-
Diş işleri
Biraz önce facebook’ta bir paylaşım yaptım, buraya da ekliyorum. Belki blog okuyucularından destek çıkar. Herkese sevgiler… Destek ihtiyacım: Epeydir bir diş hekimine gitme ihtiyacındayım ama erteliyorum sürekli. Birkaç dolgu vs. yaptıracağım. (Umarım bunla kalır.) Bir diş hekimine gitmek, malumunuz, epey masraflı bir şey. İstiyorum ki bir şekil takasa gireyim hekimimle. Mesela en azından, kullandığı malzemenin masrafını ödeyeyim de emek ve bilgisine karşılık “başka” bir çeşit ödeme yapayım. Diyorum ama ne önereceğimi bilmiyorum. Zaten erteleyip durma nedenim de bu aslında. Bu tip bir çağrı yapmak ne zamandır aklımda ama hep “ne önereceğim” konusunda zorlanıyorum. Kendimi ciddi anlamda “üreten” biri olarak görüyorum ama benim üretimimin hemen hepsi soyut üretim ve bu üretim,…
-
aynılaş-MA
İnsanların büyük kısmı, “birey” olma yolunda ilerlemek yerine kolayı seçip (birçokları için, diğer bir yolun olabileceği akıllara bile gelmeyip) toplumsal kıyafetleri büyük bir hevesle giydikleri ve küçük yaşlardan itibaren bunları içselleştirdikleri için, her türlü yaklaşım ve yargı da büyük oranda ortaklaşıyor. aynılaştırabildiklerimizden misiniz? Etrafıma baktığımda kocaman bir aynılaşma çabası ve sıradanlık görüyorum. Aynılaşma çabası, elbette ki toplumsal kabul görme ihtiyacımızdan ileri geliyor. Diğerleriyle ne kadar benzeşirsem, topluma o kadar uyum sağlarım ve kolayca kabul görürüm. Farklılaştığım ölçüde yadırganır, yargılanır ve hatta dışlanırım. Sıradanlık ise çok konforludur. Nerede nasıl davranacağım, hangi durumlarda hangi cümleleri sarf edeceğim bellidir. Daha çok küçük yaşlardayken başlarız öğrenmeye, pardon, ezberlemeye. Her geçen gün daha da sıradan…
-
Kişi
Kişiden başlayacak devrimFark edecek önceHayatın anlamlılığınıVeHayatının anlamsızlığını Soracak bir gün kendineNe yapıyorum ben diyeNe için yaşıyorumNe için çalışıyorum Başlayacak sorgulamalar Üç vakit sürecek bazıları içinAma üç günAma üç yılÖyle ya da böyleBaşlayınca yolculukBir daha hiçbir şeyEskisi gibi olmayacak Bir ömür sürecek bazıları içinseKorku galip gelecek hepAtılamayacak o ilk adımKafada bile atılamayacakEngeller koyacaklar kendilerine“Ama”lar eşlik edecek her cümlelerineÇıkaramayacaklar üzerlerine biçilmiş olan gömleğiSapamayacaklar ana yollardan tali yollaraVe maalesef kiIskalayacaklar bu hayatı Yola çıkanlar iseKendilerini arayacaklar hepTam buldum derkenYeniden kaybedeceklerVe yeniden bulup yeniden kaybedecekler Kişi devinirKişi değişirKişi bilir kiBaşkalarıyla aynılaşmak ne kadar zararlıysaDünkü kendisiyle aynılaşmak daÖyledir Kişi artık dünkü kişi değildirYarınki kişi de bugünkünden farklı olacaktırİşte bu yüzdenBulmalar, kaybetmelerTekrar tekrar Kişi her gün…
-
Dengeyi kaybedişim…
Bu blogda hemen her zaman olumlu şeyler paylaşırken, dengesiz zamanlarda genelde yazma isteğim olmadığı için o hallerimi paylaşamıyorum. Bu, nadir denemelerimden biri olacak şimdi. Eğer akarsa … Bugünlerde kafam pek karışık. Dengede değilim; iniyorum, çıkıyorum… Şöyle bir içime soruyorum tam da şimdi: “Ne(ler)dir beni dengede olmaktan alıkoyan?” diye… Aklıma geliş sırası ile de yazıyorum: Gıda üretme, iyi beslenme meselesi; ekolojik yıkım ve bunun farkında olmayan çoğunluk; yakın çevremde olup olan bitenin de az çok farkında olan ama yeterince çaba sarf etmediğini düşündüğüm eş, dost; bunca sevgi ve desteğe rağmen olanla yetinmekte zorlanan “ben”; -aslında olumlu bir şey ama- yapabileceğim çok fazla şey olması ve seçim yapmakta zorlanma hallerim… Aynı sıra…
-
Şehirden göçmek isteyenler için bir rehber denemesi
Tanıdığım ve tanımadığım birçok insanla, terk-i şehir edip köye veya küçük bir sahil kasabasına yerleşmeleri konusunu konuşuyor, yazışıyoruz. Gördüğüm kadarıyla gerçekten de çok fazla insan başka bir hayatın hayalini kuruyor; çoğunluk, türlü nedenle bunun için adım atmaya cesaret edemezken, sayıları gittikçe artan bir azınlık ise yeni hayatına doğru yelken açıyor. Bu yazıyı yazma fikri uzun zamandır aklımda idi, şimdiye kısmet oldu. Aslında şimdiye kadar yazdıklarımın büyük kısmında buradaki hayatın ne kadar keyifli, kolay, ucuz vs. olduğunu belirtegeliyorum ama tamamen buna odaklanacak bir yazı yazmak ve bu adımı atmak isteyenlerin, bir nebze olsun önlerini görmelerini sağlamak ve onlara cesaret sunmak istedim. Köydeki hayatımdan genel olarak çok memnun olduğum ve diğer şehir…
-
bir “son bir kez oy kullanma” daha
7 Haziran seçimleri öncesinde, artık oy kullanmamaya karar vermiş olmama rağmen HDP, parti olarak seçime girdiği için son bir kez oy kullanacağımı paylaşmıştım. Şimdi ne yapacağımı en baştan yazmak gerekirse, (artık nasıl oluyorsa) “bir kez daha son bir kez” oy vereceğim ve adres yine HDP olacak. Neden böyle yapacağım: Her şeyden önce, 7 Haziran seçimleri resmen “sayılmadı”. Bildiğim kadarıyla böyle bir şey ilk kez oluyor. Sonuçları beğenmediler (gerek kendi oy oranlarını gerekse %13’ü geçen HDP’nin oy oranını), oyalandılar, hükümet kurulmadı ve hop yeniden seçim… Beğenmedikleri sonuçları beğenecekleri hale getirmek için ülkeye korku ve terör saçtılar, saçıyorlar. Hala anaakım medyadan haber takip ediyorsanız belki hiçbir fikriniz yoktur ama Suruç’ta, Yüksekova’da ve…
-
“olan” ve “olması gereken”
Üniversitede iktisat okudum ben. Üç ya da dördüncü sınıfta, dersin birinde, pozitif iktisat ve normatif iktisat kavramlarını öğrenmiştim. Pozitif iktisat, olanı incelerken; normatif iktisat olması gerekene bakarmış. Bu ayrım -şu an hatırlamadığım bir vesile ile- dün bir anda zihnimde yandı söndü, sonrasında ise böyle bir ayrım yapmanın günümüzdeki anlayışla ne kadar örtüştüğünü fark ediverdim. Bi’ olan var, bi’ de olması gereken, ve bunlar birbirinden tamamen farklı şeyler… Peki acaba istediğimiz dönüşüm, olanı ve olması gerekeni keskin bir şekilde birbirinden ayırdığımız için gerçekleşmiyor olabilir mi? Hatta sadece birbirinden değil, kendimizden de ayırıyoruz, özellikle de olanı! Şimdi şöyle oluyor (yani, galiba…): Hepimizin kafasında olmasını istediklerimiz, yani bir takım olması gerekenlerimiz var ve…
-
Kitap resmen doğuyor!
Kitap resmen geliyor, kafası göründü! ((: Son gelişmeleri paylaşmak istiyorum, madde madde: – Dün, nihayet, sürekli ertelediğim son rötuşları yaptım ve dizgi için H2O Kitaptan Özcan’a gönderdim. Şu sıralar epey yoğun olduğu için, dizgi için gönüllü olan bir diğer arkadaşım İdil Ateşli’den de destek almayı tercih ettiğini söyledi. Bu paylaşımı yaptıktan sonra onları ortak bir e-mektupta buluşturacağım ve böylece dizgi süreci başlamış olacak. – Ayrıca yine dün, yine ertelemiş olduğum teşekkür ve armağana davet kısmını yazmaya başladım, hatta bugün taslağını bitirdim. Kitap için destek çağrım halen geçerli olduğu ve teşekkür kısmına isimler eklenmeye devam ettiği için bu birkaç sayfalık kısmı son anda noktalayıp kitabın başına ekleyeceğim. – Birkaç gün önce…
-
aşırı şükür
Dünya değişiyor, çünkü Emre değişiyor. Emre değiştikçe Emre’nin dünyası, Ayşe değiştikçe Ayşe’nin dünyası, başkaları değiştikçe başkalarının dünyası değişiyor; bu olurken “bütün ve tek” olan dünya da boş durmayıp değişiyor. Zira kendisi, hepimizin dünyalarının kocaman bir bileşkesi. Çözümü, iyileşmeyi, şifalanmayı başkalarından beklememek ne büyük bir özgürlükmüş! Bugünlerde iyice idrak ediyorum. Emre’nin dünyası çok değişti gerçekten. Geçtiğimiz günlerde yapmış olduğum basit bir hafta sonu yolculuğunun bilançosu, her gün yaşadıklarımın, yeni dünyamın bir özeti belki de… Normal şartlarda yolculuk yapmak maliyetli bir iştir. Buradan Bafa Gölü kıyısındaki o güzel mekana gidip gelmek yaklaşık 70 TL’ye mal olur, benim yolculuğum ise 2 (yazı ile iki) TL’ye mal oldu. O da Cumartesi sabahı köyden Dalyan’a…
-
Sen yoksan bir eksiğiz
Defne Koryürek’in bir ara yazdığı üzere, indirimde diye aldığımız sekizinci tişört ile 3.Köprü, Kanal İstanbul vs. arasında düpedüz bir bağ var. İçimizde büyüttüğümüz nefretle birkaç gün önce ölen arkadaşlarımız arasında sıkı bir bağ olduğu gibi… Her şey her şeyi etkiliyor, kocaman bir ağın parçasıyız ve tercihlerimiz geleceğimizi şekillendiriyor. Ne yiyip içtiğimiz, ne giydiğimiz, hangi ürünleri tükettiğimiz, ne düşündüğümüz, enerjimizi neye verdiğimiz … bütün bunların kolektif birliği “hayat”ı meydana getiriyor ve meydana getirdiğimiz hayattan hemen hiçbirimiz memnun değiliz; gerek kişisel boyutta gerekse büyük resme baktığımızda… Bütün bunları sözümona biliyoruz ama hayatlarımıza baktığımızda, uygulamalara gelince birçoğumuza verilecek not “Otur, sıfır!”dan ibaret. Üzgünüm ama öyle… Yok yok üzgün falan değilim, lafın gelişi öyle…