-
Savaşımız-2 (bizbize)
Dün, bahsettiğim savaşın insanın doğayla ve dolayısıyla kendiyle olduğunu söyledim; zira bütünü parçalarına ayırmanın fazla bir anlamı yok. Her şeyin kocaman bir organizmanın parçası olduğunu her geçen gün daha fazla hissediyorum. Fakat bir şeyleri anlatabilmek için parçalarına ayırmak işi kolaylaştırıyor. Bundandır ki gerçeği kapsayamamak ve bütünden bir miktar uzaklaşmak pahasına, savaşın doğaya karşı olan kısmını soyutlayarak tasvirlemeye çalıştım. Bugün ise, insanın insana (diğerlerine) açtığı savaşı, bütünden ayırarak göz önüne sermeye çalışacağım. Bilmediğimiz şeyler değil hiçbiri ama tekrar ve tekrar hatırlamak, hatırlatmak gerekiyor. Zira bir şeyi dışsal bir bilgi olarak bilmek ile bilgiyi içselleştirmek, yani bilginin biliş olması ve hayata geçmesi arasında dağlar, nehirler oluyor genellikle. Bildiğimiz hemen biliş’e geçse işimiz…
-
Savaşımız-1 (tek taraflı saldırı)
Bir savaş var, durmaksızın devam eden. Bin yıllara yayılmış, son birkaç yüzyılda ise hızını ve yıkıcılığını artırmış bir savaş. İnsanın doğa ile ve dolayısıyla kendiyle olan savaşı bu. Ve öyle bir savaş ki bu, bir zaman bir yerde okuduğum üzere, kazandığımız takdirde kaybetmiş olacağız. Bu yazı, doğayla olan kısım üzerine… Farklı bir savaş bu; saldıran var ama -bırakın karşı saldırıyı- savunan yok. Tek taraflı ilerliyor; hep hücum, hep hücum… İşin ilginci geri çekilen de yok. Olduğu yerde durup duran, her tokadımızı, her tekmemizi, her sillemizi sessizce sineye çeken bir saldırılan var ortada. Bu kadarını İsa bile yapamazdı herhalde; ya da sadece o yapabildi belki, bilinmez. Yaralar açılıp dururken saldırı altındaki…
-
seks (30-35 yaşlarım)
Birkaç ay önce konuya bir miktar girmiş, elimden geldiğince soyunmuş ve deneyimlerimi 30 yaşıma kadar getirmiş <seks (11-17 yaşlarım), seks (17-22 yaşlarım), seks (25-30 yaşlarım)>, sonda ise bir toparlama yazısı ile seriyi bitirmiştim. Fakat birkaç gündür, konuya dair daha güncel yaşantıları da paylaşmaya iten bir ses var içimde. Bu satırları yazdığım şu an itibariyle ne yazacağımı biliyor değilim ve fakat ne çıkacağını merak ettiğim için yazmaya başlıyorum. Dişe dokunur ve sessizliği bozacak kadar değerli olduğuna inandığım bir şeyler çıktığı takdirde yayımlarım; aksi takdirde, bu kadar emek vermişken en azından üç-beş arkadaşımla paylaşırım herhalde. Toparlama yazısında da paylaştığım üzere, son yıllarda bu konudaki ezikliğim azaldığı ve hatta neredeyse ortadan kalktığı için…
-
İç eleştirmen
Dünkü yazımda bahsetmiş olduğum, taşınma sürecinde yaşadığım birtakım iç sıkışıklıkları anlatmak istiyorum biraz. Birkaç gün içimi kavuran bu durum, ne köyden ne evden ayrılmaya dairdi ne de “eyvah ben şimdi ne yapıcam”vari bir düşüncenin, korkunun ürünüydü. Bu durumu yaratan, üveybeüvey iç kritiğim, diğer bir deyişle iç eleştirmenim, ya da psikolojideki ismiyle süperegom idi.Begüm, Nihat ve Funda ile birlikte eşyaları toparlama sürecindeydik ve kendimi inanılmaz işe yaramaz, bir bok beceremez hissettim birkaç gün. Ne yapacağımı bilemediğim, neyin ucundan tutacağımı şaşırdığım, sadece ve sadece kaçmak istediğim günler. 35 yaşında bir koca çocuk olarak uzaklaşma isteği içimi kavuruyordu. Begüm bir şekilde bu durumumu fark etseydi ve deseydi ki “Yaa Emrecim sen çok yıpranıyorsun, boşver,…
-
Yeniden Göçebe-1
Üç yıllık aradan sonra yeniden evsiz, göçebeyim. (Üç yıl önce sonlanan iki yıllık göçebelik hikâyem burada ve kitapta) Umarım ve sanırım ki bu durum çok uzun sürmeyecek. Sürdükçe ise hayatın karşıma ne(ler) çıkaracağını merakla ve güvenle bekliyorum. 26 Mart’ta ev sahibinden gelen mesaj sonrası başlayan taşınma süreci (hemen ertesi gün, nasıl hissettiğimi şu yazıda paylaşmıştım.) birkaç gün önce son buldu. Haziran’ın ilk günleri eşyaları toparlayarak, 5’i eşyaları köydeki başka bir arkadaşımızın tuttuğu eve taşıyarak, 6’sı ise son rötuşları halledip köye veda ederek geçti. Bu süreçte bir yandan da köyde veda turlarına çıktım; komşular, sevdiğim/sevildiğim amcalar/teyzeler, arkadaşlar… Ayrıca hem taşınma, toplanma işlerimize destek olmak amacıyla hem de Çandır günlerini bir çeşit kutlamayla…
-
Kurtlarla Koşan Kadınlar’dan
Kurtlarla Koşan Kadınlar, son yıllarda çevremde beliren kadınların -galiba- tamamında olan ve birçoklarının başucu kitabı. Üç buçuk yıl kadar önce ben de okumuş ve bunun sadece kadınlara değil, erkeklere de hitap ettiğini düşünmüştüm. Notlarımı, defterlerimi toparlarken karşıma, kitaptan almış olduğum notlar çıktı ve bir kısmını burada paylaşmak istedim. “(…) ilerlemeyi önleyen iki şey olduğunu görürüz: İştahların akıl çelmesi ve karanlık yabancı – bu yabancı kimi zaman psişenin içindeki doğuştan gelen baskı uygulayıcıdır, kimi zaman da dış dünyadaki bir kişi ya da durum. Bunlara aldırmayan her gezgin, bu yağmacı ve çapulcuları nasıl yenilgiye uğratacağını içten içe bilir.” “İnsanlardan farklı olarak kurtlar; hayatın, enerjinin, gücün, besinin ve fırsatların iniş çıkışlarını şaşırtıcı bulmaz,…
-
Bari sen yapma!
-29 Ağustos 2016’da rastgele bir deftere karaladıklarımdan- “Bari sen yapma!” dedi. Ortalama bir T.C. vatandaşının çevresindeki herkesi müslüman varsayması gibi (bkz. “dinimizde…”, “peygamberimiz…” ile başlayan cümleler), ortalama bir beyaz Türk de herkesi vatansever sanıyor. Neymiş, istiklâl marşı okununca esas duruşa geçecekmişiz. Geçmem ki… Ben vatansever falan değilim. Ben vatana, millete inanan, bu kavramları önemseyen biri değilim. İnsansever, hayvansever, bitkisever, yani bütünüyle doğasever olabilirim ancak. Başka bir deyişle bütünsever olabilmektir tek dileğim. İnsanları iyi-kötü diye ayırmadan ama kendimi istemediğim kişi, olay ve durumlardan sakınarak, hayvanları zararlı-zararsız diye ayırmadan ama zararlıları öldürmeden, onların benden uzak durmalarını sağlayarak; aynı şekilde, doğanın bana iyi gelmeyen yanlarını (çok sıcak-çok soğuk, aşırı yağış-rüzgâr vs.) da kutlayarak…
-
demokrasi şöleni (!)
demokrasi şöleni!* halk bir kere daha sandıklara koşuyor ve iradesini beyan ediyor; kendi kendini yönetiyor.son derece derin ve doyurucu, bir o kadar centilmence ilerleyen bir karşılıklı propaganda süreci… tüm vatandaşlar neye ve ne için oy verdiğinin son derece bilincinde, siyasiler barış ve güven dolu hissediyor ve bu doğrultuda davranıyorlar. onların bu hâli seçmenlere de yansımış durumda. herkes, sonucun ne olursa olsun, bütünün hayrına olacağına son derece emin! tanrım, ne büyük mutluluk! göz yaşlarımı tutmakta zorlanıyorum. işte demokrasinin güzelliği, işte coşku, işte bilinç. * bugün oy verirken ve verdikten sonra hissettiğim yabancılaşma sonrası sayıklamalarım… Pazar günü, henüz referandumda oy verme işlemi devam ediyorken yukarıdakiler dökülmüştü içimden. Sonrasında da benzer düşünceler ve…
-
geçicilik
Dün gece, 22:30 suları olsa gerek, çişimi yapmak için bahçeye çıktığımda, güneybatı yönünde muhteşem bir ay beni selamlıyordu. Rengi hardaldı; “hiç görmediğim bir renkteydi” diyeceğim ama kesin görmüşümdür de unutmuşumdur. Hep öyledir ya; her yıl yazın sıcaklara şaşırırız, kışın ilk kez üşüyor gibi yaklaşırız soğuğa… Bir yıl görmediğimiz bebeği yeniden gördüğümüzde ne kadar büyümüş olduğuna hayret eder, bir sonraki bebekte aynı durumu yeniden yaşarız; “vay be,” deriz yine, “ne zaman büyüdü bu velet?!” Başka bir şey diyecektim, savruldum. Ay, aşırı derecede muhteşem ve romantik bir fotoğraf veriyordu. Zihnime kazımaya çalıştım, zira bendeki makinelerle bu an’ı ölümsüz kılmayı denemek tek kelimeyle beyhude. Gerçi ne kadar iyi bir makine ve fotoğrafçılık bilgisi…
-
evet için “hayır”
Özlediğim dünyada “hayır”a yer yok. Her şey “evet”e, yapabilmeye, ifade edebilmeye, eyleyebilmeye, özgürlüğe yönelik; kısıtlamalar yok. Özlediğim dünyada zıtlaşmalara yer de yok, gerek de… Yan yana gelmeler var, karşı karşıya gelmeler yok. Eylemek için yan yana gelen bir grup, ifade etmek için yan yana gelen başka bir grup, belki birlikte yaşamak için bir araya gelen muhtelif gruplar… Eylemeye, ifadeye, yan yana durmaya engel olma isteği çerçevesinde bir araya gelen kimse ise yok. Farklı bir eylemeyi benimseyenler farklı bir grup oluşturabilir, farklı fikirleri ifade etmek isteyenler bir araya gelip bunları ifade edebilir, farklı bir hayat yaşamak isteyenler birlikte bunu gerçekleştirebilir. Ve kimse kimseye karışmaz. Kimse kimsenin özgürlüğünü kısıtlamaz. Tüm birliktelikler “evet”…