• bana dair,  bize dair

    Senin için ne yapabilirim?

    Dün içimde yanan bir şeyler vardı, ne olduğuna baktım baktım ve en sonunda aşağıdaki satırlar çıktı ve facebook’ta yayımlandı. Buradan da paylaşmak istedim. Çağrı, açık çağrıdır ve muhatabı herkestir. Bu, herkesin taleplerine koşabileceğimi garantilemez ama elimden gelen herhangi bir şey olursa tereddütsüz yapacağımı gösterir. Bu arada şunu da eklemek isterim ki hayatımda belki hiç olmadığı kadar egosuz bir şekilde yaptım bu çağrıyı. Yani birileri için bir şeyler yapmayı her zaman severim, onun bunun yardımına koşmayı falan da öyle. Diğer koşuşlarımda “iyilik” yapmanın yanı sıra, sanki kendimi tatmin etmek, önemli olmak, işe yaramak gibi konular da vardı perde arkasında. Bu sefer çok daha saf bir şekilde kendimi ortak kulanıma açma, “bir”in…

  • bize dair

    Yukarıdan bakınca…

    Üç gün önce, -artık alışkanlık haline getirmeye başladığım- sabah meditasyonumda kendime, otururken yukarıdan baktım. (Sanki kamera yavaşça yükseliyor gibi düşünün) Sonra kamera, sanki evin tavanı yokmuş gibi, herhangi bir engelle karşılaşmadan yükselmeye devam etti. Yükseldikçe, evde uyuyan arkadaşlarımı da gördüm. Bir an için düşündüm, bu üç kişinin kendince sevinçleri, huzursuzlukları, egosal halleri vs. var. Yükselmeye devam etti kamera, az daha çıkınca hemen yandaki evi, o evin içindeki kişileri, onların içindeki mutlulukları, hayal kırıklıklarını, beklentilerini görür gibi oldum. Kamera yükseldi, yükseldi… Arka taraftaki komşuları, sonra bütün mahalleyi ve zamanla bütün köyü; sonra Göcek’i*, Muğla’yı görmeye başladım. Devamını görmedim galiba. Zihnim başka yere kaydı gitti. Ama kaymadan önce, en son, bunca kişinin…

  • bana dair

    Kitap destek çağrımda son durum

    Kitapla ilgili destek çağrımı blogda paylaşalı 18, öncesinde adres defterimdekilere e-posta göndermeye başlayalı yaklaşık 25 gün olmuş. Bu 25 günde -çok şükür ki epey bir geri dönüş aldım. Şimdi son durumları paylaşmak ve destek çağrımın devam ettiğini hatırlatmak için yazıyorum. An itibariyle 55 kişiden, destek vermek istediğini paylaşan geri dönüşler geldi. Bunların içinde para yollayan (veya yollayacağını söyleyen) da var, kapak tasarımına destek olmak isteyen de, dağıtım zamanı geldiğinde ucundan tutmak istediğini söyleyen de; hatta bunların ikisine veya her üçüne de gönüllü olan da… Benim bu üç talebimin yanı sıra, kitabın basım sürecine dair önerilerini sunanlar, kitabın içine çizimler yapabileceğini söyleyenler, 4 TL çok olmuş, bunu daha da ucuza bastırabiliriz…

  • bize dair

    Hikaye: Ceyda ile Burak

    Geçenlerde bir büfede sandviç yerken kulak misafiri olduğum, -isimleri aklımda yanlış kalmadıysa- Adem ve Burak’ın tartışmasının dökümü -biraz eksiğiyle- aşağıdadır. A – Evet abi tamamen haklısın. Tüm kabahat onda.B – …A – Abi, noldu? Durdun birden.B – Bi’ dakka düşünüyorum.A – Neyi?B – Tam şu anda, çok büyük bir ihtimalle, Ceyda da Neşe’nin yanındadır ve aynı kavgayı kendi bakış açısından anlatıyordur.A – Eeee?B – Ve -yine çok büyük bir ihtimalle- Neşe de Ceyda’yı tamamen haklı buluyordur ve tüm kabahatin bende olduğunu düşünüyordur.A – Normaldir abi, bütün kadınlar aynısını yapmıyor mu zaten? Her şeyi sadece kendi bakış açılarına göre değerlendiriyorlar işte.B – Peki burada bizim yaptığımız ne?A – Dertleşiyoruz abi.B –…

  • bana dair

    Ah şu para mefhumu! – 2

    Geçen gün paylaşmış olduğum “Ah şu para mefhumu!“nu biraz daha açmak istiyorum. Aslında açmaktan da ziyade, deneyimlediğim veya gözlemlediğim birkaç örnek durumu paylaşarak yazdıklarımın belki daha anlaşılır olmasını sağlamak… Hayatımızı idame ettirmek için yaptığımız şeyleri metalaştırmak gerektiğini; şu anki sistemde bilgi, beceri ve diğer her türlü armağanımızı özgürce kullanamadığımızı falan yazdım ya, işte bunları daha belirgin hale getirmek istiyorum. Mesela… Mesela -galiba- benim armağanlarımdan biri, yani ikisi, düşünmek ve yazmak. Yazarken aldığım keyiften ve yazılarla ilgili aldığım geridönüşlerden anladığım bu, en azından. Sistem kriterleri çerçevesinde düşündüğümüzde, benim bu armağanı paraya çevirmek için fazladan bir çaba sarf etmem gerekiyor, normal koşullarda. Artık sosyal medyanın yaygınlığı sayesinde kişisel bloglarda özgürce at koşturabilme…

  • bana dair,  bize dair

    “Evlilik” üzerine…

    Şu evlilik meselesine bir süredir epey takılmış durumdayım. Çocukken bile ne kadar gereksiz bir kurum olduğunun farkındaydım ama buaylarda daha bi’ tetikleniyorum nedense. Özellikle de “alternatif” olarak nitelendirebileceğim dostlar da dört nala bu müessesenin yolunu tutmak için koşuyorlar ya, en çok da o zaman. Yok yok, kimseyi yargılamıyorum, herkes istediğini yapar zaten de kendi hissiyatımı paylaşmaya çalışıyorum. Evlilik kurumunun benim hayatıma hiçbir şey katmayacağından çok eminim de başkalarınınkine de pek bir şey katabileceğini düşünmüyorum. Bir ilişkiyi resmileştirmek ve devlet nazarında onaylatmak, ona ne katabilir ki… Katmak bir yana, çevremde gözlemlediğim kadarıyla, -her biri hakkında paragraflarca yazabileceğim- bir sürü sıkıntıya yol açıyor, olsa olsa. Maddi ya da manevi herhangi bir ihtiyacı…

  • bize dair

    Ah şu para mefhumu!

    Bilenler bilir, para konusuna epey takmış durumdayım. Gerek yapmaya çalıştığım zihinsel analizlerle, gerek yaptığım okumalarla, gerekse konuya dair yaşadığım tecrübelerle bir süredir bu sularda geziniyorum. Konuya dair önemli farkındalıklarımın oluştuğunu düşünüyorum ama bunları doğru cümlelerle aktarmaya her zaman yeltenemeyebiliyorum. Bazen de deniyorum, şimdi deneyeceğim gibi… Aylardır kafamda dönen bir cümle var: “Para kazanmak için, yapılan şeyi metalaştırmak gerekiyor.” (“Meta”nın tanımından bile emin değildim aslında ama şimdi TDK’dan baktığımda “mal, ticaret malı” olarak tanımlandığını görüyor, yola devam ediyorum.) Ne kadar güzel şeyler yaparsan yap, insanlara veya diğer canlılara/cansızlara ne kadar fayda sağlarsan sağla; yaptığın şeyi metalaştırmadığın sürece para kazanamıyor, dolayısıyla geçimini sağlayamıyorsun. “Eee, ne var ki bunda?” gibi soruları duyar gibiyim. Bir şey yok bunda, yani aslında…

  • bize dair

    Hikaye: Emekli bir aydının kendi kendine sayıklamaları

    Bana öyle geliyor ki herkes her şeyi yanlış anlamış. Bir ben miyim doğru anlayan? Galiba evet ama işin kötüsü hemen herkes de aynı şekilde düşünüyor, düşünsenize… Yani doğru anlayanın “ben” olduğu bu kadar kesin olmasına rağmen büyük bir kısmınız sanıyorsunuz ki asıl sizsiniz doğru anlayan. Öyle değil işte ama öyle sanıyorsunuz. Nasıl etsem de uyandırsam sizleri, hiç bilmiyorum. Ben uyanığım çünkü, sizse uyuyorsunuz. Bu durumdan da memnunsunuz aslında. Bense sizin uyuyor olmanızdan, dahası, bu durumdan memnun olmanızdan hiç memnun değilim. Sarsmak, sallamak, seslenmek (hepsi de “s”yle başlasın zaten) kar etmiyor, “beş dakka daha” diye diye tükettiniz ömrü, yine yetmedi uykuculuk! Hımff! Ayrıca çok fazla imla hatası yapıyorsunuz, bari onu yapmasanız. Dahi…

  • bana dair

    kitap bastırıyorum, huuu!!

    Bu blogu takip edenlerin veya muhabbet halinde olduğum kişilerin bildiği üzere bir süredir, 2012’de ivmelenen dönüşüm sürecimi, yaşadıklarımı ve yazıp çizdiklerimi toparlamaya çalıştığım bir kitap yazma peşindeydim ve bu iş artık nihayetlenmek üzere. Bana düşen kısmını hemen hemen tamamladım ve kalan ihtiyaçlarım için her zamanki gibi topluluğa başvurma joker hakkımı kullanmak istiyorum. Nedendir bilmem, bu sefer, önce e-posta yoluyla ulaşmak istedim insanlara. Geçtiğimiz hafta içinde, e-posta adres defterimdeki bir sürü insana destek çağrısı yaptım ve geri dönüşler gelmeye başladı bile. Şimdi ise burada da paylaşıyorum ki daha geniş bir alana seslenebileyim. Aslında kitap için bir de facebook sayfası açmaya niyetleniyor gibiyim ve fakat kitaba hala isim bulamadığım için bu fikri bekletiyorum. Kitap bir an önce basılsın ve dağılsın…

  • bize dair

    İyiyim, daha da iyi olacağım, lütfen iyi olun!

    Bir vakitler yazmıştım ki ” ‘Eğer Roboski’de en çok kim üzüldü?’ diye bir yarışma yapılsa kesin derece yapar, en kötü mansiyon falan alırdım.” Durum gerçekten de buydu. Acıları tüm ağırlığıyla sırtlanmaktan kendimi alamıyordum. Sırtlanırsam, gerçekten çok üzülürsem, hayattan keyif almazsam, en azından o kişiler o acıları çekerken umursamazlık yapmamış olur, acılarını paylaşırım diye düşünüyordum herhalde. Şu sıralar “iyi değilim, iyi olmayacağım, iyi olmayın” diyen çok sevgili arkadaşlarım da benim bir zamanlar hissettiğim gibi hissediyor olsalar gerek. Enseyi karartalım, her gün bu acı(lar)la yaşayalım, “katil devlet” diyelim, “kahrolsunlar” diyelim, bela okuyalım, nefret edelim, tiksinelim… Peki ya ne yapmalı? Unutmalı mı? Bu yaşananlar yaşanmamış gibi mi davranmalı? Kafamızı çevirip başka yöne mi bakmalı?…