bize dair
Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...
-
Mut
Mut-lu musun? Ben çok mutluyum. Gerçekten. Hatta biraz fazla; geçenlerde ziyaretimize gelen Baran’ı motorla eve getirirken ona ifade ettiğim üzere, belki de sinir bozucu düzeyde… Ara ara canım sıkıldığı, epey düştüğüm zamanlar olmuyor değil ama genel anlamıyla gayet mutluyum. Ve evet; tüm olan bitene, ölümlere, zulümlere, tahakküme rağmen. Aslında “rağmen” mi, ondan da emin değilim; zıtlıklar dünyasında tam da diğer uçtaki sevimsizliği fark ettiğim ve elimdennefesimdenzihnimdenkalbimden geldiğince bunların tam tersini icra etmeye çalıştığım için mutluyum belki de. Ütopik ve her şeyin “muhteşem” olduğu bir dünyada çok sıkılırdık sanırım… mutlu zeytin – 1 (fotoğraf: emre ertegün) mutlu zeytin – 2 (fotoğraf: emre ertegün) Zaten bir ara öyle bir cümle belirivermişti zihnimde:…
-
Naif ve basit yaşama övgü
Bugünlerde gerçekten çok çalışıyorum ve uğraştığım şeylerin büyük bir kısmı, şehirde yaşayan dostların dudağını büktürecek, “amaaaan!” dedirtecek işler belki. Fakat son zamanlarda daha da iyi anlamaya başladığım üzere, hayatın tadı basitlik ve naiflikte. Yaptığım fizikî işler, bahçedeki çalışmaların vitesini yükseltmek, çıkmaya başlayan yenebilir yabani otlarla biraz daha haşır neşir olmak, önümüzdeki baharda gübre olarak kullanmak üzere ormandan eşek boku toplamak gibi işlerden; sosyal işler, iki hafta sonra İzmir’de gerçekleştireceğim “Para” atölyesinin ve “Yeni”ye Doğru söyleşisinin organizasyonu için çalışmaktan, bir de ev ahalisiyle (oyunlar, filmler) ve komşumuz İremlerle (yeme-içme, bol paylaşım/birlikte çalışmak, sohbet) sosyalleşmekten; bir yandan da yoğun evsel işlerle haşır neşir olmaktan (yemek, bulaşık, temizlik gibi rutinlerden başka tek tek…
-
zihnin işleyişi üzerine – 2 (ne! kader mi?)
Dünkü yazıyı yazarken (okumadıysanız lütfen önce buraya buyrun, yoksa bu yazıda okuduklarınız pek bir şey ifade etmeyebilir), hemen sonrasında bir sürü şey eklemek isteyeceğimi biliyordum. Öyle de oldu. Bu yazının da, biraz sonra her ne yazacaksam, bir sürü eksiği kalacağı ve yine bir şeyler eklemek isteyeceğim muhakkak. Ama içimde dönen şeyleri aktarmak, özellikle bugünlerde nefes almak gibi oldu ben için. Bir de yorumlarla, sohbetlerle gelişiyor ve başka bir şeye dönüşüyor ya. İşte bunu seviyorum! Dün yazdıklarım ve bu aralar düşündüklerim sonucunda dönüp dolaşıp bir çeşit kader anlayışına varıyorum sanki (ki pek haz ettiğim bir müessese değildir). Mademki herkes her an’da yapabileceğini yapıyor* ve başka türlüsü mümkün değil, bu durumda “alın…
-
zihnin işleyişi üzerine
Fena halde soyut sulara dalıyoruz; kemerlerimizi bağlayalım! Şimdi… İnsanların duygu, düşünce ve davranışları var. Duygu ve düşüncelerin; okuduklarımız, etrafımızdaki kişilerin varlıkları, beş duyu ile algıladıklarımız ve diğer etkiler sonucunda içimizden bir yerlerden çıkan tepkiler olduklarını, davranışların da bunların neticesinde fiiliyata geçen tepkilerimiz olduğunu (virgülden önce tepki olan duygu ve düşünceler virgülden sonra etki olarak yer aldılar) söyleyebiliriz sanırım. Bu durumda, hayatlarımızın (ve aslında “hayat”ın ta kendisinin) tamamen bir etki-tepki mekanizmasından ibaret olduğu sonucuna ulaşıyorum. Bir şeyler bir şeylere (misal A, B’ye) etkiyor, bunun sonucunda (B’de) bir tepkime gerçekleşiyor, bu tepkime (B) başka bir tepkimenin (C) etkimesi olurken, B’deki etkimenin C’de oluşturduğu tepkime de D’ye sirayet ediyor. Ve tabii, burada basitleştirdiysem…
-
Yaşam Nehri
İnsanoğlu fikirlere, ideallere, duygulara, hedeflere tutunmayı seviyor ve seçiyor. Tutunduğu dallar -isteği dahilinde ya da haricinde- kırılıp elinde kaldıkça ne yapacağını bilemiyor. Belirsizliğe tahammül edemiyor, bilindik sularda yüzmeyi, daha doğrusu çıpıçıpı yapmayı tercih ediyor. Oysaki yaşam, belirsizlikte ve akışta mevcut. Halil Cibran diyor ki: Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehirÇoğumuzun akmak yerine sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip Benzer bir metaforu, biraz daha farklı bir şekilde, Krishnamurti de kullanıyor. İç Özgürlük adıyla basılan ve -diğerlerinde olduğu gibi- söyleşilerinden oluşturulan kitapta “Yaşam Nehri” başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde, yaşamı bir nehre benzetiyor ve insanların büyük bir kısmının yaptığının, bu nehrin bir kısmını akıştan kopararak önüne set çektiğini ve orada kendisine…
-
Yaşasın! Hep biz haklıyız!
Düşünsene… Senin gıcık olduğun müdürün, başka birinin çok sevdiği teyzesi, bir diğerinin sırdaşı, bir başkasının çok sevgili kızı… Düşünsene… Senin o çok sevdiğin can arkadaşın, iş arkadaşlarını eziyor olabilir, diğer bir arkadaşına kan kusturuyor olabilir, birilerine acayip ters gidecek işler çeviriyor olabilir… *** Her türlü anlaşmazlık, uyuşmazlık çok göreceli ve herkes olaylara kendi açısından bakıyor. Ve büyük çoğunluk hep kendini, yakınındakini, bildiğini haklı görüyor. Sevgilinle kavga ettiğinde mesela, muhtemelen, ikiniz de haklı olduğunuzdan o kadar eminsiniz ki… Sonra gidip “olayı” kendi açınızdan arkadaşlarınıza anlattığınızda, ikinizin de arkadaşları, yine kuvvetle muhtemel, nasıl da haklı…
-
Sessizlik
Lao Tzu, binlerce yıl öncesinden bugüne, daha doğrusu tüm zamanlara sesleniyor. Zaten bir süredir, hayata dair gerçek bir şey söylemenin tek yolunun, zamandan ve mekandan bağımsız bir bilgeliğe ulaşmakla mümkün olduğunu düşünüyorum. Konuşmadan önce düşün; Gereği var mı? Şefkat barındırıyor mu? Kimseyi incitebilir mi? Sessizliği bozacak kadar değerli mi? fotoğraf web’den; kaynak belirsiz. Sizce de çok fazla konuşmuyor muyuz? Sürekli kendimizi ifade etme, paylaşma, anlatma isteği… Daha fazla görülmek, daha fazla dikkat çekmek, daha fazla takip edilmek istiyoruz. Önemli olmak, kaale alınmak hemen hepimiz için çok önemli. Bunu sağlamak için de hiç durmadan düşünüyor, konuşuyor, yazıyor, çiziyor, paylaşıyoruz. Bir arkadaşımızı yakaladığımız anda, gündelik hayatımıza dair hiç kimseyi ilgilendirmeyen detayları iletiyoruz…
-
İç Barışımız
Bugün, 1 Eylül Dünya Barış Günü. Kolayımıza geldiğinden midir, yoksa başka bir yol akıl edemememizden midir bilmiyorum, diğer tüm kavramları olduğu gibi “barış”ı da dışarıda bir yerde arıyoruz. Bizden uzakta, bizden dışarıda, insanların arasında, ortada bir yerlerde… Bir kez iç barışımızın ne durumda olduğuna bakmayı denesek, büyük anlamdaki barışı sağlamanın ne kadar yakında ve bir o kadar da zor olduğunu fark edeceğiz. Benim tanıdığım çok az insan -o da çoğunlukla dalgalı olmakla birlikte- iç barışını sağlayabilmiş, biraz olsun huzura ermiş durumda. İnsanların tamamına yakın bir kısmı ise kendi boku dahil olmak üzere herkesle ve her şeyle kavgalı. Eşiyle-sevgilisiyle, annesi-babası-kardeşiyle, ev sahibiyle, iş yerindeki yöneticisi veya astlarıyla, trafikteki diğer şoförlerle; yağan…
-
Vedat Türkali
Vedat Türkali’nin eserlerini, gerek edebi yönden gerekse sol hareketin tarihini aktarma yönünden beğenerek okudum geçtiğimiz yıllarda. Uzun yaşamına pek çok önemli eser sığdırdı, ki özellikle Güven’i ayrı bir yere koyarım. Ölümüne üzülmek yerine, yaşamını, eserlerini kutluyorum. İyi ki teşrif etmiş dünyamıza. Yolu ışıklı olsun.
-
gerçeğin peşinde
Birçoklarımızın, dünyayı, karşıtlıklar çerçevesinde gördüğü aşikar. Siyah-beyaz, güzel-çirkin, doğru-yanlış gibi zıtlıklar hayatımızın her köşesine sızmış durumda. Siyahla beyaz arasında grinin sonsuz tonu olduğunu, güzel ve çirkinin son derece göreceli yaklaşımlar olduğunu, doğru ve yanlışın ötesinde bir yerde buluşabileceğimizi pek aklımıza getirmiyoruz çoklukla. Hep bir tarafta duruyoruz ve taraf olmadığımızda bertaraf oluyoruz (ya da olacağımızı sanıyoruz). Bunların ötesine geçmeye çalışmak ise benim hayat yolumun en önemli parçalarından biri. Yukarıda söylediklerim gibi değil de başka türlü bir yaklaşımla yaşamaya gayret ediyorum . Kemikleşmiş fikirlere, ideallere tutunmamayı seçiyorum; “öteki”ni öcü olarak görmemeyi seçiyorum; -insan öldürmek bile dahil olmak üzere- bütün kötü atfettiğim(iz) davranışların bir nedenle ortaya çıktığını hatırlamaya çalışıyorum; çevremdekilerin, beni doğrudan etkilemediği…