-
küçük bir aydınlanma
Dün yaşadığım aydınlanmayı paylaşmak istiyorum ama çoğu zaman olduğu üzere, nereden tutacağımdan emin olmayarak başlıyorum. Şu sıralar, zaman zaman içimin sıkıştığını hissediyorum. Ne yapacağımı bilememe hali, bir çeşit tatminsizlik… Hayatımda hemen her şey fazlasıyla yolunda ama bir şey eksik sanki. Bu da, galiba, sarıldığım, beni tutan “bir” uğraşımın olmaması. O kadar çok şeye yetişmeye çalışıyorum ki istisnasız, hepsi yarım yamalak kalıyor. Bu durum her zaman rahatsız etmiyor beni, bir koltukta üç beş karpuz taşımaya çalışmayı seviyorum ama bu karpuzların hepsi yere düştüğünde hiçbirinin tadını tam olarak çıkaramıyorum. Yere düşen karpuzun içi çabuk geçiyor ya, ondan belki. Bahçede çalışmayı ve gıdamı yetiştirmeyi çok istiyorum mesela. Bazen çok gaza geliyorum, dört elle sarılıyorum…
-
Bir arkadaşa oy verip çıkacağım!!
Aslında geçtiğimiz yıl, bundan böyle oy kullanmamaya karar vermiştim ama HDP’nin seçimlere parti olarak gireceğini duyunca “son bir iş için” vermeye karar verdim ve vereceğim de. Artık gerçekten de sistemi beslemek istemiyorum, hiçbir şekilde… Oy verdiğimde, oy verdiğim parti veya adaydan önce sisteme onay verdiğimi düşünüyorum zira. Sisteme bu kadar inanmazken, onun bu kadar dışına çıkma çabasında iken, önemli bir parçası olan seçimlerde yer almak çok şizofrenik bir durummuş gibi geliyor bana. Ama dedim ya, son bir iş için! Bir arkadaşa oy verip çıkacağım. Hem HDP’nin barajı geçmesini ve mecliste yer almasını zaten önemsiyorum hem de AKP’nin gücünün kesilmesine ihtiyacım var… Sermayenin dur durak bilmeyen yayılmacılığını -en azından- yavaşlatmak için gördüğüm tek umut HDP’nin…
-
“Şenlikli Ekonomi”
Kafamda uzun zamandır aynı sorular dönüp duruyor: “Fiyatı olmayan bir şeyin değeri nedir?” , “Fiyat, şeyin değerini gerçekten yansıtabiliyor mu?” , “Değer dediğin şey nasıl belirlenir?” , “Zaten tek bir ‘değer’e ulaşmak mümkün mü? vs. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere uzun zamandır bu konulara kafa ve kalp yoruyorum. Kafa yormakla kalsam şu anda vardığım noktalara kesinlikle varamazdım zaten. Hislerimi ve içimde var olan bilgeliği devreye soktuğumda ise epey bir şeyler çıkıyor… Bu konulara; yani paraya, geçime, ekonomik sisteme neden bu kadar takığım? Çünkü bu konular hayatımızın tam merkezinde ve istisnasız hepimiz için çok canlı. Ve öyle bir konu ki zengini ve fakiri tamamen eşitliyor. Fakir, geçim konusunda ne kadar sıkıntı çekiyorsa zengin…
-
Annenin işi ne, gece gündüz çalışsın!
Bir ay önce falan kendimi “annemize türkü”yü mırıldanırken buldum. Yıllar sonra nerden geldi aklıma bilmiyorum ama sözleri içimi ürpertti: Güneşin alası çok, her evin çilesi çokAnalar çeker yükü, kimsenin bilesi yok —-Çocuğa bakar anne, evine tapar anneGece gündüz çalışır, yarını yapar anne Bu türkü, kadınlara ve annelere neyi layık gördüğümüz ve neleri normalleştirdiğimizi ne kadar güzel anlatıyor. Evin çilesini çeken analar, çocuğuna bakan, evine tapan, gece gündüz çalışan anneler… Bir de içli içli söylerdik bunu, puff! Eh, bu ve benzeri “bilgi”lerle; şarkı, türkü veya oyunlarla büyüyen çocukların kadın-erkek eşitliğinden bunca uzak olmaları ne kadar da kaçınılmaz… Bu, sadece ufacık bir örnek tabii. Gerek bu konuyla gerek diğer bir sürü şeyle…
-
“ol”mak-“yap”mak karşıtlığı ve diğer bazı şeyler üstüne
Bugün Burcu ile Dalyan’a gittik, bir takım alışverişler yaptık. Bir yıl önce hiçbir şekilde gündemim(iz)de olmayan şeyler alıp duruyoruz. Özellikle, her seferinde nalbura uğramak alışkanlığımız haline geldi. Sürekli olarak bahçe çalışmaları için alınacak bir şeyler çıkıyor. Bugünkü menümüzde, tohumları rahatça ve hızlıca sulamamızı sağlayan, hortumun başına takılan duş başlığı, sürekli ihtiyaç duyup almayı ertelediğimiz kazma, bir de Burcu’nun keçe yaparken kullandığı masayı korumak için plastik bir masa koruyucu vardı. Son madde pek pahalı olduğundan mütevellit Ferdi’den ilk defa indirim istedik ve yaptırdık. ((: Ama şimdi yazacaklarım bunlarla hiç ilgili değil. Bunları ve diğer bazı ihtiyaçlarımızı giderdikten sonra oturduğumuz -ve çok sevdiğimiz- harika ötesi çay bahçesinde (üstelik çay 75 kuruş) konuştuklarımızdan yola çıkıp bir şeyler anlatmaya çalışacağım.…
-
Şenlikli alışveriş ilişkileri kurmak
Püff, bir buçuk aydır yazmamışım buraya. Aslında yine bir takım fikirler, uygulamalar uçuşuyor kafamda, yazılası konuları oraya buraya not ediyorum ama yazma işini fiiliyata geçirme işi bir türlü olamadı şu sıralar. Vardır bir nedeni… Aldığım notlardan biri de (hem de 5 Ocak’ta) toplumsal fayda yaratan şeylerin bireysel fayda ile çatışma durumu. Bir şey anlamadınız tabii ama merak etmeyin, aşağıda anlatmaya çalışacağım. Bunu yazıya dökmemi sağlayan fişeği ise profilinde şunu paylaşarak Hakan Ozan Erzincanlı* yaktı: Ziraat mühendisleri Face grubunda şu anda bu soru tartışılıyor:Herkes burada bahçesinde ki hastalığı, zararlıyı sorup öğreniyor, hangi ilacın ne kadar atılacağını öğreniyor. Eeee ziraat mühendisleri ne kazanacak o zaman ? “Tamam,” dedim, “buradan girerim artık bu yazıya!” Ve giriyorum……
-
Bozulan elektronik cihazların yeni nesil tamir yöntemine dair saha araştırması: 2015 Çandır Örneği
-1- Çandır’daki evimizde bir televizyonumuz var. Yayın yok elbette ama bilgisayarı bağlayıp dizi, film vs. izliyoruz zaman zaman. Bu arkadaşımız birkaç ay önce bozuldu ve ekrana görüntü vermemeye başladı. Televizyon açılıyor ama görüntü yok. Üç-dört hafta önce babam bizi ziyarete geldiğinde, hazır altımızda araba da varken, televizyonu Dalyan’a tamirciye götürdük. Daha doğrusu, buranın şartları gereği kayığa kadar götürdük, televizyon kucağımızda karşıya geçtik, birkaç yüz metre kolumun altında televizyon, yürüdük yürüdük, tamirciye vardık. Girdik içeri ve dedik ki “Bizim televizyon bozuk.” Tamirci dedi ki “Zaten buraya sağlam olanları getirmezler.” Gülüştük mülüştük, ben bir yandan sorunu anlatırken bir yandan taktık prize, bastık tuşa ve açıldı; görüntü var! Allah allah! Tabii hiç vakit kaybetmeden dedim ki “Bakın, biz…
-
Cenneti yaşayanların herhangi bir gününden dünyaya, hayata ilan-ı aşk
Gecenin 01:35’inde, bunca yorgunluğun üstüne bu satırları yazmaya başlıyorum. O kadar keyifliyim ki bunu paylaşma isteği çalkalıyor içimi. Bu hallerimi paylaşmayı hem çok seviyorum hem de huzurlu bir hayata çağrı niteliği taşıdığı için biraz da görevimmiş gibi geliyor. İstiyorum ki herkes keyifle yaşasın. Biliyorum ki bu hiç zor değil. Yine biliyorum ki zamanı gelenler zaten kıpraşmaya başlıyor. Ve inanıyorum ki bu kıpraşma halleri, her geçen gün daha da fazla yayılacak. Bugün, telefonda doğum gününü kutladığım Emin’e söylediğim gibi, çok istesem de şu anki memnuniyetimi anlatmam, tarif etmem hiç kolay değil. Çünkü memnuniyetim o kadar basit, o kadar küçük nedenlerin bir bileşkesi ki bunların bana hissettirdiklerini kuru cümlelerle ifade etmek çok yetersiz kalacak. Yine de deniyorum…
-
peki bu neydi?!
Sıkça yaşadığım bir şey var ki bu gece de vuku buldu. Uyanıyorum gecenin karanlığında, çişim gelmiş. Bir anda içimden diyorum ki “Saat 3:17” , ve -her zaman değil ama- çoğunlukla dakikası dakikasına biliyorum. Bazen bir iki dakika oynayabiliyor, nadiren de alakasız bir saat söylemiş olabiliyorum. Ama bir önceki gece bir ilk gerçekleşti, paylaşmak istiyorum: Uykuya dalmadan önce dedim ki “Gece uyanıcam ve bakıcam, saat 4:12 olacak” Gece uyandım, bir iki dakika döndüm, sonra kalktım, çişimi yaptım; ve sonra telefonu açtım, saate baktım ve 4:16 idi. Yani uyandığımda gerçekten de ya 4:12 idi ya 4:13! Nefesim kesildi! Hala da şaşkınım. —————————————– Bildiğin -ya da bilmediğin- üzere 2012 Temmuz’undan bu yana, bilerek ve isteyerek çalışmıyorum. Yani klasik anlamda “çalışmak”tan bahsediyorum…
-
Uçuyorum!
Çoğu, bir süredir yaşayageldiğim şeyler ama ben hala inanamıyorum; hala, durmaksızın ve mütemadiyen coşkulanıyorum. Banka hesabıma bakmaya doyamıyorum, yine sekiz yüz küsur lira olmuş! Merkez bankası gibi hissediyorum, adeta para basıyorum. Son birkaç haftada yine, yarısından fazlası hiç tanışmadığım insanlardan gelen, 10 TL ile 250 TL arasında değişen paraların, internet bankacılığından gördüğüm yansımasına bakmaya doyamıyorum. Sanırım kafayı yiyorum. Ama nasıl doyabilirim ki! Gördüğüm yansımalar, topluluk desteğinin vücuda gelmiş hali. Muhteşem! Betül’e, yapacağı yolculuk için aradığı para konusunda destek olmak için adres defterimden bir grup insana e-posta gönderdim, gelen dönüşlere çok seviniyorum. Başka bir arkadaşımın 1.500 TL’ye ihtiyacı vardı, bulmakla kalmadık, “destek lazım mı?” mesajları halen devam ediyor. Hem de hiç tanımadıkları, adını…