bize dair
Çoğunlukla yine benden yola çıkan, bunla birlikte herkese seslendiğim yazılar...
-
Kendini alan karar
Yakın zamana kadar kendimi aşırı derecede kararsız biri olarak görüyordum; e öyleydim de… Gerçi ilginç bir şekilde, almak istediğim karar küçüldükçe işim zorlaşırken büyük kararlarda daha kolay netleşebiliyordum. Çikolatalı gofret ya da çokonat yeme konusunda uzun uzun düşünüp işin içinden çıkamazken bir işten istifa etmek söz konusu olduğunda bunu hızlı bir şekilde yapabiliyordum mesela. Şimdilerde ise irili ufaklı hemen her konuda ve hemen her zaman, almamın hayırlı olacağı kararı açık seçik görebiliyorum. Ve tam burada, ifadeyi değiştirmeme müsaade edin: Artık pek karar almıyorum aslında, karar kendini alıyor; yani kendiliğinden zuhur ediyor. Karar almak epey zihinsel bir şey gibi tınlıyor bende. Kişi olaylara, durumlara bakar; onları değerlendirir, analitik bir süreç geliştirir ve…
-
Öz
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1076083-oz *** Geçtiğimiz günlerde izlemiş olduğum bir yayındaki paylaşımda geçen özgüven kelimesi içimde birtakım kıvılcımlar yaktı, defterime not ettim ve şimdi buna dair yazmaya başlıyorum. Bakalım neler dökülecek… (İnanın ben de bilmiyorum) Öncelikli kıvılcım, bu zamana kadar bu kelimeyi daha ziyade bilgi, beceri, deneyimlerimize olan güven olarak algılarken o gün birdenbire öz kısmının idrakine varmam ve içimde, bu köşedeki yazılarda da zaman zaman anlatmaya çalıştığım bir yerden titreşmesi oldu. Öz sözcüğü bana iç sesi, ruhun sesini ve bu durumda özgüven, ruhunun sesine güvendiğin ve buradan gelen yönlendirmeler doğrultusunda yaşamaya izin verdiğin bir akışı işaret ediyor. Ruh kelimesi bir şey ifade…
-
Acziyet
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1076037-acziyet *** İnsanın kabul etmesinin hem epey zor olduğu hem de aslında onu son derece ferahlatacak bir şey zihnimde dönüyor dünden beri: Acziyeti… İki hafta önce yazdığım üzere, bir süreliğine yollardayım ve önceki akşam canım Burcu’yu ziyarete geldim. Gayet mütevazı, bir o kadar lezzetli yemeğimizi yedikten sonra upuzun ve çok keyifli bir sohbetin içinde bulduk kendimizi; çay ve atıştırmalıklar eşliğinde… Yatıp kalktık ve her şey yolundaydı; sabah uyanmamla evin kedisi Sofi’nin karnıma oturup mırıldayarak sevgisini benle paylaşması bir oldu. Sonra dünyada aralıksız bir şekilde çok sevip her gün aşırı keyif aldığım kahvaltı faslı… Üstelik Hazal da bize katıldı, onu…
-
Başka türlü bir ciddiyet, benim istediğim…
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075978-baska-turlu-bir-ciddiyet-benim-istedigim *** Yaşamı ciddiye almak önemli. Tabii birçok konu ve kavramda olduğu gibi burada da yanlış algılarımız var gibi geliyor bana. Ciddiyetin sadece ağırbaşlılık, durağanlık, gülmeme hâli vs. olduğu düşünceleri yerleşmiş kolektif zihnimize. Oysaki ciddiyetin en önemli kısmı -tabii bana göre-, hakkını vermek. Peki neyin? İçimde hızla oluşan cevap, yaşamın bütününün ve her ân’ın şeklinde beliriyor. Ân bilinci, ân’a kıymet vermek, ân’ı yaşamak kavramlarının bir süredir içlerinin boşaldığının farkındayım. Bunla birlikte bazı kavramların içlerini boşaltmamızın onların değerini azaltmadığını; özen, dikkat ve ciddiyetle yaklaştığımız takdirde, bunların önemini yeniden fark edebileceğimizi düşünüyorum. Ân’ı yaşamak dediğimiz şey, elimizden geldiğince şimdiye kök salmak…
-
Sevilmek ya da sevmek
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075866-sevilmek-ya-da-sevmek *** İnsan en temelde ne ister? Sevilmek, kabul edilmek… Katılmıyorum! Kendi deneyimim ve gözlemlerim üzerinden atıp tutmak gerekirse, insan asıl sevmek ve kabul etmek istiyor. Sevdiğinde huzur ve keyif, sevmediğinde tatsızlık ve keyifsizlik oluyor.* Sevilmek üzerinden yaşadığım takdirde son derece edilgen ve ayrıca çaresizim. Kendimi de paralasam, her şeyimi de adasam beni sevmeyebilirsin; için o kadar da akmayabilir bana. Ayrıca bunu sağlamayı hedeflediğimde, dikkatimi kendi özümü yaşamaktan ziyade seni memnun etmeye, bilinçli ve bilinçsiz olarak hesap-kitap peşinde koşmaya başlarım. Senin onaylayacağın şeyleri yaparım, senin onayladığın şekilde yaşamaya ya da en azından öyle görünmeye çalışırım, senin onayladığın sözcükleri seçer,…
-
Önce “ne?”, sonra “nasıl?”
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075795-once-ne-sonra-nasil *** Geçtiğimiz hafta önermiş olduğum Yıl sonu arınması‘nı -ya da ondan bağımsız olarak bir benzerini- gerçekleştirdiniz mi bilmem; bu hafta ise o yazıda niyet ettiğim üzere, arınan bünyemizin ne şekilde dolabileceğine dair bir şeyler paylaşmak istiyorum. Fakat öncesinde büyükçe bir parantez açma gerekliliği duyuyorum. Yaşama dair biriktirdiklerim doğrultusunda içimde oluşan birtakım “çıkarımlar” ve “doğrular”, zaman zaman bu satırlarda yer buluyor. “Bu böyledir, bu şöyledir.” diye atıp tuttuğum oluyor. Yine aynı doğrultuda, geçtiğimiz hafta olduğu ve bu hafta olacağı gibi birtakım önerilerde bulunma cüretinde bulunduğum da oluyor. Bu durumlar için iki kocaman hatırlatma yapmak istiyorum hem kendime hem okuyanlara… Birincisi,…
-
Yıl sonu arınması
Bu yazı HT Hayat için yazıldı ve ilk olarak orada yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075747-yil-sonu-arinmasi *** Önceki zamanlarda, farklı mecralarda bir veya birkaç kez ifade etmiş olmalıyım; yaşamda sık sık temel bir hataya düştüğümüzü düşünüyorum. Bugün hazır iki takvim yılı arasında bir eşikteyken ve bu vesileyle birçoğumuz birtakım muhasebelere giriyorken yeniden gündeme gelmek istedi bu hata: Sürekli olarak bir şeyler yapıyor olmak; yapmadığımızda da ne yapacağımızı, ne yapmamız gerektiğini düşünüyor olmak; hep bir eylem hâli… Bir şey yapmakta yanlış bir şey yok lakin sırf buna odaklı yaşadığımız takdirde, zaten her daim dolu olan zihinlerimiz ve yapılacaklar listelerimiz önderliğinde durmaksızın sürükleniyoruz gibi geliyor. Yaşamımızda en ufak bir boşluk açıldığı an’da hızla orayı doldurmak, geçmişten aldığı…
-
Can bedenden çıkarken…
Bu yazı ilk olarak HT hayat’ta 23.12.2020’de yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075681-can-bedenden-cikarken *** Doksanlı yaşlarda, ölüm döşeğindeyim. İçimde eksiksiz bir huzur; kavuşma vakti yakın. Etrafımda -çoğu genç- yedi-sekiz dost, ben gitmeden son bir kez görüşmek isteyen… Çam fıstıklı helvalarını yiyorlar afiyetle. Evet, benim helvam ben daha gitmeden kavruluyor ve bol kepçe dağıtılıyor. Pişiren, elbette ki yine bir dost; gelen-gidenin de yardımıyla… Alanda belli belirsiz bir hüzün sezilse de dram yok. Hem yaşımın büyüklüğü sebebiyle doğal karşılanıyor olsa gerek hem de belli ki bu derse iyi çalışmış, iyi hazırlanmışız. Birkaç damla gözyaşını paylaşınlar yok değil, ki o kadar da olsun zaten. Yas’tır, ıskalamaya gelmez. Apayrı bir lezzeti var, tutmasını bilene… Zihnim gayet açık, sadece…
-
Atlantis’in dönüşü
Bu yazı ilk olarak HT hayat’ta 16.12.2020’de yayımlandı.https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075611-atlantis-in-donusu *** Bu hafta boyunca bir inzivada olacağım için başladığımdan beri ilk kez bu köşeyi boş bırakacağımı düşünüyordum fakat dün yaptığımız bir çalışmada dökülen bu satırları, aynı zamanda burası için yazmış olduğumu fark ettim. Öylesine bir akış oldu ki metni düzeltmeye, güzelleştirmeye yeltenmek istemedim; dün çıkıverdikleri gibi kağıttan ekrana geçirdim sadece. Ruhuna, enerjisine dokunmaya yeltenmedim. Yakın gelecekten bugüne bir mektup… Meryem’e selam olsun… *** Yaklaşık on yıldır hayalini kurduğum topluluk yaşamına nihayet kavuştum. Harika bir doğa parçasında can dostlarla birlikteyim. Başlangıçta sekiz kişiyiz; zamanla bunun neye dönüşeceğini kim bilebilir! Bu, son derece kişisel, bir o kadar da kolektif bir yolculuk. Kişisel, çünkü bunu…
-
Var’ın varlığı, yok’un yokluğu
Bu yazı HT hayat için yazıldı ve 09.12.2020’de yayımlandı. https://hthayat.haberturk.com/yazarlar/emre-ertegun/1075554-var-in-varligi-yok-un-yoklugu *** Bugüne kadar mutluluğun türlü formülü paylaşıldı; herkes kendi meşrebine, kendi baktığı, gördüğü yere göre bir şeyler söyledi. Bugün bu denize ben de şöyle bir ayaklarımı sokma niyetindeyim; bir avuç formül de ben sunayım şu ummana: Mutluluk, “var”ların farkındalığından ve müteakiben şükürden, “yok”ların ise yokluğunu idrak ve kabulden gelir. İlk kısım nispeten daha çok söylenip hatırlanıyor. Şöyle ki: O kadar fazla var’ın içindeyiz ki gözlerimizi gerçek anlamda açtığımız takdirde görmemek ne mümkün! Lakin yaşamı oto-pilotta yaşadığımız takdirde her şey sıradanlaşıyor ve kaçırabiliyoruz var’ları. Bu noktada, birkaç hafta önce, varlığın bolluğundan içimin içime sığmadığı bir an, kapalı bir grupta yapmış olduğum…