-
“şiddet”li, “nefret”li gündemin bendeki yansımaları
Bu tip olaylar tam anlamıyla turnusol kağıdı vazifesi görüyor. Genç bir kadının vahşice öldürülmesi gibi olaylardan bahsediyorum, Özgecan gibi… Bu acı olaylar sonrasında kendimize bakmayı becerebilsek, şifalanmamız yönünde inanılmaz önemli adımlar atacağız. Gerçi -“maalesef” mi desem- biliyorum ki bu yazıyı okuyanlardan benle hemfikir olanlar bunu yapmaya zaten çalışıyorlar, olmayanlar ise hezeyanlarına devam edecekler. Bu durumda benim ve diğerlerinin bu -ve diğer- konu(lar)da yazıp çizdiklerinin, söylediklerinin ne işe yaradığı ciddi bir tartışma konusu. Gerçi en azından daha ortada duranlara etki ediyordur muhakkak. Gerçek bir vahşet uygulanmış; bunu “kötü”, “çok kötü” olarak addediyoruz, eyvallah. Allah, tanrı, karma, birlik veya benzeri herhangi bir şey varsa, daha doğrusu bunlara inanıyorsak, başa çıkması yine daha…
-
sıkça sorulan sorulara (sss) sıkça verdiğim cevaplar (svc)
Eş, dost, aile eşrafı olsun, otostopta tanıştığım kimseler olsun, sürekli yinelenen sorular var ve benim de bir “sık sorulan sorular”ımın olma vakti geldi de geçiyor galiba ((: Bloga ilk kez gelenlere veya daha önce gelse de beni pek tanımayanlara kısacık ön bilgi: 2012 Temmuz’undan beri çalışmıyorum. 2012 Eylül’ünde evimi de boşaltıp iki yıla yakın -göçebe olarak- kafama ve kalbime göre takıldıktan sonra Mayıs 2014’ten beri üç kişiyle bir köy evini paylaşıyorum. – Nasıl geçiniyorsun? Elbette ki sık sorulan sorular listesinde açık ara bir numara! Geçim konusu en yakıcı konu ve birçoklarımızın hayatının tam merkezinde. Her şey bunun etrafında dönüyor ve düşünülmesi gereken daha önemli bir konu yok. Bu durumu kendi…
-
Hrant’ın ölüm yıldönümünün bendeki yansımaları
Bu topraklarda pek çok acı yaşandı/yaşanıyor ama nedendir bilmem, içimi en çok titreten iki tarih 19 Ocak ve 28 Aralık oldu. 28 Aralık 2011’de Roboski’de devlet 34 sivili öldürürken, 19 Ocak 2007’de -yine devlet- sevgili Hrant Dink’i aramızdan almıştı. O zamanlar -henüz emekliliğime çok vardı ve- Arçelik’te çalışıyordum. Bugün gibi aklımda, iş dolayısıyla gittiğim seyahatin son günüydü (cuma idi), Sivas’tan Kayseri’ye doğru araba kullanıyordum ve birkaç saat sonra uçağa binip İstanbul’a dönecektim. Radyoda acı haberi dinlerken ” (…) vurulan gazeteci Hrant Dink” kısmı ile “hayatını kaybetti” arasındaki çeyrek saniyede zaman bir süreliğine durmuş olsa gerek ki araya “n’oolur öldü deme, n’oolur öldü deme” yakarışlarını sıkıştırabilirdim. Ama ölmüş, sıkıştırmama rağmen ölmüş. Çok üzüldüm! Bu ülkede…
-
“bi’takım parasal mevzular”a evrenden (?) hızlı yanıtlar
Sabah gözümü açtığımda ilk olarak aklımdan gece yazdığım yazı geçti ve bi’ gülümsedim önce. Sonra içerik aklımdan geçince biraz yadırgadım kendimi. Yani kendimi yadırgayacağım şeyler yazmadım aslında ama aylar sonra yeniden bu kadar detay vermek hiç aklımda yokken yazı kendi kendine oraya aktığı, yazının altındaki metinde de -sadece birkaç cümle eklemek üzere başlamışken- epey kapsamlı bir açıklama ve çağrı yaptığım için pişmanlığa benzer bir şey hissettim nedense. Ama sonra hemen dedim ki kendime “böylesine bir anda içinden çıkıvermiş bir şey yanlış olamaz, sıkıntı yok.” ve rahata erdim. Gecenin o saatinde yayımladığım yazı, şu ana kadar tahmin edebileceğimden çok daha fazla kişi tarafından okundu, ona ayrı şaşırdım. Ayrıca yaptığım çağrıya o kadar hızlı…
-
bi’takım parasal mevzular
Şu an bu satırları yazma nedenim, bir süredir blogdaki her yazının altında bulunan ve hissedenleri, bana armağan vermeleri için cesaretlendirmek istediğim kısmı elden geçirmiş olmam ve bunu paylaşma isteğim. Birazcık uzadı belki ama kendimi ve derdimi -yine de elimden geldiğince az cümleyle- daha iyi anlattığımı hissediyorum. Aşağıda göreceksiniz zaten. Bu vesileyle maddi durumlarımdan mı bahsetsem biraz? Deney bitti biteli bu konudan eskisi gibi sık bahsedemediğim için muzdaribim zaten. Tamam abarttım, ızdırap çekiyor değilim elbet ama özledim mi özledim, laf aramızda. Bir de çok önemsediğim bu konuyla oynamak, üstüne gitmek, ayrıca birilerini tetiklemek hobilerim arasında; yapacak bi’şey yok. İki konuyu çözdüğümüzde büyük oranda rahata ve ferahlığa erişeceğiz diye düşünüyorum: Birisi parayla olan ilişkimizi, diğeri…
-
Nar Tanesi (Migi)
Burcu ve ben onu ilk kez Dalyan yakınlarında yer alan Eskiköy’ü ziyaretimiz sonrası görmüştük (sanki Ekim falan). Eskiköy’e gitme nedenimiz, orada bir evi olan ve para vermeden o evde yaşayacak biri(leri)ni arayan kişinin evine bakmak idi. Acaba orada yaşamamız mümkün olur muydu, kirasız hayat vs. düşünceleri ile gittik ama tam olarak istediğimiz bir yer değildi ve dönüş yoluna geçtik. Ama önce Eski Köye Yeni Adet adlı mekana gittik. Orası da Toprak Sergen’in yeri, merak ediyorduk zaten… Neyse detaya girmeyelim, Toprak Sergen de yoktu zaten de, işte oradan dönüşte, asfalt yolda yürüyoruz. Sağda solda hiçbir yapı, bina, ev vs yok; her iki tarafta upuzun otlar var ve uzun ince bir yol… Sonra bir anda, hiçliğin…
-
İlan: Sekreter aranıyor
Vakt-i zamanında çırak aramaktan dem vurmuştum ya hani, dün itibariyle yeni bir ihtiyacım dile geldi. Daha doğrusu, “çırak arama” hususu ihtiyaç değildi zaten, esprili bir yazı idi sadece ama şimdiki gerçekten (!) de ihtiyaç: Bir sekreter (hadi modern dille söyleyelim, daha havalı olsun: asistan)! Birileri sorduğunda ne yaptığımı, günlerimi nasıl geçirdiğimi anlatmak kolay olmuyor çoğu zaman ama nasıl bir yoğunluk içinde yaşadığımı bir ben bilirim bir de diğer işsiz kardeşlerim (en azından çoğu, sanırım). Her şey bir yana, kendi kendinle uğraşma işi* başlı başına tam zamanlı ötesi bir iş zaten. Ancak bu iş ne kelimelere sığar ne tanımlamalara… Anlayan anladı deyip geçiyorum, zira bu tam zamanlı ötesi işten gayrı, daha…
-
“aşk meşk çemberi”nden – 2
Hızımı almışken devam… Benim ideal ilişki (belki de “ilişkisizlik”) tasavvurum ise bir önceki yazıyla tutarlı bir şekilde <vaktiniz varsa önce onu okumanızı öneririm>, ideal bir yaşam içinde vücut buluyor. Yani ideal ilişki(ler)in, sürdürdüğümüz hayatın kalitesiyle ve bize uygunluğuyla doğru orantılı olarak var olabileceğini düşünüyorum. Benim -şu an için- ideal dünyamda doğayla iç içe ve kendine yeten bir topluluk hayatı sürdürüyoruz. Muhtemelen birkaç yüz kişi… Karnımızı doyurmak, barınmak ve su için dışarıdan herhangi bir şeye ihtiyacımız yok; bunla birlikte kapılarımız kimseye kapalı değil ve dünyanın geri kalanı ile deneyim alışverişi tam gaz… -Hala kullanıyorsak- sadece teknoloji satın alıyoruz belki, ve belki bulunduğumuz yerde yetiştiremeyip vazgeçmek de istemediğimiz üç beş gıda maddesini……
-
“aşk meşk çemberi”nden…
Pazar akşamı bir grup insan, Begüm’ün çağrısıyla Taksim’de bir yerde buluştuk ve “aşk meşk çemberi” yaptık. Adından da anlaşılacağı gibi aşk, ilişkiler gibi konularla ilgili hislerimizi, deneyimlerimizi paylaştık birbirimizle. Bir ara Begüm “ideal ilişki”ye dair hissiyatımızı sordu ve içimden önemli olduğunu düşündüğüm bir tespit çıktı; onu burada paylaşmak istedim. Yani ideali tanımlamak zaten pek mümkün değil ve kişiden kişiye, kişinin içinde de günden güne değişir elbette. Ama bunu bir yana koyarak devam edelim. Dedim ki ideal koşullarda yaşamayan bir kişinin ideal ilişkiye ulaşması mümkün değildir ki. Bu illaki “özel” bir kişiyle olan ilişki için değil, tüm ilişkilerimiz için geçerli bence. Haftanın beş ya da altı günü, günde en az 8…
-
ben parayı seviyorum abi!
facebook’ta bir iletinin altında dönen tartışmanın altına yaptığım yorum, para ile olan ilişkimi anlattığım ve paraya dair düşüncelerimi -tamamen olmasa da- toparladığım bir metin oldu ve olduğu gibi paylaşmak istedim. doğrudan o paylaşıma gitmek isterseniz, sanırım -ve umarım- şu bağlantıdan ulaşabiliyorsunuz. parayla olan ilişkimize ve paranın ne olduğuna bakmadan bu konunun şifalanabileceğini düşünmüyorum. para o kadar kötü, korkunç, şeytan bir şey mi; yoksa biz mi parayı kötü, korkunç, şeytan bir şey olarak kullanıyoruz.objektif olarak bakıldığında para nötr bir şeydir, bir araçtır. çok güzel şeylere veya çok kötü şeylere (ne, kime göre güzel, çirkin; bu da tartışılır) kullanılabilir. para ile doğayı yok edecek yatırımlar yapabilir, fabrikalar da kurabilirsiniz; insanların -ve kendinizin- doğal…