• bize dair

    “memleketimden klişeler” araştırması

    Yapılan bir araştırmaya* göre, Türkiye’de bir günde, ortalama, – 7.832 kişi, kıskandığı sevgilisine “Sana güveniyorum hayatım, ben başkalarına güvenmiyorum.” deyip en başta kendine olan güvensizliğinin üstünü örtmeye çalışıyormuş. – 4.351 kişi “Olimpos bozdu yeaaa” diyormuş. Bu sayı 8-10 yıl kadar önce 20 binlere dayanmışmış lakin Olimpos’un bozduğu geniş kitlelerce kabul edilip yerini “Kabak bozdu yeaaa” vs.ye bıraktıkça sayı epey azalmış. – Az önceki paragraftan devam: 9.340 kişi “Kabak bozdu yeaaa!” diyormuş. Uzmanlar bu sayının iki ya da üç yıl artmaya devam edip 15 binlerde bir iki yıl kaldıktan sonra yavaş yavaş düşeceğini öngörüyorlar. – 12 bin kişi, ay çekirdeği için, “Buna da başlayınca bırakılmıyor.” diyormuş. Bu, yıllar arasında en değişmeyen…

  • bana dair

    “Yeni”ye Doğru nasıl daha fazla hizmet edebilir?

    Bugün, “Yeni”ye Doğru’nun facebook sayfasında, aşağıdaki cümleleri paylaştım. Buraya da almak istedim. Herkese sevgiler…Emre ————————————– Bir ay kadar önce içimden şu cümle çıktı -ve şu anda da çok benzer şekilde hissediyorum-: “Yeni”ye Doğru, edebileceği hizmeti henüz edemedi, potansiyelinin çok gerisinde kaldı. Öyle bir zamanda çıktı ki kitap, ülke gündemi her zamankinden de karışık sanki. Ve bu karışıklık biraz olsun yavaşlamadı aylardır. Öyle bir zamanda çıktı ki kitap, bir gün öncesinde Ankara, birkaç gün sonrasında İstanbul bombaları patladı. Öyle bir zamanda çıktı ki kitap, siyasi hareketlenme ve çalkantılar biraz olsun hız kesmedi. Acaba diyorum, kitabın önünü kesmek için mi yapıyorlar bütün bunları?! 🙂 Şaka bir yana, tam da bunlardan dolayı kitabın daha fazla…

  • bize dair

    ekşi maya

    AveeeaaaauuuuvvvvvvvvvvIııııııiiiiiiaaaaaaaooooooooooMaaaaaeeeeeaaaauuuuuuuooooooo Ses çıkarmayı hep sever(d)im ama bu aralar bi’ başka haller var sanki. Sürekli ses çıkarmak istiyorum; bağırmak, haykırmak, vızıldamak, hışırdamak, foşurdamak, höpürdemek… Bu, sanıyorum ki doluluktan, yani dolmuşluktan, yani dolup taşmaktan kaynaklanıyor. Zihnimin fikirlerle ve bağlantılarla, kalbimin yoğun duygularla, ruhumun başka türlü bağlantılarla yoğrulmasından ve bu yoğurmanın sonucunda oluşan hamurun mayalanarak (yanlış olmasın, ekşi maya), kabarıp kabarıp enginlere sığmayıp taşmasından kaynaklanıyor. Hal böyle olunca kendimi ifade etmek hiç kolay olmuyor. Pek yazamıyorum şu sıralar. Pek konuşamıyorum da sanki. Ne desem, hangi kelimeleri yan yana getirsem, kendimi doğru bir şekilde, yani olduğu gibi, yani bana dair “olan”ı ifade etmeyi başaramayacakmışım gibi geliyor; ki galiba doğru geliyor. Ondandır belki; şu sıralar,…

  • bize dair

    Siyah popolar

    Her şey ne kadar ezberMeselaÜretmek, çalışmak hep iyi şeyler olarak anılırlarLakinNe üretmekNe için çalışmakNeye hizmet etmekBunları soran çok azdır Her şey ne kadar ezberBaşlangıçlar hep olumlu olarakBitişler iseÜzülerek anılırlarHalbukiNe başlıyor, nasıl başlıyor, neye hizmet ediyorPeki ya ne bitiyor, neden bitiyorBütün bunları bilmedenBaşlangıçlara şakşakçılıkBitişlere vahvahçılıkBilmeden, etmedenCık cık cık Farkında mısınNeredeyse tüm tepkilerimiz, tüm düşüncelerimiz ezberİkinci el insanlar olduk demiş ya haniİşte aynen öyleGösteriyorlar bir şeylerVe uymamızı bekliyorlarBiz de üstümüze düşeni yapıyorYüzlerini kara çıkarmıyoruzOyunuyoruz üstümüze düşen rolüŞu kocaman piyesteGösterildiği gibiÖğretildiği gibiEzberletildiği gibi Arada birkaç aykırı çıkıyor karşımızaHelal olsun falan diyoruz amaKonfor alanlarımız o kadar konforlu geliyor kiBırakamıyoruz rahatımızı, konforumuzuÇıkaramıyoruz pencereden dışarı başımızıKorkuyoruzKorkuyoruzVe korktukçaDaha da çok sarılıyoruzÖğretilene, dayatılana, ezberletileneVe korktukçaDaha da çok uzaklaşıyoruzTam…

  • bana dair

    Bugün bahar geldi!

    Dedim ki bir saat kadar önce: “Bugün bahar geldi!” Birkaç gündür iyice hissediyordum ama bugün tam oldum sanki! Ne oldum, bilmiyorum. Uzun zamandır hissetmediğim bir şükür haline girdim biraz önce. -Bilenler bilir- bizim evin önünde kendi yaptığımız bir köşk (platform) var. Gökyüzündeki son aydınlık kırıntıları yok olmadan -ama iyice de kararmışken- oraya oturdum, elimde tabağım yemeğimi yedim. İnce bir rüzgar esiyordu, hafif serin. Ama çok hafif; yani ben tişörtle oturabiliyordum, demek ki normal bir insan ince bir uzun kollu ile, bilemedin az kalın bir sweatshirtle falan oturabilirdi. Sağ üstte, artık yarım aya iyice yaklaşmış, hilalliğini kaybetmek üzere olan ay vardı. Zaten gözümün alabildiği her yer ağaç… Derken, varlığını bile unuttuğum…

  • bana dair

    “Yeni”ye Doğru çıktıııı!!

    “Yeni”ye Doğru doğdu sonunda! Hatta doğumun üstünden üç hafta geçti, neredeyse lohusalığım bitecek ancak ben yazmaya şimdi fırsat bulabiliyorum. Bir ay önce, kitap henüz matbaadayken son durumları yazmıştım, şimdi ise güncelleme yapma zamanı: Kitap, 14 Mart’ta matbaadan çıktı. Ve çıkar çıkmaz, tıpkı önceki süreçte olduğu gibi, kocaman bir destek mekanizmasının içinde buldum kendimi. Ya da “bu mekanizmayı oluşturdum” diyelim. Kendi kendine olmuyor bu işler. İstemek, isteyebilmek çok ama çok önemli. Laf istemeye gelince, -hiç adetim değildir ama- bir videoyu araya sıkıştırmak istedim: Amanda Palmer’ın “The Art of Asking – Sormanın Sanatı” videosunu izlemenizi coşkuyla ve ısrarla öneririm: Tabii istemekle bitmiyor iş! “Karşılık alabilecek misin?” “Ne kadar alacaksın?” “Alamazsan ya da…

  • alıntılar

    “Farkındalığın Işığı”ndan – J. Krishnamurti

    Bir Krishnamurti notlarıyla daha karşınızdayım. Bu sefer farklı bir kitaptan, “Farkındalığın Işığı”ndan… —————————————— – (…) zamanla insanın tüm yaşamı kasetlerle yönetilir hale gelir. Ve kişi robotlaşır. (Sunuş kısmından – Nil Gün) – Koşullanmış beyinlerle topluma uyum sağlayabiliriz ama yaşama asla! Özdoğamız yaşamın ta kendisidir. Kabul görmek, onaylanmak uğruna kendimize yabancılaşmayı mı seçiyoruz; yoksa -öz doğamızı ifade ederek- yaşamın yaratıcılığına katkıda bulunmayı ve kendimizi tanımayı mı? (Sunuş kısmından – Nil Gün) – Niçin zeka, yazmak, düşünmek, icatlar ve keşifler bu kadar önem kazandı? Neden şefkat, ilgi, sevgi, yakınlık düşünceden daha önemsiz? – Çoğumuz ikinci el insanlar haline geldik. Okuyoruz, üniversiteye gidiyoruz, bilgi biriktiriyoruz. (…) Orijinal hiçbir şey yok. Yalnızca tekrar ediyoruz.…

  • alıntılar

    “İlişki Üzerine”den – J. Krishnamurti

    “İlişki Üzerine”, okuduğum ilk Jiddu Krishnamurti kitabıydı* (Eylül 2014’te) ve beni derinden etkilemişti. Sonradan okuduğum kitaplarında da hayata ve kendime dair önemli şeyler buldum. Bir süre sonra biraz kendini tekrar ediyor gibi gelmeye başladı gerçi ama bilemiyorum. Dün; eski defterleri karıştırırken, bu kitaptan defterime yazmış olduğum notları gördüm ve hala paylaşmamış olduğumu fark ettim. Bugüne kısmetmiş… Kitabın farklı yerlerinden alıntılar yazacağım için, her cümleyi kendi içinde değerlendirmenizi öneririm. Yani bir üstteki cümleyle çoğunlukla bağlantı kuramayabilirsiniz. Ayrıca her birine yüzde yüz katılıyor değilim ama hepsini dikkate değer buluyorum. * Bildiğim kadarıyla, Krishnamurti’nin hususi oturup yazmış olduğu bir kitabı yok. Piyasadaki tüm kitapları, konuşmalarından yapılan alıntılardan ibaret. —————————————— – Gerçeği kavramaktan bizi…

  • bana dair

    “‘Yeni’ye Doğru” doğmak üzere!

    Sevgili herkes, Kitap (artık bir ismi de var: “Yeni”ye Doğru) nihayet matbaaya girdi ve görünen o ki birkaç gün ya da bir hafta içinde elimizde olacak. Çok heyecanlıyım; heyecanımı ve sürece dair gelişmeleri paylaşmak istedim. – Kitabın dizgisini İdil Ateşli, kapak tasarımını Gülşen Dede, düzeltisini ise Batıgün Sarıkaya gönüllü olarak üstlendiler. Bu süreçte H2O yayınevinden Özcan Özen ise, tüm adımlara dair tecrübesini ve birikimini paylaştı; kitabın gayrı resmi danışmanlığını yaptı. Hepsine, tekrar tekrar şükran… – Kitap için gelen para armağanlarının toplamı 3.910 TL’ye ulaştı. Geçen yıl almış olduğum fiyata bakarak 1.000 adet için 4.000 TL’ye ihtiyacım olduğunu yazmıştım fakat galiba -şu anda elimde net bir fiyat olmamakla birlikte- en fazla…

  • bana dair

    bir para bölüşümü hikayesi

    Bugün bir yazı yazdım ve ilk olarak Yeni Dünya Öyküleri adlı blogda paylaştım. Buraya da alıntılıyorum.——- Dünyada ve Türkiye’de yıkım, kıyım, doğa ve insan katliamları hızla sürerken; bir yandan da ümit veren yeni dünya öyküleri yazılıyordu. İşte onlardan biri: 24 Ocak 2016’da Ankara’da bir etkinlik düzenlendi, Şenlikli Ekonomi Atölyesi. Bu atölyede; armağan ve paylaşım ekonomisine dair paylaşımlar yapıldı, hayatımızdan örnekler verildi, paraya dair tabuların bir kısmı masaya yatırıldı, birkaç uygulama yapıldı ve bir oyun oynandı. Yaklaşık 25 kişinin katılmış olduğu etkinlik epey keyifli geçti. Ama bu yazıda etkinlikten değil, etkinlik için verilen paraların paylaşım süreçlerinden kısaca bahsedeceğim. Etkinlik zaten belirli bir ücret karşılığında düzenlenmiyordu. Önerilen bir aralık olmakla birlikte, katılımcılar, etkinliğin…