-
tıkanık-lık
Bir de tıkanıklık var; tıkalı olma, akmama hâli; olmaması, olamaması… Olmadığında, iki seçenek var önümüzde: Kabul etmek yahut zorlamak. Daha önce de buna dair yazmışlığım var ama o yazıları okumayan ya da hatırlamayanlar için altını çizmem gerekir ki kabul ile, pasif bir bekleme hâlini değil, eylemselliği, davet etmeyi, çabalamayı ancak olmayanı, olduramadığını da “eyvallah”lamayı, çırpınarak daha dibe batmak yerine sakince gözlemlemeyi kast ediyorum. *** Trafikte gittiğimizi düşünelim. Güzel güzel ilerlerken bir anda sıkışıyor ve tampon tampona beklemeye başlıyoruz. Bir dakika bekle, üç dakika bekle derken, teknoloji sağ olsun, akıllı telefonumuzu çıkarıp bakıveriyoruz ekranına, hangi yollar tıkalı, hangisi daha akıcı. Gideceğimiz yere ulaşabilmek için şu anda bundan daha iyi bir seçenek…
-
farkında-lık
*** Bir önceki yazı (uyanık-lık) birkaç saat önce gelmişti. Bu, onun devamı gibi oldu. *** Senin sandığın cümleler gerçekten senin mi?Ağzından çıkanları nasıl bir süzgeçten geçirip savuruyorsun atmosfere?Sahi süzgeç kullanıyor musun? Senin sandığın eylemler sahiden senin mi?Yaptıklarını yaptırtan dürtüler neler?Neyi besliyorsun? Özgür iraden olduğunu düşünüyor musun?Özgürlük ne, hiç düşündün mü?Öz… Öz-gür… Öz-gür-lük…Öz… Öz’de kalabiliyor musun?Öz’ünde?İçindeki öz-gün çağrıyı duyuyor musun?Her gün, her an sesleniyor sana,dinliyor musun?Diğer sesler çok mu baskın? Dıştan gelenler… İçselleştirdiğin, içinden geldiğini sandığın ama yine dış kaynaklı sesler… Hiç durmayan, şimdiden kaçan zihninin farkında mısın? *** Her an değişen sen’i görebiliyor musun?Dün bir sen vardı, öldü; allah rahmet eylesin. Bugün bir sen doğdu, şu an yaşıyor, nefes alıyor, bu…
-
uyanık-lık
Sürekli uyanık kalmayı deneyebilir misin? Gece uykusunu terk etmekten bahsetmiyorum, o uyku dışındaki durumlarda gerçekten uyanık olup olamayacağını soruyorum. Her adımını bilinçle atabilir misin? Bir sağ, bir sol, şu adım ileri, hoop, şimdi diğer adım… Dikkat et düşme… Hiçbir nefesini ıskalamadan takip etmeyi deneyebilir misin? Al, ver… Al, ver… Yavaş… Ağzından çıkan her sözcüğü kulağının duymasına izin verebilir misin? Her birinin nereden çıktığını takip etmeyi deneyebilir misin? Önünde gerçekleşen bir durum, duyduğun ya da okuduğun bir söz, gördüğün bir sincap… Nasıl bir etki-tepki mekanizması oluşuyor; ne olunca hangi kelimeler hücum ediyor diline? Onları söyleyince ne oluyor? Rahatlama? Var olduğunu kendine ispat? Paylaşma isteği?Tabii bu durumda az konuşman gerekecek. Dışarıdan gelen…
-
kadın-erkek*
Hayal bu ya; ki insan her hayalini gerçek kılmaya muktedir, çok güçlü bir yaratık… Kadınla erkek arasındaki çatışmayı hemen şimdi bitirebilir miyiz? Birbirimize yüklenmekten vazgeçebilir miyiz? Üstümüze yapışan toplumsal cinsiyet rollerini atabilir, sadece kendiliğinden yapışan -ve dolayısıyla çok da yakışan- rollere girip çıkabilir miyiz? Erkek dediğin şöyle olurların, kadın dediğin böyle olurların içimizde kalan en küçük parçalarını bile temizleyip tümden geçmişte bırakabilir miyiz? Her iki taraf olarak eril ve dişil yanlarımızı görür, kabul eder, bunları kutsayabilir, kutlayabilir miyiz? Erkekler duygularını daha fazla sahiplenebilir mi? Onlardan kaçmaktan, onları görmezden gelmekten, dahası küçümsemekten vazgeçebilir mi? Kadınlar sahip oldukları yaratım gücünü daha fazla harekete geçirebilir mi? Gerçek anlamda dayanışabilir miyiz? Birbirimize dayanmak, yaslanmak…
-
bir tatlı hüzün
Bu yazının da bir şarkısı olsun: https://www.youtube.com/watch?v=k_N_FQuSeuo *** İki saat kadar önce arkadaşım Gamze’yi motorla kayıkların oraya bıraktım. Yolda giderken salak salak gülümsüyordum her şeye. Aklımda, fikrimde, niyetimde, planlarımda hiç ama hiç olmayan gelişmeyi yaşayan ve hiç niyetlenmediği bir şekilde iki ay içinde evi boşaltması gereken kişi ben değilmişim gibi. Önceki gün anlatmaya çalıştığım hafiflik tüm hücrelerimden ve auramdan taşıyordu sanki. Sırıta sırıta gittim. Yani gittik. Derin derin iç çekiyorum falan… “Şükrediyorsun di mi?” diye sordu Gamze, arkamdan; “Evet,” dedim, “hep ederim ama bu sefer başka bir derinden çıkıyor sanki…” Yüzüme vuran rüzgârın yumuşaklığı ve hissettiğim huzur, motora saldırmaya yeltenen bıdık köpeğin salaklığı, kararmaya dönen havada bulutların da etkisiyle oluşan acayip renkler: ağaçlar…
-
bazen de ağırım
Dünkü yazıda hafifliğimi anlattım ama bir yandan da abarttım mı acaba diye düşündüm. Veya kendimi fazla övmüş gibi falan olabilir miyim? Yazdıklarımda yalan-yanlış yok ama belki biraz eksik var. İşten çıkarılma, evden ayrılma, şehir değiştirme ve diğer her türlü olayı çok rahat karşılıyorken bazı minnak şeyleri kabul etmede zorlanabiliyorum ve o kadar da hafif olamayabiliyorum. Aklıma gelen ilk birkaç örnek; anlaşılmadığımı düşündüğüm zamanlar (bana göre ben her zaman gayet açık ve şeffaf bir şekilde kendimi ifade ettiğim için, anlaşılmadığım ya da yanlış anlaşıldığım zaman <hangisi daha ağır, bilmiyorum> fena oluyorum), karşımdakinden tepki alamadığım durumlar (bu, bazen yüz yüze olduğum bir kişinin sorduğum soruya bir “bilmiyorum” dahi demekten geri durup lal…
-
hafiflik
Yakın zamana kadar lügatimde olmayan bir sözcük şu sıralar gündemimde: Hafiflik, hafif olmak… Birkaç ay önce Hira, hafifliğime bayıldığını söylediğinde ne demek istediğini anladım hemen. Olan bitenle, karşıma çıkanla kavga etmemek, akıntıya katılmak, akışkan olmak, akış olmak, mücadele etmemek, hayatın hazırladığı yolun suyuna gitmek, zorlamamak, direnmemek; akmak, sadece akmak… Hep anlatırım: Yıl 2007, hiç fena kazanmadığım epey büyük bir firmadan ayrılmış, çok daha az kazandığım, çok daha basit, bana iş tatmini olarak da pek bir şey katmayan bir yere geçmişim. Akılla mantıkla izah edilecek hiçbir tarafı yok kararımın; en basit ifadeyle kolayıma geldi sanırım. Öbür taraftaki sorumluluklar, sıkışıklıklar, sorunlar birikti birikti; çözmektense beyaz sayfa açmak daha rahat geldi. Bu akılsız,…
-
-Şehirden göçmek isteyenler için- kırsal hayattaki zorluklar
Kentten kıra adım attığım süreçte (vayy! neredeyse beş yıl olmuş) genellikle bu hayatın olumlu yanlarını yazıyor, anlatıyorum. <buna dair en kapsamlı paylaşımıma buradan ulaşabilirsiniz.> Bu, hiçbir zorluk yaşamadığımdan değil ama içimden bunları yazmak geldiği içindi. Ayrıca gerçekten de bazı zorluklarıyla yeni yeni yüz yüze geliyorum; ya da hep yüz yüzeydim de şu sıralar daha fazla dikkatimi çekiyorlar belki. Öyle ya da böyle, bu yazıda biraz bunları paylaşmak istiyorum. Yazdığım tüm maddeler benim de deneyimlerimi içeriyor ama bazılarını biraz genelleyerek yazacağım, zira bunların hiçbirinin benle sınırlı olduğunu düşünmüyorum. – Listenin en başında, buradaki hayatta aşksal, duygusal vs.sel deneyimler yaşamanın zorluğu var. Hem mevcut sevdiceklerle hem de potansiyel olanlarla… Burada, hemen hiçbirimizin, gidip…
-
erkek buluşmamız sonrası
Kadın çemberleri, buluşmaları, inzivaları -benim bildiğim kadarıyla- en azından dört yıldır falan hayatımızda. Belki çok daha uzun zamandır varmıştır da ben bilmiyormuşumdur. Kadın arkadaşlarımızın, sevgililerimizin bu tip toplaşmalar düzenlediğini fark eden biz erkekler ise benzerini yapma konusunda uzunca bir süre pek heyecanlanmadık galiba. Kendi adıma, yıllar içinde birkaç kez, birkaç ayrı kişiyle buna dair konuşmuşluğum(uz), hatta ufaktan yeltenmişliğim(iz) var ama kuvvetli bir niyet ortaya koymadığımızdan olsa gerek, vuku bulmadı bir türlü. Tabii bunlar hep ben ve benim çevremdeki hikâye; başkaları bir şeyler yapıyordur belki. Hatta şimdi hatırladım, Aykut (Atasay) diye bir arkadaşımızın bir yıl kadar önce İstanbul’da haftada bir, erkek buluşmaları kolaylaştırdığını hatırlıyorum. Belki öncesi de vardır. Ha bir de,…
-
Günlüğümden (9-10 Aralık)
Birkaç ay önce kendime yazdığım satırlardan birkaç kuple paylaşmak istedim. İletişime, sosyal medyanın hayatımdaki rolüne, yalnızlığ(ım)a ve gerçekliğe dair… (…) Yalnız olduğumu, bundan dolayı ne kadar keyifli olduğumu söyleyip duruyorum ama bu nasıl bir yalnızlık? Her gün saatlerce bilgisayar başından insanlarla etkileşimdeyim; yazıyorum ve sesimi duyuruyorum; yorumlar, geri dönüşler alıyorum; whatsapp’tan sesli mesaj ile birilerine sesleniyorum; bir sürü yazı okuyor, video ve film seyrediyorum. Bir an durdum ve durumu biraz anladım sanki. Evde tek başımayım ama insanlarla iletişim hâlindeyim, bu iletişim çokça yazılı olmakla birlikte telefon konuşması yerine sesli mesajı tercih etmem de bana bir şeyler anlatıyor sanki. Galiba ben, o an, hemen tepki ve karşılık vermek durumunda olmamayı…