-
İnsanın çırası
Dün, heyecanla ve çabucak yazıverdiğim yazıda (ben tanrıyı çırada gördüm) belki en önemli cümle şuydu: “Yanacak olanı yakacak olan, yanacak olanın içinde saklı.” Azıcık şiirsel, azıcık OruçAruobasal, azıcık varyaburadanyürünürhacısal. Yürüyebilecek miyim diye bakıyorum şimdi. Okuduğunuz ya da okumadığınız üzere, orada bahsettiğim çıra idi. Odunun içinden çıkan ve aslında odunun bir parçası olan çıra. Odunun bir parçası ama bir o kadar da ayrı. Özağırlığı ayrı, görünüşü ayrı, kokusu ayrı, işlevi ayrı. O olmasa da oluyor (ki her kütüğün içinde çıkmıyor), yokluğunda ateş yakamıyor falan değiliz. Ama gazete kâğıdı kullanılır, ama ince çalı çırpı tutuşturulur, ama kimyasal bir takım yakıcılar kullanılır, o ateş bir şekilde yanar. Daha zor olur, daha geç olur,…
-
ben tanrıyı çırada gördüm
Dün odun keserken ve odunun içindeki çıralara hayranlıkla bakarken, başlıkta gördüğünüz cümle döküldü ağzımdan. Sonra bir güzel, kenara ayırmış olduğum çıra ağırlıklı kütüklerden, tahra ile ince çıra parçaları çıkarmaya başladım. Daha da tonla var ne mutlu ki, zira kırsal hayatta en sevdiğim işler hep odunla ilgili; toplamak, kesmek, çıra çıkarmak… Odunun içinde onu yakacak olan çıra Dinî bir inancım yok. Kurumsal dinlerle zaten hiç işim yok; son birkaç yılda daha sık karşıma çıkan ve aslında bana epey uyan kimi spiritüel öğretilere de gayet mesafeli ve şüpheci yaklaşıyorum. Okuduklarımı birebir yaşadığımı fark ettiğim zamanlarda bile mesafeyi koruyorum; belki tesadüftür, belki denk gelmiştir diye. Ama içimde spiritüel bir taraf da var, tanımlamaya…
-
gündeme dair: cinsel istismar suçlularının durumu
Bir şeye karşı çıkmak veya savunmak her zaman için en doğal hak ama bunu, durumu anlamadan veya yanlış anlayarak yapmak, doğru olmayan bir yerde konumlanmaya neden olabiliyor. Odada bir fil varsa ve dışarı çıkarılmak isteniyorsa eyvallah ama filin ve çıkarılma nedeninin doğru tanımlanması çok önemli. “Bu fil çıksın, çünkü onun hortumu var.” dersek olmaz mesela; hortum, filin doğasında var. Ama “Bu fil odada çok yer kaplıyor. Zaten onun yeri burası değil, Afrika’daki ormanlar!“, onu çıkarmak için iyi bir neden olabilir. Dünkü olaydan bahsediyorum; cinsel istismar nedeniyle suçlu bulunanların istismarda bulundukları kişiyle evlendikleri takdirde cezalarının ertelenmesi konusundan. Hükûmet yanlısı olmayan yayınlardan benim görebildiklerimin tamamı bunu “çocuk tecavüzcülerine af” vb. şekillerde verdi.…
-
e-imza kampanyalarına dair
Bir süredir e-imza kampanyaları ile kafayı bozduğumuzu düşünüyorum. En olmadık konular bile change.org’da hızlıca yerini alıyor artık. Zaten artık devletin temel organlarında son durum galiba şu şekilde: 1- Yasama2- Yürütme3- Yargı 4- Özgür (!) basın5- Sivil toplum (90’lardan beri)6- Change.org (Son birkaç yıldır) İmza kampanyalarının etkili olabildiği konular vardır: Mesela bir şirket yunusları bir yere kapatır, onları tutsak ederek gösteriler için kullanır vs. Böyle bir durumda yunusların özgürlüğü bizi bir sebeple ilgilendiriyorsa yapacağımız üç temel şey vardır: 1- Mahkemeye başvurup yunusların bu şekilde tutulamayacağına dair bir dava açabiliriz; (devlete başvuru) 2- O hayvanları serbest bırakmanın bir yolunu bulmaya çalışır, mümkünse bir gece ansızın bunu gerçekleştiririz. (bir çeşit sivil itaatsizlik eylemi)…
-
Mut
Mut-lu musun? Ben çok mutluyum. Gerçekten. Hatta biraz fazla; geçenlerde ziyaretimize gelen Baran’ı motorla eve getirirken ona ifade ettiğim üzere, belki de sinir bozucu düzeyde… Ara ara canım sıkıldığı, epey düştüğüm zamanlar olmuyor değil ama genel anlamıyla gayet mutluyum. Ve evet; tüm olan bitene, ölümlere, zulümlere, tahakküme rağmen. Aslında “rağmen” mi, ondan da emin değilim; zıtlıklar dünyasında tam da diğer uçtaki sevimsizliği fark ettiğim ve elimdennefesimdenzihnimdenkalbimden geldiğince bunların tam tersini icra etmeye çalıştığım için mutluyum belki de. Ütopik ve her şeyin “muhteşem” olduğu bir dünyada çok sıkılırdık sanırım… mutlu zeytin – 1 (fotoğraf: emre ertegün) mutlu zeytin – 2 (fotoğraf: emre ertegün) Zaten bir ara öyle bir cümle belirivermişti zihnimde:…
-
Naif ve basit yaşama övgü
Bugünlerde gerçekten çok çalışıyorum ve uğraştığım şeylerin büyük bir kısmı, şehirde yaşayan dostların dudağını büktürecek, “amaaaan!” dedirtecek işler belki. Fakat son zamanlarda daha da iyi anlamaya başladığım üzere, hayatın tadı basitlik ve naiflikte. Yaptığım fizikî işler, bahçedeki çalışmaların vitesini yükseltmek, çıkmaya başlayan yenebilir yabani otlarla biraz daha haşır neşir olmak, önümüzdeki baharda gübre olarak kullanmak üzere ormandan eşek boku toplamak gibi işlerden; sosyal işler, iki hafta sonra İzmir’de gerçekleştireceğim “Para” atölyesinin ve “Yeni”ye Doğru söyleşisinin organizasyonu için çalışmaktan, bir de ev ahalisiyle (oyunlar, filmler) ve komşumuz İremlerle (yeme-içme, bol paylaşım/birlikte çalışmak, sohbet) sosyalleşmekten; bir yandan da yoğun evsel işlerle haşır neşir olmaktan (yemek, bulaşık, temizlik gibi rutinlerden başka tek tek…
-
zihnin işleyişi üzerine – 2 (ne! kader mi?)
Dünkü yazıyı yazarken (okumadıysanız lütfen önce buraya buyrun, yoksa bu yazıda okuduklarınız pek bir şey ifade etmeyebilir), hemen sonrasında bir sürü şey eklemek isteyeceğimi biliyordum. Öyle de oldu. Bu yazının da, biraz sonra her ne yazacaksam, bir sürü eksiği kalacağı ve yine bir şeyler eklemek isteyeceğim muhakkak. Ama içimde dönen şeyleri aktarmak, özellikle bugünlerde nefes almak gibi oldu ben için. Bir de yorumlarla, sohbetlerle gelişiyor ve başka bir şeye dönüşüyor ya. İşte bunu seviyorum! Dün yazdıklarım ve bu aralar düşündüklerim sonucunda dönüp dolaşıp bir çeşit kader anlayışına varıyorum sanki (ki pek haz ettiğim bir müessese değildir). Mademki herkes her an’da yapabileceğini yapıyor* ve başka türlüsü mümkün değil, bu durumda “alın…
-
zihnin işleyişi üzerine
Fena halde soyut sulara dalıyoruz; kemerlerimizi bağlayalım! Şimdi… İnsanların duygu, düşünce ve davranışları var. Duygu ve düşüncelerin; okuduklarımız, etrafımızdaki kişilerin varlıkları, beş duyu ile algıladıklarımız ve diğer etkiler sonucunda içimizden bir yerlerden çıkan tepkiler olduklarını, davranışların da bunların neticesinde fiiliyata geçen tepkilerimiz olduğunu (virgülden önce tepki olan duygu ve düşünceler virgülden sonra etki olarak yer aldılar) söyleyebiliriz sanırım. Bu durumda, hayatlarımızın (ve aslında “hayat”ın ta kendisinin) tamamen bir etki-tepki mekanizmasından ibaret olduğu sonucuna ulaşıyorum. Bir şeyler bir şeylere (misal A, B’ye) etkiyor, bunun sonucunda (B’de) bir tepkime gerçekleşiyor, bu tepkime (B) başka bir tepkimenin (C) etkimesi olurken, B’deki etkimenin C’de oluşturduğu tepkime de D’ye sirayet ediyor. Ve tabii, burada basitleştirdiysem…
-
Yaşam Nehri
İnsanoğlu fikirlere, ideallere, duygulara, hedeflere tutunmayı seviyor ve seçiyor. Tutunduğu dallar -isteği dahilinde ya da haricinde- kırılıp elinde kaldıkça ne yapacağını bilemiyor. Belirsizliğe tahammül edemiyor, bilindik sularda yüzmeyi, daha doğrusu çıpıçıpı yapmayı tercih ediyor. Oysaki yaşam, belirsizlikte ve akışta mevcut. Halil Cibran diyor ki: Zihnimiz bir süngerdir, yüreğimizse bir nehirÇoğumuzun akmak yerine sünger gibi emmeyi seçmesi ne garip Benzer bir metaforu, biraz daha farklı bir şekilde, Krishnamurti de kullanıyor. İç Özgürlük adıyla basılan ve -diğerlerinde olduğu gibi- söyleşilerinden oluşturulan kitapta “Yaşam Nehri” başlıklı bir bölüm var. Bu bölümde, yaşamı bir nehre benzetiyor ve insanların büyük bir kısmının yaptığının, bu nehrin bir kısmını akıştan kopararak önüne set çektiğini ve orada kendisine…
-
Yaşasın! Hep biz haklıyız!
Düşünsene… Senin gıcık olduğun müdürün, başka birinin çok sevdiği teyzesi, bir diğerinin sırdaşı, bir başkasının çok sevgili kızı… Düşünsene… Senin o çok sevdiğin can arkadaşın, iş arkadaşlarını eziyor olabilir, diğer bir arkadaşına kan kusturuyor olabilir, birilerine acayip ters gidecek işler çeviriyor olabilir… *** Her türlü anlaşmazlık, uyuşmazlık çok göreceli ve herkes olaylara kendi açısından bakıyor. Ve büyük çoğunluk hep kendini, yakınındakini, bildiğini haklı görüyor. Sevgilinle kavga ettiğinde mesela, muhtemelen, ikiniz de haklı olduğunuzdan o kadar eminsiniz ki… Sonra gidip “olayı” kendi açınızdan arkadaşlarınıza anlattığınızda, ikinizin de arkadaşları, yine kuvvetle muhtemel, nasıl da haklı…