…

  • bize dair

    Var mısın?

    “(…)HeeeyNe duruyorsun be, at kendini denizeGeride bekleyenin varmış, aldırmaGörmüyor musun, her yanda hürriyetYelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su olGit gidebildiğin yere” – Orhan Veli Kanık – Hürriyete Doğru‘dan *** Her şeyi arkanda bırakmaya var mısın? Hadi o zaman! Toplumun sana yüklediği tüm o değerleri kompost yapıp kendine -sadece sana ait ve her an değişmeye, yenilenmeye açık- bir değer sistemi oluşturmaya var mısın? Ezberlerini geride bırakmaya, -ama sonrasında kendine yeni ezberler yaratmayıp- her an açık zihinle var olmaya var mısın? Doğa anayı ve içlerimizi kirleten tüm o günlük masum (!) eylemlerinden vazgeçmeye ve yerlerine daha temiz, daha coşkulu ve gerçekten masum olan eylemleri koymaya niyet etmeye var mısın? Şimdi…

  • bize dair

    diğer yarılarıma mektup

    Nasıl böyle olduk? Nasıl bu hâle geldik? Bildiğimiz anlamdaki savaşlar ve kötülükler bir yana (bu yazıyı yazma sürecinde bile -sırf benim duyduğum- üç tane büyük olay oldu, dünyada ve Türkiye’de; her an olan ve kanıksadıklarımız hariç), günümüzün her dakikasını -kendimizle, diğerleriyle ve doğayla- savaşla dolduran yaşamları nasıl yarattık? Nasıl oluyor da bu kadar çok aptalca şeyi kendimize rağmen, istemediğimiz, beğenmediğimiz hâlde yapabiliyoruz? Nasıl oluyor da hiç ama hiç inanmadığımız hayatları “mış gibi” yaşayabiliyoruz? Nasıl oluyor da bize hiç uymayan deli gömleklerini giyebiliyoruz (dışarıdan cuk oturmuş gibi görünüyor ama cesaretiniz varsa bir de içeriye sorun)? Nasıl bu kadar sıkıcılaştık ve bunu sürdürebiliyoruz? Benim olayım belli ki bu; hep çağıracağım yüreğinizin çağırdığı…

  • bize dair

    önce tek tek, sonra çok çok

    “O kadar fazla akut durumla, sorunla yüz yüzeyiz ki hayâl kurmaya, ütopya düşünmeye, etik duruş oluşturmaya enerjisi, vakti -ve hatta, bir şekilde bunu yapabilenlere tahammülü- yok birçoklarının. Ve bunu anlayabiliyorum.” – Birkaç gün önce defterime aldığım bir not Çok değil birkaç gün önce keyfim, ırmak olmuş coşkuyla akıyordu. Nihayet köyde biraz yalnız günler; en çok yaz-çiz-oku-izle, arada ormanda yürüyüş, akşamları sobada kestane vs. En güzel direnişin, kalbi temiz tutarak ve görmek istenen değişimi yaşamaya çalışarak gerçekleştirildiğine yürekten inandığım için içim de rahattı. Dünya ve yaşadığım ülke, hiç de daha iyiye gidiyor gibi görünmese de, hatta zihinsel analizlerle bakınca gelecekteki durum pek ümit vaat etmese de ben yapabildiğimi yapıyordum nihayetinde. Önceki gün…

  • bize dair

    ormanın fısıldadıkları

    Dün ormanda birkaç saatlik yürüyüş yaptım. Amacım, komşuların bahsettiği sandal ağaçlarını* bulmak ve muhteşem meyvelerinden yemekti. Bildiğim birkaç tanesine ulaşmak yerine tarif edilen yerdeki ağaçları bulmaya kalkınca sonuç alamadım. Halbuki eskiden beri hep söylerlerdi bildiğin sorudan başla evladım diye. * Kocayemişle, diğer adıyla dağ çileği ile akraba; meyveleri de çok benziyor ama aynı değil; ayrıca tütsü vs. yapımında kullanılan, tropik iklimlerde yetişen başka bir sandal ağacı daha var, karışmasın. sandal ağacı (fotoğraf: web) Velhasıl meyveyi yiyemedim ama elim boş kalmadı, biraz kekik ve adaçayı toplayıp döndüm eve; bir de zihnimde bir takım cümleler getirdim. Ormandaki yürüyüş sırasında içimde yeşeren, her biri ormandaki yürüyüşü anlatan, oradan doğan; bunla birlikte -sanki- hayatın…

  • bize dair

    İnsanın çırası

    Dün, heyecanla ve çabucak yazıverdiğim yazıda (ben tanrıyı çırada gördüm) belki en önemli cümle şuydu: “Yanacak olanı yakacak olan, yanacak olanın içinde saklı.” Azıcık şiirsel, azıcık OruçAruobasal, azıcık varyaburadanyürünürhacısal. Yürüyebilecek miyim diye bakıyorum şimdi. Okuduğunuz ya da okumadığınız üzere, orada bahsettiğim çıra idi. Odunun içinden çıkan ve aslında odunun bir parçası olan çıra. Odunun bir parçası ama bir o kadar da ayrı. Özağırlığı ayrı, görünüşü ayrı, kokusu ayrı, işlevi ayrı. O olmasa da oluyor (ki her kütüğün içinde çıkmıyor), yokluğunda ateş yakamıyor falan değiliz. Ama gazete kâğıdı kullanılır, ama ince çalı çırpı tutuşturulur, ama kimyasal bir takım yakıcılar kullanılır, o ateş bir şekilde yanar. Daha zor olur, daha geç olur,…

  • bize dair

    ben tanrıyı çırada gördüm

    Dün odun keserken ve odunun içindeki çıralara hayranlıkla bakarken, başlıkta gördüğünüz cümle döküldü ağzımdan. Sonra bir güzel, kenara ayırmış olduğum çıra ağırlıklı kütüklerden, tahra ile ince çıra parçaları çıkarmaya başladım. Daha da tonla var ne mutlu ki, zira kırsal hayatta en sevdiğim işler hep odunla ilgili; toplamak, kesmek, çıra çıkarmak… Odunun içinde onu yakacak olan çıra Dinî bir inancım yok. Kurumsal dinlerle zaten hiç işim yok; son birkaç yılda daha sık karşıma çıkan ve aslında bana epey uyan kimi spiritüel öğretilere de gayet mesafeli ve şüpheci yaklaşıyorum. Okuduklarımı birebir yaşadığımı fark ettiğim zamanlarda bile mesafeyi koruyorum; belki tesadüftür, belki denk gelmiştir diye. Ama içimde spiritüel bir taraf da var, tanımlamaya…

  • bize dair

    gündeme dair: cinsel istismar suçlularının durumu

    Bir şeye karşı çıkmak veya savunmak her zaman için en doğal hak ama bunu, durumu anlamadan veya yanlış anlayarak yapmak, doğru olmayan bir yerde konumlanmaya neden olabiliyor. Odada bir fil varsa ve dışarı çıkarılmak isteniyorsa eyvallah ama filin ve çıkarılma nedeninin doğru tanımlanması çok önemli. “Bu fil çıksın, çünkü onun hortumu var.” dersek olmaz mesela; hortum, filin doğasında var. Ama “Bu fil odada çok yer kaplıyor. Zaten onun yeri burası değil, Afrika’daki ormanlar!“, onu çıkarmak için iyi bir neden olabilir. Dünkü olaydan bahsediyorum; cinsel istismar nedeniyle suçlu bulunanların istismarda bulundukları kişiyle evlendikleri takdirde cezalarının ertelenmesi konusundan. Hükûmet yanlısı olmayan yayınlardan benim görebildiklerimin tamamı bunu “çocuk tecavüzcülerine af” vb. şekillerde verdi.…

  • bize dair

    e-imza kampanyalarına dair

    Bir süredir e-imza kampanyaları ile kafayı bozduğumuzu düşünüyorum. En olmadık konular bile change.org’da hızlıca yerini alıyor artık. Zaten artık devletin temel organlarında son durum galiba şu şekilde: 1- Yasama2- Yürütme3- Yargı 4- Özgür (!) basın5- Sivil toplum (90’lardan beri)6- Change.org (Son birkaç yıldır) İmza kampanyalarının etkili olabildiği konular vardır: Mesela bir şirket yunusları bir yere kapatır, onları tutsak ederek gösteriler için kullanır vs. Böyle bir durumda yunusların özgürlüğü bizi bir sebeple ilgilendiriyorsa yapacağımız üç temel şey vardır: 1- Mahkemeye başvurup yunusların bu şekilde tutulamayacağına dair bir dava açabiliriz; (devlete başvuru) 2- O hayvanları serbest bırakmanın bir yolunu bulmaya çalışır, mümkünse bir gece ansızın bunu gerçekleştiririz. (bir çeşit sivil itaatsizlik eylemi)…