• bize dair

    zamanı “geçirmek” & özgürlük

    Yıllar önce, henüz sistemin dişlilerinden biri iken (hâlâ az da olsa öyle olduğumun farkındayım) bir arkadaşımla ettiğimiz sohbetlerde, dönüp dolaşıp çalışmama konusuna gelirdik. Hani para kazanmaya mecbur olmasak gibi şeyler düşünürdük, şu hiç sevmediğimiz işlerimizi yapmak zorunda kalmasak, bu hiç onaylamadığımız kurumları beslemesek… Ben her seferinde çok heyecanlanır ve ne kadar güzel olacağını düşünürken arkadaşım “iyi de o zaman ne yapıcaz; nasıl geçecek zaman; bir yerden sonra çok sıkılmaz mıyız” gibi sorulara takılırdı. Çok içimden gelerek söylüyorum -ama yeni idrak ediyorum- ki bir insandan duyduğum belki de en korkunç, daha doğrusu en üzülünesi şeydi. Dünyaya her birimizin binbir türlü armağanla geldiğini biliyorum ve bunun hiçbir şekilde farkında olmayan arkadaşım, hiç ihtiyacı olmayacağı durumda bile; hiç istemediği,…

  • bana dair

    seks (toparlama ve şimdilik bitiriş)

    Serinin ilk yazılarında (bkz. blogdaki son üç yazı), büyük oranda beceriksizliklerim, yaşa(ya)madıklarım var. Bunları bu kadar rahat bir şekilde yazabiliyor olmam önemli bir adım olmakla birlikte, 30 yaş sonrasında daha fazla deneyim yaşamamdan ötürü bu kadar kolay yazabildiğimi sanıyorum. Yoksa bir önceki yazıda okuduğunuz -ya da okumadığınız- üzere, ilk birlikteliğimi geç bir yaşta yaşadığım, hayatıma az sayıda kadın girmiş olmasını falan muhtemelen bu kadar rahat paylaşamazdım. Yazabildim, zira bu durumla epey, belki de tamamen barıştım. Ama barışmam, kendi içime bakarak, kişisel bir iyileşme-gelişme süreci nedeniyle olmadı. Eğer su son beş yılda hayatıma nispeten daha fazla kadın girmiş olmasa ve az-çok arayı kapamış olmasam, bu konuda hâlâ gayet sıkıntılı hissediyor olabilirdim. Eh…

  • bana dair

    seks (25-30 yaşlarım)

    11-17, 17-22 yaşlarını yazmak kolay, epey eski zamanlar… Bugüne yaklaştıkça ise işler zorlaşmaya başlayabilir: diğer iki yazıdaki şeffaflığımı ve cesaretimi koruyamayabilirim; ayrıca isim vermesem bile kimin kim olacağı anlaşılabileceği için başkalarının mahremine girmekten daha çok çekinebilirim.Evet, yazmaya başladım ama nereden gireceğim, nasıl ilerleyeceğimi hiç bilmeden. Bakalım nerelere savrulacağız… ((:Önce, dünkü yazıya, önemli bulduğum bir ekleme yapmak istiyorum: Sekse dair ailemle aramda hiçbir konuşma, bilgilendirme vs. geçmediğinden bahsetmiş ve bunun bilgi aktarımı açısından sıkıntılı bir durum olduğundan bahsetmiştim ya; en az bu kadar önemli başka bir defosu daha var bu iletişimsizliğin: Cinsellik, hayatın çok önemli parçalarından biri; öncelikle dünyaya gelme nedenimiz. Ayrıca hayat akışımızın neredeyse her kısmında, farkında olalım ya da…

  • bana dair

    seks (17-22 yaşlarım)

    “Konuşmadan önce düşün:Gereği var mı?Şefkat barındırıyor mu?Kimseyi incitebilir mi?Sessizliği bozacak kadar değerli mi?”Lao Tzu Lao Tzu’nun daha önce de alıntılamış olduğum (bkz. Sessizlik) bu öğüdünü hep hatırımda tutmaya çalışıyorum. Şefkat barındırma ve kimseyi incitme ihtimali konularında epey dikkatliyim. Gereği olup olmaması ve sessizliği bozacak kadar değerli olup olmaması konularında ise, özellikle konuşurken, -arada coşup saçma sapan geyikler yaptığım zamanlar haricinde- gerçekten de boş laf etmemeye ve kendimi de karşımdakini de gereksiz şeyler için yormamaya gayret ediyorum. Yazarken ise, bunu ne kadar gözetebildiğimden emin olamıyorum bazen. Bir yerlerden ilham veya bir fikir geliveriyor ve başlıyorum yazmaya ve çoğu zaman büyük bir coşkuyla ve LaoTzuSüzgecinden geçirmeden yayımlayıveriyor ve akabinde sosyal medya üzerinden…

  • bana dair

    seks (11-17 yaşlarım)

    Biraz önce* Mozart in the Jungle’ın üçüncü sezon sekizinci bölümünü izlerken, bir saat kadar önce yazıp yayımladığım ama henüz sosyal medyada paylaşmadığım yazının ve aynı dakikalarda Baran’ın paylaşmış olduğu seks-2 yazısının ve bilmediğim bir takım milyon tane oluşun da etkisiyle içimde canlanan Şimdi ölüp gidecek olsam ne içimde kalır, ne için gözüm açık gider sorusu şöyle bir yokladı beni; buradan seks konusu zihnimin kapısını çaldı ve başlıyorum yazmaya.  * Yazmaya dört gün önce başlamıştım ve “Biraz önce” tabiri o gün için geçerli aslında. Birkaç günlük aradan sonra, yazının şöyle bir üstünden geçtim ve yayımlıyorum. *** Bu konu çok önemli ve bir o kadar zorlu. Sıkıntılı olduğumuz diğer konularda olduğu gibi,…

  • bize dair

    fıstık kabuğu

    Biraz önce, bir önceki hafta pazardan almış olduğum ve dün akşam bir kısmını kuzinenin üstünde kavurmuş olduğum kabuklu yer fıstıklarının kabuklarını çıtır çıtır ayıkladıktan sonra üstünde kalan ince kabuklarını da -o an bütün bu detayları düşünmesem ve otomatik olarak yapıyor olsam da- bir tarafından baş, diğer tarafından işaret ve orta parmaklarımla tutarak ve ileri geri hareket ettirerek soyup ağzıma atıp içeride oluşan zevk cümbüşünün, daha doğrusu beynimde yarattığı elektrik sinyalinin tadını çıkarırken, bir süredir bir şekilde aklımda oynaşan bir konuya dair zihnime üşüşen onlarca cümle beni heyecanlandırdı; fıstıkların dış kabuğunu daha da hızla çıtlatmaya, ince iç kabukları daha hızlı soymaya götürdü beni; lâkin son fıstığa kadar yemeyi bırakmamayı becerdim. Fıstıklar…

  • bize dair

    para – 7

    Başta güzide ülkemizde ve sonra da dünyada her şey allak bullak gidiyor (en azından öyle görünüyor) ama ben yine bütün bunlar yokmuş gibi para yazmaya devam ediyorum. Şu an için yapabildiğim bu zira, gündelik siyasette kaybolmadan, “olan”a ışık tutmaya çalışmak ve kendimce “olması gereken”e bakmak. Bugünün genel perspektifinden bağımsız bir şekilde düşünmeye, yazmaya devam etmek… Serinin ilk altı bölümü için önceki yazılara bakabilirsiniz. Mesela ilk yazı burada. *** Bugünün konusunu sabah gözümü açar açmaz zihnime doluşan bir takım kelimeler belirledi. Dersimiz: (Yine) Para, Konumuz: Uzmanlaşma, mülkiyet ve etkileri. Çok eskilerde her şeyi herkes birlikte yapıyordu; birlikte avlanılıyor, birlikte yiyecek toplanıyor ya da birlikte yetiştiriliyor, birlikte üretiliyor, birlikte de tüketiliyordu. Sonraları, yerleşik hayatlar…

  • bize dair

    kaosu beklerken

    “Ben, Afrika’da kanat çırpan kelebeğin, Kuzey Amerika’da yarattığı kasırgayı istiyorum. Ben kaos istiyorum!” – Bakunin Ahkâm 1: İnsanoğlu, çoğunlukla, bardağa damla damla su eklendiğinde, taştığı noktaya kadar, olan bitene kayıtsız kalmaya meyillidir. Üstelik bardak doldukça, mucizevi bir şekilde hacmi büyür ve bu nedenle kolay kolay taşmaz.Ahkâm 2: İnsanoğlu, tencereye atılıp yavaş yavaş ısıtılan kurbağalar gibi, olan bitenden küçük küçük etkilendiği takdirde, bir mayışma hâlinde uyuşup gider, bu uyuşmanın ölümüne yol açacağını aklına bile getirmeden. Ahkâm 3: İnsanoğlunun tamamına yakını, banadokunmayanyılanbinyaşasıncılık ekolüne mensuptur ve yılanın onu sokma tehlikesi hasıl olana kadar çok da umursamaz; ayrıca yılanın var olmasındaki payını görmezden gelir. Ya uzaktan izler olan biteni ya da buna bile tenezzül etmez. Bazen farkına bile…

  • bize dair

    para – 6

    Geçtiğimiz günlerde yazmış olduğum para, para-2, para-3, para-4, para-5 yazıları için üstlerine tıklayabilirsiniz. ((; *** Uzun zamandır aklıma takılan ve yazmak istediğim bir şey var: Mesela bir atölyeye, çalışmaya, geziye veya başka bir şeye parası olmadığı için katılamama durumları söz konusu olduğunda bir sürü insan isyan ediyor “Offf hep para yüzünden işte!”. Oysaki para yüzünden değil, sende para olmadığı ve veremediğin ya da olsa bile o meblağı vermek istemediğin için katılamıyorsun. Arada ciddi bir fark var. Açıklamaya çalışayım: Bir kere, muhtemelen, bu etkinliğin yapılmasını sağlayan şey aslında paranın ta kendisi. Para diye bir şey var olduğu ve her şey, her şeye dönüşebildiği için insanlar her türlü becerisini veya üretimini herhangi birilerine satabiliyorlar…

  • bize dair

    para – 5

    Bugün, yanımızdan ayrılacak olan arkadaşlarımızı motorla kayığa kadar bıraktığım sırada köyden -pek sevdiğim- İbrahim kendi kayığıyla karşıya, Dalyan’a geçiyordu. Karşıya geliş gidiş için, bir nevi dolmuş kayığımız olduğu için, İbrahim’in bizi geçirivermesi doğru olmaz idi. Dalyan-Çandır kayıkla geçişi metalaştırılmıştır bir kere ve metalaşmış hizmet kutsaldır. İbrahim kendi kendine geçti karşıya, bizse Ferhat’ı bekledik ve beş dakika kadar sonra geçtik. Her karşıya geçiş 1 TL; yani gidiş-geliş için 2 TL veriyoruz Ferhat’a ya da Sevim Abla’ya (bir gün o, bir gün diğeri çalışıyor). Bu geçişler sonrasında karşılığını verdiğimiz için, -muhabbetimiz iyi olmakla birlikte- ilişkimiz sınırlı kalıyor. Oysaki İbrahim veya bir başkası bizi geçirmiş olsa, hele ki bu birkaç kere tekrarlansa, bu kişilere bir…