• bize dair

    para – 4

    Paraya dair yazmaya devam. Üç yazı da (özellikle dünkü) aktı gitti. Yazdıklarım üzerinde neredeyse denetimim yok gibi, çok acayip! Bunları yazarken planlama yapmadığım ve kendiliğindenliğe izin verdiğim için, yazıların sıralaması da ilginç oldu aslında. Mesela şimdi, dün bıraktığım yerden, parayla olan ilişkiyi şifalandırma konusundan almak istedim ama bir de baktım ki buna dair yazabileceğim neredeyse her şeyi, ilk yazıda uzun uzun yazmışım. Bu nedenle oradan değil, almış olduğum başka notlar üzerinden doğaçlama yazmaya devam edeceğim. Ben olsam diğer yazıları, eğer hâlâ okumadıysanız veya bir daha okumak isterseniz; önce 3, sonra 2, sonra 1 diye okurdum. Özellikle dünkü yazı biraz az okundu ve azıcık üzülüyorum, çok daha fazla kişiye ulaşmasını isteyeceğim…

  • bize dair

    para – 3

    İki gün önce yazmış olduğum para yazısı için buraya, Dün yazmış olduğum para – 2 yazısı için ise şuraya buyrun. *** Para serisine devam. Bu zorlu konuyu gerçekten çok önemsiyorum. Hayatımızın her alanına, attığımız her adıma, yapmak istediğimiz, yapabildiğimiz ve yapamadığımız her şeye o veya bu şekilde sızmış durumda. Ve biz, bu kadar önemli, bu kadar kocaman bir konuyu çoğunlukla görmezden geliyoruz ve üstüne konuşmuyoruz. *** Sahi para nedir? Para elimizin kiridir; para -özellikle de arkadaşlar ve akrabalar arasında- gizleyerek verilir, zarfa koymak icap eder; öylece verivermek ayıptır; parayı önemser gibi görünmek ayıptır; aslında çok umursasak da hiç umrumuzda değilmiş gibi yapmak çok önemlidir; para her gün sürekli karşılaştığımız, her…

  • bize dair

    para – 2

    Dünkü yazı neredeyse tüm günümü aldı, akşam epey tükenmiş bir hâldeydim. Sabah ise dinlenmiş bir şekilde uyandım; egzersiz, kahvaltı vs. sonrasında, birikmiş bulaşıkları, yoğrulacak ekmeği bekleterek yine bilgisayarın başına oturdum. Zira dün anlatamadıklarım var ve içimden çıkmak için heyecanla bekliyorlar. *** Bu yazıda paraya dair iki anı’mı ve bunlardan çıkardıklarımı paylaşmak istiyorum. Kıtlık bilincinin, verme korkusunun bendeki tezahürlerinden birkaç örnek. Dün de yazdığım üzere, bunları tamamen aştığımı iddia etmiyorum ama yol katettiğim kesin. Ama anılara geçmeden önce araya şunu gireyim: Umarım, gerek dün gerekse daha önce yazdıklarım, sadece değişik ve ekstrem birinin sayıklamaları gibi tınlamıyordur. Umarım ben kendi deneyimlerimi anlattığımda, siz de kendi deneyimlerinize bakıyorsunuzdur. Umarım benim kendimle uğraştığım gibi siz…

  • bize dair

    para – 1

    Ön not: Bu yazıyı yazarken, bir ara, teknik bir nedenle yazdıklarımın büyük bir kısmı silindi. Çok dövündüm, çok “ahh”ladım ama kâr etmedi. Gerileyen Merkür mü, yoksa bir virüs veya hacklenme durumu mu bilmiyorum ama öyle güzel kaptırmış gidiyordum ki fena halde içim yandı. Neyseki tekrar başına oturmayı becerebildim. Tabii benim için yazma öyle bir akış hâli ki kimi yazdıklarım uçup gitti ve hatırlamıyorum; bunla birlikte -muhtemelen- bir önceki turda aklıma gelmeyecek şeyleri yazdım şimdi. Herhalde hayırlısı olmuştur ((; fotoğraf: burcu ertunç , eller: filiz öz, paralar: emre ertegün (; Bu yazıya meyletmemi tetikleyen, sosyal medyada bir arkadaşın “Para kazanmak için bir şeyler yapacağımıza bir şeyler yaptığımız için para kazansak ya!”…

  • bize dair

    Var mısın?

    “(…)HeeeyNe duruyorsun be, at kendini denizeGeride bekleyenin varmış, aldırmaGörmüyor musun, her yanda hürriyetYelken ol, kürek ol, dümen ol, balık ol, su olGit gidebildiğin yere” – Orhan Veli Kanık – Hürriyete Doğru‘dan *** Her şeyi arkanda bırakmaya var mısın? Hadi o zaman! Toplumun sana yüklediği tüm o değerleri kompost yapıp kendine -sadece sana ait ve her an değişmeye, yenilenmeye açık- bir değer sistemi oluşturmaya var mısın? Ezberlerini geride bırakmaya, -ama sonrasında kendine yeni ezberler yaratmayıp- her an açık zihinle var olmaya var mısın? Doğa anayı ve içlerimizi kirleten tüm o günlük masum (!) eylemlerinden vazgeçmeye ve yerlerine daha temiz, daha coşkulu ve gerçekten masum olan eylemleri koymaya niyet etmeye var mısın? Şimdi…

  • bana dair

    “Yeni”ye Doğru’da neler oldu

    Dağıtımına bu yılın mart ayında başladığımız “Yeni”ye Doğru’nun süreciyle ilgili biraz güncelleme yapma isteği var bir süredir içimde; e hadi o zaman! Ne olduğunu bilmeyenler için tek cümlelik özet: “Yeni”ye Doğru aslında -benim yazdığım- sıradan bir kitap ama bildiğin kitaplardan değil. Herhangi bir yayınevinden değil, yüz’ün üzerinde insanın maddi-manevi desteği ile kolektif bir şekilde çıktı; kitabevlerinde değil, dağıtımına destek olan kimi ev ve iş yerlerinden -ve gerekirse emreertegun@gmail.com’a yazarak- edinebilirsiniz; satılmaz, isteyen herkese armağandır -ve fakat kitabı edinenlerin, içlerinden gelen armağanı benle paylaşmaları makbule geçer. Öncelikle, şunu belirtmek isterim ki kitabı yazma ve bastırma sürecinden sonra dağıtımda da çok fazla destek aldım. İstanbul, İzmir, Ankara, Eskişehir, Bursa, Antalya, Çanakkale ve…

  • bize dair

    diğer yarılarıma mektup

    Nasıl böyle olduk? Nasıl bu hâle geldik? Bildiğimiz anlamdaki savaşlar ve kötülükler bir yana (bu yazıyı yazma sürecinde bile -sırf benim duyduğum- üç tane büyük olay oldu, dünyada ve Türkiye’de; her an olan ve kanıksadıklarımız hariç), günümüzün her dakikasını -kendimizle, diğerleriyle ve doğayla- savaşla dolduran yaşamları nasıl yarattık? Nasıl oluyor da bu kadar çok aptalca şeyi kendimize rağmen, istemediğimiz, beğenmediğimiz hâlde yapabiliyoruz? Nasıl oluyor da hiç ama hiç inanmadığımız hayatları “mış gibi” yaşayabiliyoruz? Nasıl oluyor da bize hiç uymayan deli gömleklerini giyebiliyoruz (dışarıdan cuk oturmuş gibi görünüyor ama cesaretiniz varsa bir de içeriye sorun)? Nasıl bu kadar sıkıcılaştık ve bunu sürdürebiliyoruz? Benim olayım belli ki bu; hep çağıracağım yüreğinizin çağırdığı…

  • bize dair

    önce tek tek, sonra çok çok

    “O kadar fazla akut durumla, sorunla yüz yüzeyiz ki hayâl kurmaya, ütopya düşünmeye, etik duruş oluşturmaya enerjisi, vakti -ve hatta, bir şekilde bunu yapabilenlere tahammülü- yok birçoklarının. Ve bunu anlayabiliyorum.” – Birkaç gün önce defterime aldığım bir not Çok değil birkaç gün önce keyfim, ırmak olmuş coşkuyla akıyordu. Nihayet köyde biraz yalnız günler; en çok yaz-çiz-oku-izle, arada ormanda yürüyüş, akşamları sobada kestane vs. En güzel direnişin, kalbi temiz tutarak ve görmek istenen değişimi yaşamaya çalışarak gerçekleştirildiğine yürekten inandığım için içim de rahattı. Dünya ve yaşadığım ülke, hiç de daha iyiye gidiyor gibi görünmese de, hatta zihinsel analizlerle bakınca gelecekteki durum pek ümit vaat etmese de ben yapabildiğimi yapıyordum nihayetinde. Önceki gün…

  • bana dair

    “İmdat, her yer kadın!” ya da “Erkeklere güzelleme”

    Hayatımın “normal”den uzaklaşmaya başladığı yedi yıldır her yerde onları görüyorum. 2009-2012 arasında, yani önce gönüllü, sonraları profesyonel olarak yer aldığım sivil toplumda onlardan geçilmiyordu. Mesela ilk çalıştığım küçük vakıfta, ofiste -gününe göre- üç-beş kişi olurdu: Vakıf başkanı, projeler koordinatörü, -sonradan istihdam edilen- vakıf müdürü, sekreter ve ben. Tahmin edin, tek erkek bendim. Galiba ayda bir yönetim kurulu toplantısı olurdu, yanılmıyorsam dokuz kişiden mütevellit. Tahmin edin, evet, hepsi kadındı. Bir tane nazarlık erkek yoktu aralarında. Psikolojik danışmanlık ve rehberlik bölümü olması hasebiyle, gönüllülerin de büyük kısmı kadın öğrencilerdi bu arada. İş değiştirdim ve daha büyük bir vakfa geçiş yaptım. Genel merkezde eğitim ve gönüllü departmanında çalışıyordum. Durum nasıldı dersiniz? Departmanın %70-75’i…

  • bize dair

    ormanın fısıldadıkları

    Dün ormanda birkaç saatlik yürüyüş yaptım. Amacım, komşuların bahsettiği sandal ağaçlarını* bulmak ve muhteşem meyvelerinden yemekti. Bildiğim birkaç tanesine ulaşmak yerine tarif edilen yerdeki ağaçları bulmaya kalkınca sonuç alamadım. Halbuki eskiden beri hep söylerlerdi bildiğin sorudan başla evladım diye. * Kocayemişle, diğer adıyla dağ çileği ile akraba; meyveleri de çok benziyor ama aynı değil; ayrıca tütsü vs. yapımında kullanılan, tropik iklimlerde yetişen başka bir sandal ağacı daha var, karışmasın. sandal ağacı (fotoğraf: web) Velhasıl meyveyi yiyemedim ama elim boş kalmadı, biraz kekik ve adaçayı toplayıp döndüm eve; bir de zihnimde bir takım cümleler getirdim. Ormandaki yürüyüş sırasında içimde yeşeren, her biri ormandaki yürüyüşü anlatan, oradan doğan; bunla birlikte -sanki- hayatın…