• bize dair

    Hadi gelin artık!

    Sistem bu, işi bu. Canımızı almaya, almadığı canları ise sömürmeye devam edecek.   Bir yandan “içerde” kalıp vergimizi vermeye devam edip militarizme ve devlete hizmet etmeye devam ettiğimiz sürece hiçbir şey değişmeyecek.  Yapabileceğimiz en güzel şey “bu oyunu oynamıyorum” deyip kendi oyunumuzu kurmak. Hadi gelin artık!! Birkaç saat önce Facebook profilimde yukarıdaki cümleleri yazmıştım, oradan devam etmek istiyorum. Bugün Suruç’ta olanların farklı veçheleri, dün Reyhanlı’da, önceki gün Roboski’de, daha da önceki gün güzel yurdumun farklı bölgelerinde yaşandı. Yurdumla kalsa iyi, dünyada da yaşanıyor; birçok yer katliam, ölüm, yokluk haberleriyle çalkalanıyor. Hatta bir sürüsünde bu, süreğenleşmiş durumda. Yani haber değeri bile olmuyor, bir yerden sonra. Biz henüz o aşamaya gelmedik neyse ki. Ama bu durumun…

  • bana dair

    Zihnimde yolculuk

    Ukalalık gibi mi görünür bilmem ama dünkü yazımı çok beğendim. Hayatımda kullandığım en iyi metafordu bana göre. Gerçi bir sürü kişi, esas anlatmak istediğim konudan ziyade metaforlar üzerinden yorumlar yazdılar facebook’ta ama olsun. Umarım anlaşılmıştır ne anlattığım. (Sonuna sözlük koysam mı diye de düşünmüştüm aslında, rakı=hayat , meze= … gibi… ama yapmadım.) O değil de zihnin işleyişi ne garip. Aynı yazının ilk cümlesinde yazdığım üzere, bir hikaye kurgulamaya çalışıyordum tam, -hadi minik bir spoylır vereyim- vasatlık üzerine; sonra konu bambaşka bir yere kaydı ve empati yapMAma gibi bir yerlere savruldu; hikayenin içinden çıkamayıp, o an için kapatıp sadece iki cümleyle bu durumumu paylaşmak isterken kendiliğinden çıkan bir metafor ve kendi kendini…

  • bana dair

    levrek değil de yoğurtlu patlıcan…

    Bir hikaye yazmaya çalışıyorum (son bir saattir) ama o kadar çok şey paylaşmak istiyorum ki çorbaya döndü, toparlamakta zorlanıyorum. Bazı yazılarımda olduğu gibi… Ya da aslında tüm hayatım gibi… Bir hayata her şeyi sığdırmak istiyorum. Heyecanlanıyorum, hevesleniyorum, coşkulanıyorum… Onu dene bunu dene yine dene yine dene (şarkıyı hatırlayan var mı?)… Heyecanım, hevesim, coşkum aynı seviyede kal(a)madığı için her şeyden azar azar koyuyorum tabağa; biraz ondan çöpleniyorum, biraz bundan. Balıkçıya gidip rakının yanına birkaç meze söyleyip onlarla doymak; ana yemeğe, yani balığa sıra gelmemesi gibi. Naapiyim, yoğurtlu patlıcan, deniz börülcesi, bir de güzel beyaz peynir rakının yanına daha çok yakışıyor ızgara levrekten. (Levrek de yakışıyor tabii sayın okuyucu ama işte “o…

  • bana dair

    Kabul

    (…) Her şeyi ve herkesi kabul etmek istiyorum. Herkesi affediyorum, hepsi yapabileceklerinin en iyisini yaptılar / yapıyorlar. Kendimi affediyorum, yapabildiğimin en iyisini yaptım / yapıyorum. Hatta affetmeye ne hacet! Ve hatta, “yapabileceğimin en iyisi” ne demek! Herkes yapabildiğini, o anda yaptığını yaptı işte, tıpkı diğer herkes gibi, tıpkı benim gibi… Geçmişi tüm yönleriyle kabul ediyorum. Anın, şu anda getirdiği her şeyi kabul ediyorum. Geleceğin getireceği her şeyi kabul ediyorum. Kendimce güzel niyetlerim var, elimden geldiğince irili ufaklı tüm adımlarımı bu niyetler doğrultusunda atacağım. Mümkün mertebe bu adımları atarken beklentilerden uzak duracağım. Ben armağanın kendisi olayım; tüm iyi niyetimle, doğru araçları kullanarak yaşamaya çalışmaya devam edeyim; bunun ötesi ancak “kabul”. Zaten…

  • bize dair

    Sorunu ortadan kaldırmak

    Sorunu ortadan kaldırmak mı, yoksa sorunu çözmek mi? Murray Bookchin, geçenlerde okuduğum Ekolojik bir Topluma Doğru adlı kitabında sorunu çözmenin statükoyu barındırdığını ve aslında sistemi sürdürülebilir kıldığını yazıyor. Bu tespite fazlasıyla katılıyorum! “Başka bir dünya mümkün” diyorsak eğer, bunu var olan paradigmalarımızı değiştirerek yapabileceğimizi düşünüyor, sorunu ortadan kaldırmak istiyorum. Sorunun ne olduğuna gelince, sistemin bütünü gibi görünüyor bana. Böyle olunca da olan bitene sistemin gözlükleriyle bakıp buradan yola çıkmak, anlamlı değişimlere değil, olsa olsa günü kurtarmaya yol açıyor. Ha, hiç yoktan iyidir denebilir ve bu minvalde çalışmalara devam edilebilir. Bu yaklaşımı olduğu gibi çöpe atıyor değilim ama benim yolum farklı. Sorunu, sistemin bütünü olarak tanımlayınca, niyetim kendiliğinden ortaya çıkıyor: Sistemi ters-yüz etmek, formatlamak…

  • bize dair

    GSYİH’yi yükseltmek – bir kısa öykü

    O gün öğrendi ki ülkelerin gelişmişliği GSYİH, yani gayri safi yurt içi hasıla ile ölçülüyormuş. Buna göre, bir ülkenin sınırları içinde para ile yapılan her türlü işlem GSYİH’yi artırırken, parasız yapılan işlemler -çok afedersin- bi’ boka yaramıyormuş. “O zaman…” diye düşündü kendi kendine, “benim bu ülkeye yapacağım en büyük hizmet, kendi çapımda H’yi artırmaktan başka bir şey değil!” Bunu neden daha önce düşünememişti! Yıllar önce televizyondaki “Alın-verin, ekonomiye can verin.”leri şimdi anlamıştı, jeton maalesef biraz geç düşmüştü ama olsundu, düşmüştü ya… Nerden başlamalıydı peki? “Hizmet”in büyüğü küçüğü olmazdı, aklına ilk gelen ve yapılması ona en kolay gelenlerden başladı. Günde en az bir otomobilin kasasını çizmeye başladı. Geceleri en tenha sokaklarda…

  • bana dair

    Doğaçlama tiyatro atölyesi için destek çağrısı!!

    Dikkat dikkat! Bu bir destek çağrısıdır. ((: Son üç yılda; sistemi değiştirme, topluluk olma, doğada yaşama, tarım-toprak vs. “işleri”yle yoğrulmuş olan benim ciddi bir hava değişimine, bir vakittir oluşan kabuğumu kırmaya ihtiyacım var. Yeni bir şey yapmaya, yeni bir ortamda, bilmediğim bir şeyle ilgilenmeye… Kendimi tamamen bırakmaya… Tiyatro Medresesi’ndeki şu atölye imdadıma yetişti, başvurdum ve kabul edildim. Buna katılarak, hem yıllardır merak ettiğim ve kendimi sınamak istediğim tiyatroya biraz bulaşacak hem yepyeni bir şey deneyimlemiş, yeni ve farklı insanlarla tanışmış olacağım. Burada edineceğim deneyimler, umuyorum ve sanıyorum ki gündelik hayatıma, ilişkilerime, düzenlediğim(iz) atölyelere olumlu katkılarda bulunacak. Üstüne, farkında olmadığım bir armağanımı keşfedeceğim belki de… 11 günlük bu atölye için 800…

  • Uncategorized

    2015 seçim sonuçları ve sonrasına dair

    Seçim bitti, aklımdakileri ve kalbimdekileri paylaşmak istiyorum. Nereden başlayıp nerelere gider bu yazı, bilmem. Bu blogda gündelik ülke siyasetine yönelik şeyler yazmaya da pek alışkın değilim ama içimde bir sürü şey dönüyor. yazmazsam, paylaşmazsam eksik hissedeceğim. – Öncelikle -kendimce- seçimlerin galipleri ve mağluplarını değerlendirmek istiyorum: HDP: Herhalde söylemeye bile gerek yok, -beğenin ya da beğenmeyin- ortada çok büyük bir zafer var. 2011’de bağımsızlarla girdiği seçimde aldığı oyun tam iki katına ulaştı. MHP: Oylarını 3 puandan fazla artırmayı başaran MHP’nin de -istatistiki olarak- başarılı olduğu bana göre çok net bir şekilde ortada. Milliyetçilik en haz etmediğim bir şeydir ama sezarın hakkını başkasına veremiyoruz. CHP: Oyları da milletvekili sayısı da hemen hemen aynı…

  • bize dair

    Temsili demokrasi “hikaye”si

    Temsili demokrasi miadını dolduralı çok oldu. Bundandır, bu seçimde son bir kez oy verip bir daha oy kullanmama niyetim. Hayatın ne getireceği bilinmez tabii ama muhtemelen öyle yapacağım. Temsili demokrasinin işe yarama şansı yok. Herkes iyi niyetli bile olsa yok. Bir anayasayla, bilmemkaçbin yasayla, bilmemkaçonbin tüzük ve yönetmelikle yönetilen bir ülkede yaşıyoruz mesela. Hangimiz neyi biliyoruz ki, tercihlerimiz sağlıklı olsun. Kaçımız anayasal haklarını gerçekten biliyor? Kaçımız yürürlükteki yasaları anlayabilecek, yorumlayabilecek kapasiteye sahip? Böyle bir büyüklüğün vatandaşlar tarafından anlaşılır olması mümkün olabilir mi? Ayrıca düşünün ki bu yazıyı okuyan kişilerin büyük kısmı belli bir eğitim seviyesinin üstünde. Fakat bizlerin de birçok konuya dair hiçbir şey ya da çok az şey bildiklerini görüyorum. Kendim…

  • bize dair

    2019 seçimleri taslak programı

     2015 genel seçimlerine sayılı günün kaldığı şu anlarda ben gözümü 2019 seçimlerine diktim. Yok yok, daha önce de defalarca söylediğim üzere, temsili demokrasiye inanıyor değilim. Bu yönetim şekliyle insana yakışır bir hayat kurgulayabileceğimizi hiç sanmıyorum. Yine de, aşağıya çalakalem yazacak olduklarıma benzer vaatlerde bulunan bir parti çıksa ortaya, ne olurdu merak ediyorum. – Ekonomi: Büyüme hızı birkaç yıl içinde sıfıra (belki de negatife) indirilecek… Böylece daha fazla doğa ve insan talanına geçit verilmeyecek… Öncelikle doğaya ve/veya insanlara zararlı her türlü üretimin, fabrikanın önü hızla kesilecek… – Faizler ve para: Çürüyen para uygulamasına, yani negatif faiz uygulamasına geçilecek… (Mesela düşünün ki her 1 TL’niz her ay 5 kuruş değer kaybedecek.) Böylece paranın saklama…